Nasıl Kanser Olunur?

Mart 16, 2008

Esra Ceyhan’ın Kanal D’deki programına konuk olan İ.Ü. Onkoloji Enstitüsü Direktörü Prof. Dr. Erkan Topuz, yine herkesi ekran başına kilitleyen açıklamalar yaptı.

Topuz, kanserle mücadelenin anne karnında başladığına dikkat çekerek hamile kadınların ve bebek sahibi insanların evde dikkat etmeleri gereken noktaları anlattı.
Erkan Topuz, bulaşık deterjanlarından, halıların temizliğine kadar çok önemli ayrıntılardan bahsetti. “Benim mücadelem bu yaştan sonra halkımızı kanserden korumaktır. Kanser tedavisi sonra geliyor. Bir korunma bin tedaviden evladır. Bunları ilk defa duyuyorsunuz ama gerçek bunlar. Ben bunları kendimi bu işe adadığım için anlatıyorum. Bu anlattıklarımı Türkiye ilk defa duyuyor. Belki dünyada da çok az duyan vardır” diyen Prof. Dr. Erkan Topuz, herkesi şaşırtan açıklamalar yaptı.

“Ben gerçekleri anlatıyorum. Ama çok fazla anlatmıyorum çünkü her şey sarsılabilir Türkiye’de” diyen Topuz’un sarsıcı açıklamaları şöyle:

-Evde sokakta giydiğimiz ayakkabılarla dolaşmamalılar. Eğer evde ayakkabı ile geziyorsak dışarıdan geldiğimiz ayakkabıları çıkartıp başka bir ayakkabı giymeliler. Çünkü dışarıdan giydiğimiz ayakkabı ile eve soktuğumuz pestisitler kanserin en önemli sebeplerinden bir tanesidir. (Pestisit: Tarım ürünleri, kimyasallar, egzozdan çıkan gazlar vs)

-Kanserle mücadele anne karnında başlıyor. Anne adayları aşırı miktarda vitamin almaktan kaçınsınlar. Çünkü bilinçsizce alınınca vitaminin içindeki kobalt, bazı aşırı miktarda minareller… Doktor bir tane yut diyordur ama çocuk gelişsin diye bir kaç tane yutuyorlar. Bu çocukta birikime sebep olabilir ve kansere neden olabilir.

-Gökkuşağının 7 rengini, ne buluyorlarsa, hepsinden günde en azından 3-5 tane yesinler. Her bir renkte bir şeyler var.

-Kırmızı et alsınlar gebeler haftada 2 kere. Özellikle balıkla beslensinler. Sağlıklı bir insanın kansere yakalanmaması için, bebeğin daha anne rahmindeyken vücudunun direncinin artması ve zehirleri alarak bağışıklık sisteminin bozulmaması lazım.
-En tehlikeli yer halıdır. Halı bütün pestisitleri tutar. Bu nedenle halıların temizliğine dikkat ediniz. Kesinlikle deterjanla temizlemeyin. Sirkeli su ile silin.

-Deterjan kullanınca muhakkak eldiven kullanın. Plastik eldiven kullanmayın, içine izci eldiveni giyin. Çünkü deterjanlar alerjiktir ve ufak dozlarda alındığı takdirde kronik olarak kanserojendir. (İzci eldiveni: Pamuk eldiven)

-Bulaşık makinasında kullandığınız deterjan da petrol ürünüdür, kanserojendir. Ne kadar yıkarsa yıkansın kalıntılar kalabilir. Eğer sağlığınızı düşünüyorsanız çıkardığınız bulaşıkları sirkeli suyla ya da limonlu suyla silin.

-Her türlü deterjandan kaçınız. Devamlı olarak zeytinyağı ve defne sabununu seçiniz. Ellerinizi, vücudunuzu hakiki zeytinyağ, defne veya fıstık yağından yapılan hakiki sabunlar da seçilebilir. Bunları örnek olarak söylüyorum. Deterjandan kaçıyoruz ve çok aşırı miktarda suyla duruluyoruz.

-Beyaz olan her türlü iç çamaşırınızı muhakkak yeni aldığınızda en az 2 kere kaynatınız. Çünkü bunlar beyazlatılmak için kanserojen maddelerle yıkanıyor.

-Oda spreyleri doğrudan doğruya petrol menşeli. Zehiri soluyorsunuz. Akciğerinize geçiyor ve dolaylı olarak bağışıklık sisteminizi bozuyor.

-Sebzeleri mevsiminde dondurup saklamakta fayda var. Yalnız bir kez çözülünce onu muhakkak pişirin. Mikro dalgada bir kere ısıtın. Ateşte ısıttıklarımızda ise bir kere ısıtınız. Çünkü bir dahaki sefere değeri ölür. DNA’yı bozar. DNA kırılması da kanserojene yol açar.

-Radyasyon kronik olarak kansere en çok yaklaştıran faktörlerden biridir. Televizyondan çok uzak duralım.

-Çocuklarınıza haftada 2 kez balık çorbası içirin ama içine zerdeçal koymak suretiyle. Soğan, sarımsak ve o mevsimin sebzesiyle yapmalısız. Çocuk anne karnındayken bu terbiyeyi almaya başlamalı.

-Gebeler haftada 1 kilo balık tüketmeli. Bu miktarın üzerinde balık tüketilmesine karşıyız. Çünkü en steril balıkta bile az civarda civa vardır. Bu balıklar dip balıkları olmamalı. Somon veya yüzey balığı, Akdeniz, Ege balığı olmalı. Marmara’nın dip balıklarını lütfen tüketmeyiniz.

-Kanola yağı kızartma için en uygun yağdır. Onun dışında birinci seçeneğimiz zeytinyağdır. Memleketimizin iftihar edebileceği yağdır. Fındıkyağı da tercih edilebilir.

-Çocuklarımız fastfood türü yiyecekleri 15 günde bir yiyebilirler. Ama haftada 3 kez yedikleri takdirde beyin tümörlerinde, lenfomalarda ve lösemilerde 3 kat artış gözükecektir. Çocuklarımıza arada bir verebiliriz. Ama dışarıdaki yiyeceklerin nasıl kızartıldığını bilmiyorsunuz. Ona göre hareket edin.

-Çocuklara meyve ve yoğurdu bol yedirelim. Ancak yoğurdu prebiyotik ve ev yoğurdu olarak kullanalım. Yoğurdunuzu evde yapın. Peynir ve çökelek fazla miktarda yiyin. Keçi peyniri çok faydalıdır.

-Çocuklarımızı beyaz un, beyaz şeker ve tuzdan koruyalım.

-Belki tuzcular üzülecekler ama Konya’ya akan kanalizasyonlar ve kirletici sularla, Türkiye’nin en büyük tuzunu karşılayan Tuz Gölü’müz maalesef torbaların içinde çok iyi steril edilmedikleri takdirde bize kanseri ufak ufak taşıyorlar. Bu nedenle kaya tuzunu tercih edin. Yani turşu kurduğunuz tuzu çekin ve çok az miktarda kullanın. Çünkü tuz da kanserojendir.

-Amerika’daki çocukların tombul olmasının sebebi her şeye şeker katmalarıdır. Ucuz beslenmedir.

-En faydalı gıdalardan birisi cevizdir. Daha sonra fındık ve bademdir. Ayçiçeği açık alın. İşlemden geçmemiş olacak, kavurup yiyebilirsiniz. Ama fındık, ceviz gibi yiyecekleri kabuklu alın. Çünkü içine böceklenmesin diye ilaç sıkılmaktadır. Sonsuz faydaları olan yiyeceklerdir. Günde bir avuç muhakkak tüketiniz.

-Elma dünyanın en faydalı gıdalarından birisidir.

-Plastik, bakır, alüminyum kap kullanılmamalı. Porselen, cam ve çelik kullanın. Meyveleri de bu tür kaplarda yıkayın. Bunların içine litresine göre 9-10 çorba kaşığı elma sirkesi atın. Aşağı yukarı yarım saat bekletin. Sonra tekrar yıkamayın. Tekrar mikrop alır.

-Meyvelerin üzerine parlak görünmesi için mum sürülüyor. Bunları hakiki zeytinyağlı sabundan geçirdikten sonra elma sirkeli sudan geçirin. Ya da elma sirkesi ile ovun. Meyveyi kabuğuyla tüketin eğer sterilse.

-Lahana, marul gibi yiyeceklerin ilk dört kabuğunu çöpe atın. İstediğiniz kadar yıkayın bunların üzerindeki pestisitleri temizleyemezsiniz. Çaresi yok.

-3 ayda bir suyunuzu değiştirin. Çok muhteşem sularımız var ama ne olursa olsun tabiatı rezil ediyoruz. Satın aldığımız sularda az miktarda da olsa kanserojen dozlar karışabilir. Bunlar kontrollü sular ama 3 ayda bir değiştirmek gerekiyor.

-Plastik her yerde zehir. Plastik bardaklar, kaplar, plastik herhangi bir şey… Ben ona girmiyorum bu lafı söylersem yer yerinden oynar. Bu plastikler ev yapımına girdiler. Doğrudan doğruya inşaat malzemesi olarak kullanıyorlar. Çok bilinçli olun, çok iyi markalar kullanın. Bunları söylemem demek Türk ekonomisiyle oynamam demek. Ben insanlara kendimi adadım, onun için kimseden korkmuyorum açık açık söylüyorum.

-Meyva suyu yerine posasıyla tüketin. Biz kanserli hastalara suyunu veriyoruz. Meyve suyuna geçmeyen çok madde posada kalıyor. Bu şekilde kolon ve miğde kanserinden korunmuş oluyorsunuz.

-Bakır, özellikle beyin tümörlerinde ön plana çıkıyor. Çok iyi kalaylı olursa bu etki azalıyor. Ama kulağınıza bakır küpe bile takmayın.

-Çocuklarımızı yeşil plastik sahalarda oynatmayınız. Plastik çimenler sentetiktir ve kanserojen madde alabilirler.

-Havuzların iyi temizlenmesine dikkat ediniz. Ozonla temizlemek en fazladır. Aşırı klorluysa yine kansere hazırlık yapıyorsunuz spor yerine.

-Bütün beyazlatıcılardan kaçınız. Çocuklarımızın kullandığı o pırıl pırıl bembeyaz defterler klorla temizleniyorlar. Bunlarla temizlenmemiş defter kullansınlar. Kullandıkları boyalarda da kanserojen etkisi vardır.

KANSER DALGA DALGA GELİYOR

Prof. Dr. Erkan Topuz, verdiği şu çarpıcı bilgi ise kanserin boyutlarını açıkça ortaya koymaktaydı: “Kanser dalga dalga geliyor. 2020 yılında 20 milyon insan kansere yakalanacak. Ama eğer bunları yaparsak belki bunu 15 milyona indirebiliriz. O yüzden gözümüzü açalım. Bu iş çocukluktan başlıyor. Çocuklarımıza bu terbiyeyi vermek zorundayız. Ailedeki çocuk annesini taklit eder. Anne ne yiyorsa çocuk da onu yer.”

Erkan Topuz, yaptığı açıklamalar nedeniyle bir takım sektörleri zor duruma soktuğu eleştirileri için ise, “Benim için insan sağlığı birinci plandadır. Ekonomi ikinci plandadır. Bir insanın kanser olması durumunda devlete ve millete verdiği zarar milyarlarca dolardır. O yüzden dikkatli olduğunuz takdirde ekonomiye de katkınız olur. Aslında ben bunları anlatarak Türkiye’nin ekonomisini de kurtarıyorum farkında değiller” diye konuştu.

TS’nin yeni başkanı Sadri Şener

Şubat 10, 2008

Trabzonspor’un 56. Olağan Genel Kurulun’da sayımın sonuna gelinirken, Sadri Şener’in önde gittiği ve seçimi kazandı gibi.
Trabzonzonspor genel kurulunda 3 bin 296 oy kullanıldı. Trabzonspor tarihinde en çok katılımın olduğu kongre oldu.

İbrahim Hacıosmanoğlu: 1132

Sadri Şener: 2151

Trabzonspor’un 56. Olağan Genel Kurulun’da sayımın sonuna gelindi. resmi rakam açıklanmadı ama Sadri Şener’in başkan seçildiği öğrenildi.

Sadri Şener, kısa bir konuşma yaptı, Trabzonspor’da başkan adayı İbrahim Hacıosmanoğlunu kucaklıyorum, birlik ve beraberlik içinde çalışacağız. Bu kongre Trabzonspora hayırlı olsun” dedi.

İbrahim Hacıosmanoğlu ise, inşallah bir gün bu nöbeti devralırım. Bundan sonra da Trabzonsporun neferi olarak çalışacağım. Hepinize teşekkür ediyorum” dedi.

SADRİ ŞENER KİMDİR?

1951 yılında Trabzon’da doğan Şener, İstanbul Teknik Üniversitesi İnşaat Mühendisliği Bölümü’nden mezun oldu.

Trabzonspor yönetim kurullarında 10 yıl süreyle hizmet veren Şener, 1990′da bu kulübün başkanlığına seçildi. 1994′e kadar başkanlık görevini sürdürdü.

İŞTE SADRİ ŞENER’İN LİSTESİ

Trabzonspor Başkan adayı Sadri Şener’in listesi şu isimlerden oluştu:

“Sadri Şener, Hayrettin Hacısalihoğlu, Levent Erkuloğlu, Celil Hekimoğlu, Mahmut Aksu, Necmettin Aytekin, Cenker Üstün, Saner Ayar, Hasan Yener, İhsan Alioğlu, Mehmet Öksüzoğlu, Muammer Saka, Dursun Köse, Kenan Sönmez ve Ali Sürmen

Karadeniz bölgesi ve turizm: Nasıl?

Eylül 23, 2007

silah

Karadeniz Sahil Yolu’nun bitirilmesine de denk gelen beş yıllık bir aradan sonra eşimle arabamıza atlayıp dört yaşımdaki oğlumuz Sarp’a baba ocağı Trabzon ve Rize’yi gösterme bahanesiyle, İstanbul’un kavurucu sıcağından Zigana ve Kaçkar dağları’nın sisli zirvelerine tadı damağımızda kalan bir kaçamak yapma fırsatı henüz bulabildim. Olbildiğince çok yer gezebilmek, fotoğrafçılık hobimi tatmin edebilmek adına akrabaların yanında kalmak yerine bölgenin kaliteli otellerinde konaklamayı tercih ettik. Tüm pansiyon ve otellerde doluluk oranı yüzde yüz olduğuna bizzat şahit olmanın ötesinde, vızır vızır işleyen turların sayısından, çayını fındığını toplamaya köyüne gelenlerin yanısıra çok sayıda yerli hatta Arap, Alman, Amerikalı ve Yunanlı turistlerin sayısının arttığını da gözlemledim. Bölgeye gelen turist sayısının artmasına paralel oalrak klasik turizm güzergahları da değişmişti. Geçmişte Ayder, Kadırga ve Kümbet gibi 1-2 birkaç yaylanın, Ayasofya ve Sümela’nın dışında tarihi yapıların yanına uğramayan turistler, Hemşin’in en ücra ve yüksek yaylalarına, düne kadar sadece köylülerin katıldığı yayla şenliklerine, adı bile hatırlanmayan restorasyon yüzü görmemiş kilise yıkıntılarına uğruyor, tur rehberlerinden bağımsız harekert ederek yerli halkla nisbeten daha fazla diyalog kurmaya başlıyordu. Küresel ısınmanın olmaz olası arayışlarından birisi olarak bünyeler serin yerler aradığından mıydı bu izdiham? ulaşım ve konaklama imkanlarının artışıyla mı açıklanmalıydı yoksa son bir kaç yıldır sözde refah seviyesi artan halkımız gezip tozmaya ayıracak ek bütçe mi oluşturabilmişti?

Trabzon imparatorlarının kemikleri belediye mezarlığına mı gömülecek?

Eylül 23, 2007

Kızlar Manastırı

Trabzon, Kızlar manastırında yapılan kazılarda belki de Trabzon imparatorları’na ait iskeletler neredeyse 2 yıl önce bulundu acaba çıkaranlar ya da kemikleri incelemek üzere teslim alanlar durumun farkında mı?…
Kızlar manastırı ya da Rumca adıyla Panagia Theoskepastos (Tanrı tarafından örtülmüş ve korunmuş) Trabzon ili, merkez ilçede, Boztepe’nin güney yamacında, Trabzon’un doğu cephesine bakan bir kaya şapelin çevresinde geniş bir alana kurulmuştur. Trabzon İmparatorluğu’nun tek rahibeler manastırı olma özelliğinde olan yapı, İmparator III. Alexios (1349- 1390) döneminde inşa edilmiştir. F. Cumont manastırın yapıldığı mağaranın, bir zamanlar Işık Tanrı’sı Mithra’ya ibadet için kullanıldığı fikrinde olduğunu yazmıştır. Eski fresk katmanları incelendiğinde, rahibeler manastırı olmadan önce mağarasının, kilise olarak kullanıldığı görülmüştür. Mağara kilisenin tarihi (hele Mithra dönemi de düşünülürse) çok eskiye uzanmasına rağmen, manastır İrene tarafından MS 1340’larda yaptırlımış ya da daha eski bir dini yapı manastıra çevrilmiştir. 1376’da Despot Andronikos, 1417’de Komnenos III. Manuel, 1429’da Komnenos IV. Alexios manastır bahçesine gömülmüşlerdir.

Hükümet şimdi de yaylalara el attı!

Eylül 23, 2007

camlihemsin

Hidroelektrik santraller, nehirlerin özelleştirilmesi, Karadeniz sahil yolu, nükleer santraller, Bergama, Hasankeyf derken, hükümet çevre konusunda gemi azıya aldı. Şimdi de yaylaları birbirine bağlamaya uğraşarak, Doğu Karadeniz dağlarını deliş deşik etmeye uğraşıyor.

Hükümet, ne yazık ki çevre konusunda ne kadar duyarsız olduğunu ispatlama yarışına girdi. Bugüne kadar verilen çevre mücadeleleri boşuna mı dedirtecek işlere imza atmaya devam ediyor hükümet. A.A.’nın haberine göre, “Ordu-Artvin arasındaki yaylaların birleştirilerek yayla turizmi süresinin uzatılması” planlanıyor. Bayındırlık Bakanı Faruk Özak, ‘Yolların birleştirilmesiyle turistler bir yaylayı günübirlik gezmek yerine yöredeki tüm yaylaları gezme fırsatı bulacak’ diyor. Böyle bir şeye neden ihtiyaç duyulur anlamak gerçekten zor. Ordu’dan yaylaya giren bir turist bir günde soluğu Rize’de mi alacak? Böyle mi düşünülüyor yani?

Karadeniz sahillerini taşlarla dolduranlar, şimdi de dağlara mı göz dikti yoksa? Ne kadar vahim bir tablo. Hükümet her şeyi paraya çevirmeye uğraşıyor. Ne de olsa Rize’nin ilk belediye başkanlarından biri de karayı paraya çeviren adam olarak nam salmıştı.
Bayındırlık ve İskân Bakanı Faruk Nafiz Özak’ın, “Türkiye’de şimdiye kadar yapılmamış bir proje hazırlayarak Karadeniz yaylalarını birleştirmeyi planladıklarını” söylemesi kelimenin tam anlamıyla fiyaskodur. Projenin Ordu’dan başlayarak Giresun, Trabzon, Gümüşhane’nin kuzeyi, Rize ve Artvin arasındaki yaylaların birleştirilmesini kapsaması ise daha da kötü. Sahilden kayalarla yolculuk yapanlar, dağlardan da yollarla aşacak!

Çotanak ve esmer eller…

Eylül 23, 2007

Bölge insanının kendini, bu ‘konar göçerler’ karşısında yerleşik, görgülü, muasır, üstün ve trajikomik olarak ‘zengin’ hissetmesi, en az Kürt işçilerin maruz kaldığı şoven şiddet kadar vahimdir
O çatık kaşlı, sisli halleriyle yorgun, mahmur ve dalgın görünen Karadeniz sabahlarında çocuk cıvıltıları ile uyanmak hoş. Pekala tüm sabahlar dingindir ya, Karadeniz sabahları, “her an sağanak kıvamla ortalığın altını üstüne getirebilirim” türünden tehditkâr bulutları ile, sis altında birbirine daha bir uzak görünen dağınık evleriyle daha bir gergin ve bir stresi hazmetmeye çalışır gibi sessizdir.
İşte saat daha 07.00′yi göstermeden, bir Karadeniz sabahına uyanıp da, ip atlayan, koşturan, şakalaşan çocuk sesleri işitmek pek pek hoş o yüzden… Evleri birbirine pek uzak olan köyün yerli çocuklarının böyle gürültü patırtı yaptığı, yaramazlık eyleyip, öyle sabahın netameliliği ile dalga geçtiği pek olmaz. Öyle ki, güneş daha sabaha ve bulutlara külhanbeyliğini göstermeden cıvıldamaya başlayan bu çocuklar, köylerimizdeki Kürt çocuklarıdır… Köylerimize Kürt çocuklar geldi de, harmanlarımıza, sabahlarımıza canlılık geldi. Kasvet ikliminden ve o tehdit atmosferinden mürekkep bu sabah sendromu ile arası iyi olmayan ben gibi Karadenizliler için Kürt çocukları ile gelen bu hareketlilik, sevimli bir tebessüme neden oluyor elbet. Ne var ki pastoral romantizm de bir yere kadar…

Kadıköyde Karadeniz haftası günleri sürüyor

Eylül 23, 2007

Kadıköy Meydanı olarak bilinen vapur iskeleleri ve otobüs duraklarının yanında bulunan alanda Karadeniz Sivil Toplum Birliği (KASTOB) tarafından organize edilen “Karadeniz Haftası ve Şenlikleri” adıyla düzenlenen sergide, Karadeniz Bölgesi illerinden çeşitli dernekler ve girişimciler memleketlerini temsil eden ürünleri sergiliyor veya satıyor. Kadıköy’de her gece düzenlenen konserlere katılan yüzlerce Karadenizli, doyasıya eğleniyor, horon edip, türkülere eşlik eden Karadenizliler, yerel sanatçının söylediği şarkılarla coşuyorlar.