Bir Mezar Taşı Neler Anlatır?

Bir Mezar Taşı Neler Anlatır Yazısı’nı mezartaşlarında yazılı isimleri ad ve soyadları ile birlikte telafuz etmeden ve köy isimlerini anmadan bazı minik “düzeltmelerle” yeniden yayınlıyoruz. Bu düzeltmeyi sadece o insanların kendileri ve geride kalan ailelerine olan saygımızdan yapıyorum. Bir yazıda isimleri geçtiği için öngöremediğimiz bir nedenden ötürü incinmelerine / incitilmelerine vesile olmak istemem. Zira bu topraklarda, hoşgörü, hoşgörüsüzlük, tahammül ya da tahammülsüzlük nerede başlar, nerede biter ya da doğru olan nediri kestirmek zordur.

Önce size bu yazıyı kaleme almama neyin vesile olduğunu anlatmak istiyorum. Biz Trabzonlu bir aileyiz. Ancak yakın zamana kadar Bayburt’ta da yerlerimiz vardı. Hatta ailemizin bazı eski üyelerinin mezarları da Bayburt’un köylerindedir. Henüz çocukluk yıllarımda iken dinlemiştim o taraflardaki bir aile dostumuzun büyükhalasının hikayesini derin memleket meselerinin konuşulduğu bir ortamda. Bilirsiniz o sohbetler o kadar zengin ve derindir ki dünyalar kurulur, yıkılır ve yeniden kurulur. O sohbette laf lafı açtıkca aslında benzer hikayelerin yaşanmış olduğunu ama bir şekilde sır şekline bürünüp gelecek kuşaklara anlatılmadığını da anlamıştım bir şekilde. Bunun nedenlerini ise şimdi daha iyi anlayabiliyorum.
Gelelim o büyükhalanın hikayesine.
1900’lü yıllarda o ailenin büyükdedeleri bir akşam üzeri tarlalarından evlerine dönerken yolun kenarında ağlayan 3-4 yaşlarında bir kız çocuğu buluyorlar. Çocuk onların bilmediği bir dilde yani Ermenice konuşuyor. Adını hatırlamıyor. Nasıl kaybolduğu, niçin orda olduğunu kimse bilmiyor. Aile o çocuğu alıyor, ismini söyleyemediği için yeni bir isim veriyor, kendi örf, adet ve gelenekleri ile aileden biri olarak büyütüyor. Akrabadan biri ile evlendiriyor. Bizden biri olarak yaşıyor ve öyle de veda ediyor bu dünyaya.
Ancak bu durum bir sır olarak kalıyor ailede ve mümkün olduğunca hiçbir ortamda böyle bir olaydan bahsedilmiyor.
Sonra benzer yaşam hikayelerini başka ortamlarda da duydum. Göç yollarında kaybedilen ya da doğrudan komşularına emanet edilen çocukların hikayeleri. Bu hikayeler elbette sadece bu topraklarda da yaşanmadı ve yaşanmıyor. Şu veya bu nedenle göçün olduğu her yerde yaşanıyor bu dramlar ve dramın beraberinde taşığı insani değerler. Benim anlatmak istediğim her türlü önyargıdan sıyrılıp yaşanan bu insani boyutu hatırlamak sadece.

Gelelim Bayburt’un iki ayrı köyünde gördüğüm mezartaşlarının bana neleri hatırlattığına.
Bir süre önce Bayburt’a gittim. Büyükdedelerim orda yaşamış, babamın çocukluğu da ordaki bir köyde geçmişti. babamın çocukluğunun geçtiği yerleri birlikte dolaşırken ve yukardaki hikaye aklımın ucunda bile değilken köyün mezarlığında gördüğüm bir mezartaşındaki isim beni bir anda “acaba” sorusu ile o günlere götürdü. Yoksa bu mezartaşındaki isimler de o çocuklardan birileri miydi diye. Belki o çocuklardan birileriydi belki de değildi. Bilemiyorum.
Ben bir yere gittğim zaman ordaki mezarlığı mutlaka ziyare etmeye çalışırım. İtikatımın çok yuksek olması sebebi ile değil; mezartaşlarını okumaya olan ilgim nedeniyledir bu ziyaret aynı zamanda. Mezartaşlarını okurken de nice hayat hikayesi gelir geçer gözümün önünden. Çünkü bizim mezartaşlarımızda inanılmaz hikayeler ile karşılaşabilirsiniz. Bazen tek bir kelime, bazen tek bir isim, bazen uzun bir yazıdır o taşlara kazınan. Tamam mezarlıklarımız çok bakımsızdır ama eğer doğru ve önyargısız bir şekilde okursanız; o kadar çok şey anlatır ki size taşlar o bakımsızlığı da unutur gidersiniz bir an.
Bazen de hiç ummadığınız bir anda oyle bir mezartaşı çıkar ki karşınıza tüm bildikleriniz ya da duygularınız altüst olur. Size dayatılanın -her kesimden ve her taraftan- ne kadar yalan ya da temelsiz olduğunu anlarsınız bir anda. Bazen de kendi bildikleriniz ve önyargılarınız allak bullak olur o taşlardaki yazılar ile. Neyin doğru, neyin yanlış olduğu karışır birbirine. Ama karışmayan bir şey vardır. Her mezar taşının mutlaka bir hikayesi olduğu.
İşte böyle bir duygu dünyasında çektim aşağıda gördüğünüz fotoğrafları.
İki ayrı mezarlıkta iki isim. Birisi Maya diğeri ise Evre. Bu isimler, beni daha önce benzerlerini duymuş olduğum o hayat hikayelerine götürdü işte.
Belki bu mezartaşları aynı hikayeyi anlatmıyordu, belki benzer bir hikaye vardı yaşanan. Bilemiyorum.
Mezartaşlarında yazılı olan bu isimler hem Türk hem de Ermeni ailelerinin kullandıkları isimler ama soyisimler Türk’tü. Her iki mezartaşında da ruhlarına fatiha dilekleri vardı. (Soyisimlerini ve aileye ait bilgileri girişte belirttiğim nedenlerle yazmıyorum. Fotoğraflarda da o bölümleri kararatım)
Böyle bir duygu dünyası içinde beyniniz sizi bir tarihlerde bir yerlerde yaşanmış ve bugün dünyanın farklı coğrafyalarında hala yaşanmakta olan arkada yatan drama, o dram içindeki inanılmaz insani boyuta, komşuluk ve sonsuz güven dünyasına götürüyor.
Türkiye’nin birçok yerinde olduğu gibi Bayburt’un bazı köylerinde de yaşayan Ermeniler var 1900′lü yıllarda. Ancak insanlar göç yollarına düşünce bazı aileler sadece evlerini, atlarını, ineklerini, ya da tarlalarını bırakmamış geride.
Dünyadaki en sevdikleri varlıkları olan çocuklarını yanlarına almayan aileler de var. Çünkü nedeni ne olursa olsun göç yolları bilinmeze bir yolculuktur. O yolculukta başa ne geleceği, kimin ölüp kimin ayakta kalacağı ve de gittiği yerde mutlu olup olmayacağı bilinemez.
Ama bilinen çok önemli bir gerçek vardır elbette.
Gidenlerin geride bıraktıkları çocuklarına en az kendileri kadar iyi bakabilecek Türk komşularının varlığı.
Çünkü yüzlerce senedir bir arada yaşamışlar zaten. Komşuluk, dostluk ve güven o denli derin ki çocuğunu belki bir daha hiç görmemek üzere komşularına emanet edebilmişler.
O çocuklar Türk aileler ile büyümüşler, bazılarının isimleri bile aynı kalmış.
Belki kendi öz ailelerini bir daha hiç görememişler.
Aileleri de yanında büyüdükleri Türk aileler olmuş.
Bu fotoğraftaki mezartaşları bende bunları çağrıştırdı.
Bir Bayburt köyündeki mezartaşında ruhuna fatiha okunan iki kadın. Maya ve Evre. Belki Ermeni aileden geriye kalan ve büyükdedelerimize emanet edilen iki kız çocuğu onlar. Belki de yüzlerce yıldır bir arada yaşadıkları için aynı isimleri kullanan Türk ailenin kızları.
Hangisi doğru bilemiyorum. Hem ne önemi var ki. Gercek olan; böyle hayatların dünyanın farklı köşelerinde ve insanlığın henüz bitmediği yerlerde yaşanmış olması bir şekilde. Hala daha da yaşanmakta.
Doğdukları yerde ailelerinden ayrı düştükleri için yetim kalanların hikayeleri. Orda doğmuş, ailelerinden ayrı düşüp ordaki komşularının elinde büyümüş, orda yaşamış ve orda ölmüş olanların hikayeleri.
İyi bakmak, iyi okumak lazım.
Hrat Dink öldürüldüğünde Hepmiz Ermeniyiz sloganlarını, anlamayan, anlayamayan ya da anlamak istemeyenlerin büyükdedelerinden alacağı çok ders olsa gerek bu mezartaşı öykülerinden.
Bu ders aynı kıt görüşe sahip olan, kendi tek boyutlu resmi söylemi dışına çıkamayan ve de bu derin insani boyutu göremeyen, görmek istemeyen algılayamayan diğer taraftaki bazıları için de gecerlidir elbette.

Yorum Yaz

You must be logged in to post a comment.