
Türkiye sinemasına ya da bilinegelen ismiyle Yeşilçam’a nitelikli filmler kazandırmış usta yönetmen Zeki Ökten hakkında yayınlanan Yoksul: Zeki Ökten isimli çalışma yönetmenin filmleri hakkında yazılan birbirinden değerli makalelerin yanı sıra, kendisiyle yapılmış söyleşiyi de yer veriyor.
Ali Karadoğan tarafından derlenen kitapta, Karadoğan’ın Ökten’le yaptığı, “Sinema Erdemdir” başlıklı söyleşiyle başlayan okuma serüveni, Ökten’i ve sinamasını, sinemadaki tavrını ortaya koyan ve eleştiren yazılarla zenginlik kazanıyor. Ankara Sinema Derneği’nin düzenlediği 13.Avrupa Filmleri Festivali’nin ardından hazırlanmaya başlanan ve Agah Özgüç’ün önsözüyle sunulan kitapta, filmlerinde melodramı, toplumsal gerçekçiliği ve başat olarak da yoksulluğu vurgulayan Zeki Ökten’in filmleri hakkındaki eleştirileri okumak mümkün.
Yazı Serkan Türk
16.06.2008
Geçtiğimiz ay Trabzon’da 9.su düzenlenen Karadeniz’e Kıyısı olan ülkeler tiyatro festivali kapsamında bir yazı kaleme almıştım. 2-15 Mayıs tarihleri arasında gerçekleştirilen bu festivalin tamamını takip ettikten sonra da yeni bir yazıyla değerlendirme yapabilirdim diye düşünüyordum
Oyunlara katılan ülkeler, seçtikleri oyunlar ve oyunculukları kadar beni ve tiyatro severleri ilgilendiren başka bir olaya dikkat çekmek istemiş, 9. kez düzenlenen bir festivalin başlangıcında şehirler bütünleşememesi, basın yoluyla halkın bu etkinlikte daha çok yer almasının sağlanması gerektiği hususunda fikirlerimi ortaya koymuştum. Birkaç sivil toplum örgütünün ve oyuncuların yürüyüşüyle başlayan bu festivalin yüzlerce insanın katılmasıyla şehirle bütünleşmesi gerekliliğinin altını çizmiştim. Trabzon Devlet Tiyatrosu müdürünün basınla mesafeli duruşunun festivalin daha sade geçmesine sebep olduğunu belirtmiştim. Oyuncular bir hafta kadar önce Radyo ve Televizyon programlarına katılarak festivalin daha coşkun geçmesi konusunda halka çağrı yapabilirdi.
Festival kapsamında oyun çeşitliliği konusunda da sıkıntılar gözledim. Misafir ülke oyuncularının çoğu amatör kökenli ekipler. Dışarıdan gelen amatörlere açık ama ülkemizdeki amatör ekiplere kapalı bir festivalin yeniden gözden geçirilmesinin daha sağlıklı olacağını düşünüyorum. Trabzon’da 15. yılını geride bırakan Trabzon Sanat Tiyatrosu ve Trabzon Şehir Tiyatrosu’nun etkinliğin bir bölümünde yer almasının ne kadar şık olabileceğini düşünülmesi gerekiyordu. Bu iki ekipte oyunlarını Hüseyin Kazaz Kültür Merkezinin salonunda oynuyorlar. Festival kapsamındaki tarihlerde aynı salonun Devlet Tiyatrosuna tahsis edilmesi dolayısıyla oyunlarını sahneleme şansları olmadı. Tek ekip biziz düşüncesinin hiçbirimize yararı yok oysa. Bu anlamda Sayın Gökçer’in görevini önümüzdeki yılda sürdürecekse bu konuyu gözden geçirmesini diliyorum.
20. Yılını kutlayan tiyatromuzda ne yazık ki bu coşkunun yaratılmamış olması beni ve birçok tiyatro severi hayal kırıklığına uğrattı. 1990’larda gerçekleştirilen Muhsin Ertuğrul günleri kapsamında nitelikli çok sayıda oyun Haluk Ongan sahnesinde seyirciyle buluşmuş ve o dönem çok başarılı olmuştu.
Bu yazıyı yazma nedenime gelince, festival kapsamında düşüncesini ifade eden yazarlar, eleştirmenlerle hemen hemen aynı şeyleri yazmış, radyo programlarımda da ifade etmiştim. 9. Uluslar arası Tiyatro Festivali başlıklı yazıma tiyatronline sitesi editörü Yaşam Kaya yer vermek istediğini belirtmişti. Sonraki yazışmamızda benden yazı için bir fotoğrafta rica etmişti. Sizlerinde gazeteport’ta öncelikli okuduğunuz bu yazı, bahsettiğim sitede 5 gün kadar yayında kaldı. Yazımı daha sonra gerekçe bildirilmeksizin aynı editör siteden kaldırıldı. Eleştiri kabul etmeyen bir tiyatro yönetimi ve karşılarında tiyatronun gelişimine katkı sağlayabilecek yazılar yayımlayan bir site yönetimi yazım dolayısıyla ne yazık ki karşı karşıya geldi. Editörlük görevi verdiği kararın arkasında durmayı gerektirir. Ne yazık ki Yaşam Kaya gelen baskılara dayanamayıp yazımı siteden kaldırmayı uygun gördü. Yazımın tiyatronline sitesinde yayımlanması ya da yayımlanmaması değil üzerinde durduğum şey. Etik olarak yapılan işin doğru olmaması. Sansür, yasakçı zihniyet her yerde kendini gösteriyor. Sanat işi yapan kişilerin bu tür konularda aynı duruma düşmesini çok acıklı buluyorum. Geçtiğimiz aylarda Düğün ya da Davul adlı oyunla benzer bir çağdışı uygulamaya maruz kalmıştı tiyatro yönetimimiz. Bizler söküklerimizi birbirimize göstereceğiz ki, daha gülünç duruma düşmeyelim.
Festival süreci içerisinde çıkan gazetelere göz attığımızda Sayın Gökçer’in başarısızlığını Taka Gazetesi 12 Mayıs tarihli bir haberle şöyle duyuruyordu: “Festivalin öncesinde Tiyatro yönetimi toplu olarak basın kuruluşlarını gezer ve duyuru için bir dizi çalışma yapardı. Bu dönem olmadı! Ne yapıldı? Kadri Özcan dönemindeki yazılar kopyalanmış ve Murat Gökçer’in resmi konularak anonslarla iş geçiştirilmiş. Umarız bundan sonra ‘yapılmak için festival yapılmaz.’ Ve Festival yapılırken de kentle birlikte kenetlenilir. Murat Gökçer, birilerine mesafe koyabilir ama kent ile tiyatro arasına duvar çekemez!”.
Bir önceki yönetimin kaleme aldığı yazıları 20. Yıl kitapçığına kendi yazısı gibi kopyala yapıştır yöntemi kullanarak eklemiş birinin kanımca yönetimde başarısından söz edilemez. Tiyatro Müdürlüğü oyun gereği verilmiş bir rol değil üstelik. Geçtiğimiz yazımda belli konularda yanıtlar istediğim Sayın Gökçer’in bu yazıma yanıt vermesini hiç beklemiyorum.
bkz:http://www.gazeteport.com.tr/YAZARARANIYOR/NEWS/GP_229530

Karadenizli müzisyen Kazım Koyuncu’nun doğup büyüdüğü Hopa’daki evi müze oluyor. Kazım Koyuncu’nun ailesi 2005 yılı hairan ayında amansız hastalık yüzünden yitirdikleri oğullarının anısını yaşatmak amacıyla köyü Pançol’da doğup büyüdüğü evi müze haline getirmek için gerekli hazırlıklara başladı. Müzede Kazım Koyuncu’nun özel eşyaları, giysileri, gitarı ve özellikle müzik yaptığı döneme ait fotoğrafları yer alacak.
Kazım Koyuncu doğup çocukluğunun ve gençliğinin bir bölümünü gecirdiği evde kardeşi Niyazı ( Kucağında çocuk ) ve ağabeyi Orhan’la
Aile adına bir açıklama yapan ağabeyi Hüseyin Koyuncu, Kazım Koyuncu’nun Hopa’dan İstanbul’a uzanan yaşam serüveninin ne yazık ki 2005 yılında 33 yaşında amansız hastalık nedeniyle son bulduğunu, ama sevenlerinin gönlünde sağlam bir yer edinen Kazım Koyuncu’nun eserleriyle ölümsüzleştiğini söyledi. Ağabey Koyuncu: ‘Ölümünün ardından Hopa’ya, mezarını ziyarete gelen insanların çokluğu, bu insanların evi de ziyaret etmek istemeleri bizi böyle bir arayışa yöneltti. Bunun için en uygun yerin Kazım’ın da çok sevdiği, çocukluğunun geçtiği köydeki evimiz olduğunu düşündük. Projeyi hayata geçirebilirsek Kazım Koyuncu sevenleri, hayatıyla ilgili pekçok ip ucu taşıyan eşyalarını görebilecek. Müze, Kazım Koyuncu’nun en önemli mirası olan hayata karşı dimdik duruşunu o çok sevdiği ve güvendiği gençlere ve insanlara aktarmada bir köprü görevi görecek. Amacımız Kazım Koyuncu’nun en doğru şekilde anlaşılması ve anlatılmasıdır.’
Kadıköy Meydanı olarak bilinen vapur iskeleleri ve otobüs duraklarının yanında bulunan alanda Karadeniz Sivil Toplum Birliği (KASTOB) tarafından organize edilen “Karadeniz Haftası ve Şenlikleri” adıyla düzenlenen sergide, Karadeniz Bölgesi illerinden çeşitli dernekler ve girişimciler memleketlerini temsil eden ürünleri sergiliyor veya satıyor. Kadıköy’de her gece düzenlenen konserlere katılan yüzlerce Karadenizli, doyasıya eğleniyor, horon edip, türkülere eşlik eden Karadenizliler, yerel sanatçının söylediği şarkılarla coşuyorlar.
Trabzon’lu devrimci filozof Laz Marks ile Karalahana Karadeniz gazete olarak seçim sonuçlarından, küresel ısınmaya oradan ortadoğudaki politik gelişmelere dek sohbet ettik…
Laz Marks bey, seçim sonuçlarını nasıl değerlendiriyorsunuz?
Şöyle değerlendurmek lazim; size bi eyi, bir da köti haberum var. Önce iyi haberden bahsedeyim; Cem Papila seçilemedi.
Tüm Türkiye’nun gözinun içine baka baka Aslan Yurekli Tirabizonsipor’i Aziz Yildurumgiller familyasina kurban etmiş bu fuşkinun soyinun seçilmemesi isabetli olmiştur.
Köti habere, yani kirpuk bıyıkliya gelecek olursak… Efendum bu Suudi ruhli zat-i muhterem seçimlerden önce ve sonra tam sayifa bir ilan vermişidi. İlanda “Menderes, Özal ve Tayip aynidur” deyidiler. Bu bilgi eksuktur. Bunlarun hepisi da aynidur. Halkun sirtindaki kambur olarak birbirlerinden pek farklari yoktur. Kamburun adı kah Süleyman olayi, kah Tansu, kah Mesut, kah Erbakan, kah Ecevit, kah Baykal, kah Tayyip… Birbirlerini girtlaklayacak pespayelukler yapsalar da soninda hepisi gidup ABD emperyalizuminun öninde secdeye varayiler.
Hastaluğun teşhisi; empeyalist kapitalist kambur. Çözümi, başarili bir operasyonla alinmasi.
Trabzon’da “8. Uluslararası Karadeniz Tiyatro Festivali” devam ediyor.
Trabzon Devlet Tiyatrosunca geleneksel olarak düzenlenen festival kapsamında Romanya “Ivan Turbınca” adlı oyunu bu akşam, Gürcistan “Çocukların Gözüyle Dünya” adlı oyunu yarın, Romanya “6 Numaralı Koğuş” adlı oyunu 12 Mayısta, Moldova “Müfettiş” adlı oyunu 13 Mayısta, Çin Halk Cumhuriyeti “Köpeğin Yüzü” adlı oyunu 14 Mayısta, Slovenya “Medea Material” adlı oyunu 15 Mayısta sanatseverlerin beğenisine sunacak.
Devlet Güzel Sanatlar Galerisi’nde, Kültür ve Turizm Müdürlüğünce düzenlenen “Hıdırellez” konulu resim yarışmasına katılan ilköğretim öğrencilerinin çalışmaları, hafta sonuna kadar sergilenecek. Mahmut Goloğlu Kültür Merkezinde Ata Koleji öğrencilerinin çalışmalarının yer aldığı resim sergisi, cuma gününe kadar gezilebilecek. Aynı salonda Foto Forum tarafından organize edilen “Yaşlılık” konulu fotoğraf sergisi, 14 Mayıs Pazartesi günü açılacak.
Hüseyin Kazaz Kültür Merkezinde Aysun Birlik’e ait “Ebru” sergisi 14 Mayıs Pazartesi günü sanatseverlerin beğenisine sunulacak.
Trabzon Belediyesi Mahmut Goloğlu Kültür merkezinde 31 mart - 7 nisan tarihleri arasında atölye göznuru çalışanlarının resim çalışmaları sergileniyor.Bu sergi Trabzon umut ve savaşım derneği yararına düzenlenmektedir. Sanatçılar; Kadir Şişginoğlu, Nedret Ergün, Handan Alioğlu, Canan Onur, Duygu Koç ve Bercis Hacısalihoğlu.
