Trabzon Blog

Ekim 29, 2006

Cumhuriyetimiz 83 yaşında

Kategori: Diğer — Erdem Ergün @ 1:11 am

Türkiye’de cumhuriyet yönetiminden önce padişahlık yönetimi vardı. O zamanlar ülkemizin adı Osmanlı İmparatorloğu idi. Padişahlık babadan oğula geçerdi. Padişahın sözleri kanundu. Her şeye o karar verirdi. İlk padişahlar çok iyi çalıştılar. Ülkemizi iyi yönettiler.

Son padişahlar fazla yetenekli değillerdi. Ülkemizi iyi idare etmemeye başladılar. Zevk ve sefaya daldılar. Çeşitli savaşlarda yenildik. Osmanlı devleti parçalandı.

Mustafa Kemal Paşa bu duruma seyirci kalmadı. 19 Mayıs 1919’da Samsun’a geldi. Erzurum’da ve Sivas’da yurtsever kişilerle toplantılar yaptı. Yeni bir hükümet kurdular. Kurtuluş Savaşı ile düşmanları yurdumuzdan kovdular. Bu arada Padişah da ülkeden kaçtı. Daha sonra Lozan Barışı ile ülkemizin sınırları çizildi.

29 Ekim 1923’de Cumhuriyet ilan edildi. Cumhurbaşkanlığına da Gazi Mustafa Kemal Paşa seçildi. Devletimizin adı da Türkiye Cumhuriyeti Devleti oldu.

Cumhuriyet en güzel yönetim şeklidir. Milletin kendi kendisini yönetmesi demektir. Halk, yöneticilerini seçim ile iş başına getirir.

Atatürk Cumhuriyet’i 29 Ekim 1923’de kurduğu için her yıl bu tarihte Cumhuriyet Bayramını kutlarız.

Ekim 28, 2006

Tonya’ya Temel heykeli dikildi

Kategori: Diğer — Erdem Ergün @ 10:51 am

Trabzon’un Tonya ilçesine Karadeniz fıkralarının vazgeçilmezi Temel’in heykeli dikildi. Kültür Bakanlığı tarafından yaptırılan heykelin yanına bir ay sonra da Fadime’nin heykeli de yerleştirilecek.

Trabzon’un Tonya ilçesi Belediye Başkanı Ahmet Kurt’un Kültür ve Turizm Bakanlığı’ndan talebi üzerine ilçeye Temel’in 2 metre boyundaki heykeli gönderildi. Belediye binası önüne yerleştirilen Kemençeli Temel heykelinin kaidesinin çevresinde 3 fıkra yeralıyor.

Tonya Belediye Başkanı Ahmet Kurt, “Karadeniz’in tanıtımına son derece katkı sağlamış bir figürün yaşatılması gerekiyor. Bunun simgeleştirilmesi gerekiyordu. Karadenizli Temeller hayatı alaya almışlar. Hem güldürüyor, hem de zekasını konuşturuyor. Bizim yaptığımız gibi anıtlaşırsa, geleceğe doğru gideriz. Ben sadece ilk adımı attım” dedi.

Temelin heykeli olur da Fadime’ninki eksik kalır mı? Heykeltraşlar Fadime’nin heykelini de 1 ay içinde bitirip Temel’in yanına yerleştirecek.

TEMEL EVİ PROJESİ
Belediye Başkanı Ahmet Kurt’un temel ile ilgili yeni projeleri de var.
Kurt, “Bir Temel evi oluşturmaya düşünüyoruz. Trabzon’a gelen turistler Temel’in evine uğrayıp konaklayacak. Burada kahve içerken, fonda İngilizce ya da Almanca fıkralar dinleyebilecek” diye konuştu.

Tonyalılar, bir süre önce de yaşanmış mizahi olayları fıkralaştırarak kitap haline getirmişti.

“Ocak” adlı oyun perdelerini seyirciye açtı

Kategori: Kültür, Sanat — Pedaliza @ 3:06 am

Trabzon Devlet Tiyatrosu Sezona “Ocak” sıcaklığında başladı
Sezonun kapanmasıyla neredeyse hiç haber alınamayan Trabzon DT bu yıl repertuarına aldığı “Ocak” Adlı oyun ile perdelerini seyircilerine açtı.

Peki arşivinde binlerce tekst bulunduran devlet tiyatrosunda Trabzon DT neden 1956 ‘da yazılmış bir oyunu seçip oynadı?
Trabzon DT bu sene repertuarını geçen sene olduğu gibi bir tiyatronun sorumluluğu gereği sanatsal içeriği,niteliği ve özellikle kültürel ve toplumsal erezyonu işaret eden oynları öncelik edinmiştir. “Ocak” tam bu noktada neredeyse yok olmaya yaklaşmış Türk aile prototipini sıcaklığı samimiyeti ve kulağımızı hafifçe burkarak hatırlattığı unutmamamız gereken değerleri canlı performans ile göstermektedir. Turgut Özakman’ın kaleminin gücü ve dilimizi kullanışındaki samimiyet pürüssüzlük ve tabi oyunun sözüde oyunun seçilmesinde büyük etken olmuştur.
Mehmet Akif Ersoy ,İstiklal marşımızda “Sönmeden önce yurdumun üstünde en son Ocak” diyordu. Burada adı geçen ocak, tabiki ailedir.Tarihte bir çok Ocak yorumuna rastlanır Hz.Ali soylu din ekolü sahiplerinin oluşturduğu topluluğa Ocak denirdi.Eski Türklerde Şaman’ın yaşadığı eve Ocak denirdi.Sonra Yeniçeriler inanışları gereği kışlalarını Ocak diye andılar.Görüldüğü üzre Ocak daha çok mistizm ve eğitim sistematiği verilen yerlere denmişken.İstiklal Marşımızda Aile olarak karşımıza çıkmakta.Çünkü insan tüm bu eğitimlerini aile ocağında alır.Kültürü,dini,alışkanlıkları,gelenk ve görenekleri,milli ve hamasi özellikleri,dünyaya bakışını ilk aldığı yani kişinin demirinin tavında dövüldüğü yer “Ocak”tır.
Buradan yola çıkarak bu ismin özellikle tercih edildiğini anlayabiliriz.Peki neydi bu düşünceyi besleyen?
Adalet Parti döneminde Türkiye artık her mahallesinden zenginler çıkartma vaadleri ile kanmış,marshall yardımlarıyla besletilmiş,uçak fabrikası daha ucuz uçak vaadiyle kapatılmış, Mustafa Kemal’ in başlattığı
Sanayi devrimi bir anda durdurulmuş ,topluma başka bir sıvı zerk edilmeye başlamıştı.İşte tam bu sıralarda yazıldı “Ocak” !
Oyundaki aile dönemin yeni vaadlerinin tam ortasında yok olmak ile var olmak arasında durmakta.Baba hayalleri ve yeni projeleriyle bir anda zengin olma hayali kurarken.Küçük oğlan ailesinin fakirliğinden utanıp mahalledeki çocuklara paşa masalları anlatmaktadır.Anne evin tam merkezinde ,ortanca oğlu fazıl ile fırtınanın tam ortasında aileyi bir arada tutmak ve korumak için savaşmaktadırlar.Dönemin romantizminde yaşayan aksak kızları ise sahte beyaz prense aşık olmuş ve onunla olmak için evden gizlice kaçmaktadır.Evin büyük oğlu ise çalışmanın faydasızlığı üzerine safsatalar uydurup tamda dönemin sanatçısı gibi zevki sefanın peşine düşüp gerçeklerdense hayalleri tercih etmiştir.Evde yaşamakta olan Büyükanne artık hiç birşey hatırlıyamaz olmuş yada geçmişini beğenmediği için kendine yeni bir hayat hikayesi yazmış bunu evdekilere anlatmaktadır.Aile büyük güçlükler içine düşer babanın ve büyük oğlanın hayalciliği,kızın kaçışı,küçük oğlanın hayalciliğe özentisi ve büyükannenin evde sadece zahmet çıkartması ,fakirlik içinde Fazıl ve Anne tüm güçlerini sonuna kadar kullanırlar.Bazen kırılırlar ama pes etmez aile için savaşırlar.Sonunda aile ne kadar zorluk yaşasa yaşasın sonunda kırgınlıklar gider çocuklar ailenin çatısına omuz koyar ve aile yeniden birleşir güçlenir.Eskisinden de sağlam bir kale haline gelir.
Netice ; “Ocak” sönmez………..

Ekim 22, 2006

Bayramınız Kutlu Olsun

Kategori: Diğer — Erdem Ergün @ 8:15 pm

Bayramlar, dargınlıkların unutulduğu, insanların barıştığı, kardeşçe kucaklaştığı günlerdir. Bayramlar, milli ve dini duyguların, inançların, örf ve adetlerin uygulandığı bir toplumda millet olma şuurunun şekillendiği, kuvvetlendiği günlerdir. Sevgi dolu ve huzurlu nice bayramlar geçirmek dileğiyle…

trabzon.org ekibi.

Ekim 14, 2006

Hokkabaz

Kategori: Komik, Sanat — Erdem Ergün @ 12:28 am

Cem Yılmaz’ın yeni filmi Hokkabaz 20 Ekim’de sinemalarda yayına giriyor.Filmin öyküsü kısaca şöyle;

İskender ve Maradona, yıllardan beri birbirlerinden kopmamış çocukluk arkadaşlarıdır. İskender’in sihir yeteneği, insanlar tarafından hokkabazlık ifadesi ile küçümsense de o kendisinin çok başarılı bir sihirbaz olduğunu düşünmektedir. Ona bu konuda tek inanan ise arkadaşı Maradona’dır. Babası bile yıllar evvel oğlunu takdir etmeyi bırakmıştır. Fakat bir gün İskender ve Maradona, İstanbul’u acilen terketmek zorunda kalınca turne ekibine İskender’in babası Sait’i de almak zorunda kalırlar. Bu mecburi yolculuk, baba ve oğulu kaynaştırırken beklenmedik bir dağılmanın da tohumlarını atacakır.

Filmin fragmanı için tıklayın

hokkobaz

Ekim 4, 2006

Trabzon’un Anlamı

Kategori: Kültür — Erdem Ergün @ 9:28 pm

Karadeniz’in doğu kıyılarını bir taç gibi süsleyen Trabzon için bizim tatlı sözlü seyyahımız Evliya Çelebi şöyle der:
- Bu şehre küçük İstanbul denilse yeridir. İrem bağları gibi süslü bir şehirdir burası. Hamsi balığı pek meşhurdur. Onun için şu beyitleri söylerler:
Trabzondur yerümüz
Ahça tutmaz elümüz
Hamsi paluk olmasa
Nic’olurdu halumuz
Evliya Çelebi, Trabzon’u bütün özellikleriyle anlata dursun biz, adı üzerindeki söylentilere geçelim:
Bir zamanlar Trabzon’un bulunduğu yerde küçük, şirin bir kasaba varmış. Bir gün, kasabaya, tozu dumana katarak dört nala, bir atlı girmiş. Doğruca nalbant dükkanına giderek haykırmış:
- Atım terini soğutmadan tiz nallayın! Yoksa hepinizi kılıçtan geçirim.
Herkes, süvarinin heybetinden titremeye başlamış. Nalbant hemen dört nal hazırlayıp süvariye uzatmış:
- Yiğidim, gör nalları! Beğenirsen çivileyelim, demiş.
Süvari nalları şöyle bir yoklamış, avucunda sıkarak iki büklüm edivermiş:
- Ben teneke değil, nal isterim! diye gürlemiş.
Nalbant bu defa, halis çelikten dört nal hazırlamış, atını nallamış. Atlı yabancı memnun. Cebinden bir altın çıkararak nalbanta uzatmış. Nalbant, altını parmakları arasında şöyle bir sürtüştürmüş. Paranın bütün yazıları silinmiş. Kendine dikkatle bakan atlıya:
- Al bu bozuk altını! Baksana tuğrası bozulmuş, diye uzatmış.
Yiğit adam şaşırmış, bir altın daha çıkarmış. Nalbant bir sürtüşle, onun da tuğrasını bozmuş. O zaman atlı, karşısındakinin hiç de yabana atılır birisi olmadığını anlamış:
- Hey, demiş. Atla atına, düş peşime. Sen bir nalbant dükkanına değil, er meydanına layıksın.
O günden sonra bu kasabanın adı “Tuğra bozan” olmuş. Ve bu isim, zamanla “Trabzon” biçiminde söylenmiş.
Bir başka söylentiye göre de, Trabzon kalesi, sofraya benzer, yuvarlak, kesme taşlardan yapılmış. Bugün bile Trabzon’un Harmankaya’sında bu taşlardan varmış. Sofraya benzetilen taşlardan… Rumlar, sofraya “trabeze” dediklerinden, şehrin adı da Trabzon
olmuş.
Evliya Çelebi’miz, Trabzon’un ilk kurucusunun, zevk ehli, şen şatır bir kadın olduğunu, bundan dolayı bu şehre, neşeli kadın anlamına gelen “Tarb-zen” denildiğini, ya da suyu ve havasının hoşluğundan dolayı “tarb-ı efzun” adının verildiğini kaybeder. Bazı kitaplarda da, Trabzon adının “Tuğra basan” dan geldiği, bu şehirde de, sultanların kendi adlarına tuğralı sikke, yani madeni para bastırdıkları kayıtlıdır.

WordPress üzerine kurulmuştur.