Trabzon Blog

Ekim 7, 2008

Uzungöl Bir Doğa Harikası

Kategori: Yaşam — Etiketler: , , , — Erdem Ergün @ 11:16 am
Uzungöl

Uzungöl

Uzungöl bir köy, yayla ve eğlence yeridir. Turistik pansiyonları, alabalık lokantaları, küçük resort tipi otelleri ve doğal manzarası ile, az bulunur güzellikte gezi ve konaklama yeridir. Uzungöl doğal manzara izleme, yürüme, tırmanma ve botanik (bitki örtüsü incelemeleri) turizmine uygun bir yerdir. Uzungöl’ de, bir vadi içinden akan temiz, berrak sulu bir dere, dar ve uzun küçük bir göle dökülür ve oradan taşarak akar ve Of kasabasından denize ulaşmak üzere Solaklı deresine (çayına) katılır. Bu temiz ve berrak sulu dere ve oluşturduğu göl karaçam ve diğer Karadeniz dağ ağaçlarından oluşan ormanla çevrilidir. Uzungöl’ ün bulunduğu bölge dama bulutludur. Gökyüzünün mavisi, güneş, bembeyaz bulut, yemyeşil orman ve berrak sudan oluşan manzara insanın iştahını açar. O nedenle Uzungöl’ de yenen alabalık daha lezzetlidir. Üstelik, alışılagelmiş turistik tesis tarifelerine kıyasla, Uzungöl’ deki lokanta (emek) ve konaklama ücretleri düşüktür. (Hava yazın güneşliyken dahi serindir. Buna dikkat edin!)
Uzungöl doğal parkını ziyaret etmek istiyorsanız, Trabzon ilinin Of ilçesinden, 38 km güneyde ve yukarıda olduğunu belirtelim. OF’ a geldikten sonra, Solaklı deresinin batı kenarından geçen, Çaykara, Dernekpazarı, Uzungöl yazılı trafik tabelasıyla işaretmiş yolu takip ederek Uzungöl’ e gidebilirsiniz. Uzungöl Çaykara kasabasından hemen yukarıda ve deniz seviyesinden yaklaşık 1000 metre yüksekliktedir. Uzungöl’ e giden yol daima solaklı deresinin vadisini takip eder ve yolun etrafında tipik Karadeniz iklimine göre bitki örtüsü ve buraya insanlar nasıl ev yapmışlar, nasıl oturuyorlar dedirten en az bir kaç yüz metre yukarıda yamaçlarda küçük köyler (her cami bir köy kabul edersek yamaçlarda çok sayıda köy) ve yol seviyesinden evlere mal taşımak için kullanılan küçük teleferik benzeri çelik halatlı hatlar görebilirsiniz
Uzungöl’e günübirlik gidip, akşama Of yada Trabzon’a geri dönebileceğiniz gibi, oradaki otel ve pansiyonlarda da konaklayabilirsiniz. Uzungöl’ den yukarıya, Soğanlı Dağı’na veya Sultan Murat Yaylası’na devam edebilirsiniz. Anayol olmamakla birlikte, Çaykara’dan yukarıya doğru giden yol, Bayburt’a bağlanır. Maceracı iseniz, Uzungöl’ den Bayburt istikametine devam edebilirsiniz.
Trabzon’a 99 km ve Çaykara ilçesine 19 km uzaklıkta, deniz seviyesinden 1090 m yükseklikte bulunan Uzungöl, dik yamaçları ve muhteşem orman örtüsü ile Alplerin güzelliğini geride bırakmaktadır. Vadinin ortasında bulunan ve yamaçlardan düşen kayaların Haldizen deresinin önünü kapatmasıyla oluşmuş göl, “Uzungöl” olarak bilinir ve çevreye aynı ad verilmiştir. Özellikle yakınındaki “Şerah” köyünün yöreye uygun tarzda yapılmış eski ahşap evler, doğanın güzelliğini tamamlar özelliktedir.
Yerli ve yabancı turistlerin büyük ilgisini çeken Uzungöl, sahip olduğu turistik potansiyeli bakımından çok zengindir.Çevrede trekking, kuş gözlem, botanik amaçlı turların yanı sıra daha yükseklerdeki dağların arasındaki göllere veya yakınlardaki Şekersu, Demirkapı, Yaylaönü gibi diğer yaylalara geziler düzenleme olanağı vardır.Yaban hayatı bakımından Uzungöl çevresindeki dağlarda ayı, kurt, yaban keçisi, tilki, kafkas dağ horozu gibi çeşitli hayvan türleri barınmaktadır.
Haldizen deresi vadisinde, heyelan sonucu dere yatağının tabii baraj şeklinde kapanması sonucu oluşan göl, çevresindeki ladin ormanları ile çekici bir peyzaj sergiler, Göl kıyısında yer alan Uzungöl yerleşmesi belediye teşkilatına sahip olup, alt yapı çalışmaları devam etmektedir.
Trabzon’dan ulaşım, Çaykara’ya kadar 76 km, asfalt ve sonra da 19 km lik stabilize yol ile sağlanmaktadır. Çaykara·Uzungöl yol bağlantısının islah edilmesi gerekmektedir. Gölün su sathı, mevsiminde gelen su miktarı ile bağımlı olarak cüzi farklılıklar gösterir ise de, genelde boyu 1000 metre, eni 500 metre, derinliği ise 15 metre civarındadır. Gölde alabalık yaşamaktadır. Halen gölün güneyinde, Haldizen deresi yanında yer alan özel sektör tarafından yapılmış otel ve restauantlar var. Uzungöl’e yaklaşık 10 ile 20 km mesafede dağların yüksekliklerinde yer alan 10′ kadar ufak göl yöredeki aktivite zenginliğini arttırmaktadır. Uzungöl’e yerli ve yabancı gruplar gelerek mevcut tesiste konaklamakta ve güneydeki göllere doğa içinde yürüyüşler yapılmaktadır.

Ağustos 16, 2008

Fındık Fiyatları

Kategori: Yaşam — Etiketler: , , , , , — Erdem Ergün @ 10:01 am

Üreticiler dört gözle fındık fiyatlarının açıklanmasını beklerken TTB meclis başkanı önemli açklamalarda bulundu.
Fındık fiyatlarının 2008 yılında 5 ytl olarak belirlendiği söyleniyor.

Trabzon Ticaret Borsası (TTB) Meclis Başkanı Mehmet Cirav, fındıktaki sorunların çözümünün sanıldığı gibi zor olmadığını belirterek, “Bunun için 2 konuda gerekeni yapmak yetecektir” dedi.

Mehmet Cirav, her alanda özelleştirmenin yaşandığı bir süreçte, fındıkta hala devlet hakimiyetinden vazgeçilmemesini anlayamadıklarını belirterek şunları söyledi:
“Devletin fındıkta bulunmasının gerçek anlamda hiçbir yararı yoktur.
Özellikle son dönemi inceleyecek olursak, 2001 yılında devletin fındıktan çekilmesini sevinçle karşılamıştık.2006 yılında ise fındığın tekrar devletin ve siyasetçilerin oyuncağı haline gelmesinden dolayı üzüldük.
Hükümetin eline 2005′de iyi bir fırsat geçmişti. Ama ne yazıktır ki, bu fırsatı iyi değerlendiremedi.Tekrar, yeni bir yanlışla ile TMO’yu fındık sektörüne soktular. Son 2 yıldır bir çok aksaklıklar yaşandı. Gerek alımlarda, gerek belirlenen politikalarda.”

Üreticinin yüzde 15-20′lik bölümünün 5 YTL’lik fiyattan istifade ederken, yüzde 80-85′lik bölümü fındığını 4 YTL civarında satmak zorunda kaldığına dikkat çeken Mehmet Cirav, “İşe hangi tarafından bakarsanız bakın, olumsuzluklarla doludur.Son 2 yılın devlete maliye 1.5 milyar dolar civarında olmuştur.Bunu ifade ettiğimizde, denecektir ki, “TMO kendi bünyesinde kredi buldu. Onla yürütüyor.”
Ama gerçek bu değildir. Bu kredilerin geri dönüşü geldiği zaman, TMO’da para yoksa, devletin bir kurumu olduğu için hazine bunu karşılamak zorunda kalacaktır” dedi.

Yanlış politikaların fındığın özellikle yılda 2-3 ürün veren taban arazilerde dikimini arttırdığına işaret eden Mehmet Cirav, şu görüşleri savundu:
“Eğer siz fındığı 4 dolar ve üzerinde fiyattan almaya devam ederseniz; ne kadar yasak koyarsanız koyun, Türkiye’nin fındık rekoltesi yakında 1 milyon tonunun üzerine çıkacaktır. Bu durum, ana üretim bölgesi olan Doğu Karadeniz üreticisine büyük bir darbe anlamına gelmektedir.
Biz bu yanlışları söyleye söyleye, rapor ede ede, adeta ağzımızda tüy bitti.
Ama anlamadıkları halde bu işlere karışanlar yılmadılar.”

Fındığın sorunlarının çözümü için temelde iki doğru hamlenin yeterli olacağını ileri süren Mehmet Cirav, “ Başbakan diyor ya, “Başörtüsünün çözümü 2 kelime ile halledilir.”Fındığın sorunları da iki adımda çözülür.
Fındıkta 2 doğru hamle ile halledilir.Birincisi devletin fındığa fiyat vermekten ve ürün almaktan vazgeçmesidir.İkincisi de, devletin üreticisine

rekoltenin yüksek olduğu dönemlerde prim vererek mağduriyetini önlemesidir. Bunun kazanımı ne olacaktır?Türkiye’nin ürettiği ürünün tamamını satmasını sağlayarak, hem pazar payını arttırması, hem de daha fazla döviz kazanmasıdır” dedi.

Cirav, fındıkta doğruların yapılmasına, siyasetçilerin izin vermediğini de ifade ederek, Oysa, kenara çekilip kendi işlerini yapıp, ekonomiyi kendi kurallarına bıraksalar sorunlar çözülecektir. Hemen mi? Değil…
Fındıkta kalıcı ve kazandırıcı politikaların yerleşmesi için 3-5 yıl sabredilmesi gerekir.“Akşamdan sabaha halledeceğiz” diyerek, bugüne kadar kimse bir şey çözememiştir.. Bundan sonra da aynı şekilde hareket edenler de çözemeyecektir” diye konuştu.

Temmuz 23, 2008

Kaçkarlar’da balayına davet

Kategori: Yaşam — Etiketler: — Erdem Ergün @ 12:26 am

Çocukluğu orada yaşamış biri olarak rahatlıkla söyleyebilirim ki, Doğu Karadeniz’in en yüksek dağ silsilesi Kaçkar Dağları, özellikle yaz mevsimleri ziyarete gidenleri kendinden geçiren, farklı dünyalara kapılarını açtıran gerçekten de bu dünyaya ait olmayan bir coğrafya.

Kaçkarlar, güney tarafından yani Artvin-Yusufeli’den de ulaşılabilen bir coğrafya olmasına rağmen, özellikle kuzey çıkışını tercih edenler için Çamlıhemşin’den de çok rahatlıkla varılacak bir yer. 40 kadar irili ufaklı yaylasıyla her sene yaylalarına gitmeyi ibadet görevi sayan Hemşinliler için olduğu kadar artık yurtiçi ve dışından gelenlerin de vazgeçemediği bir coğrafya olan Kaçkarlar’dan şehirlerdeki keşmekeşin içine dönen misafirler artık biriktirdiklerini bir şekilde değerlendirmeye çalışıyor. Kimi fotoğraf albümü yapıyor kimi kitap yazıyor. Kimi de çeşitli internet sitelerinde gezip gördüklerini, yiyip içtiklerini, yöre insanıyla tanışıklıklarını paylaşıyor. O insanlardan biri de Murat Selçuk. Selçuk Kaçkarlar’ı, “ Burası pamuk bulutlar üzerinde yaşayan neşeli insanların ülkesi. Yeryüzünün sihirli bir el tarafından tuvali işlercesine yeşile boyandığı yer. Ağaçların avuçlarını açıp gökyüzüyle el tutuştuğu ve köpük köpük derelerin evrene karışırcasına aktığı masal coğrafya. Güneşin yedi rengini kutsal bir seremoniye dönüştüren çiçekler ve uğruna dağlar aşılan o serin karlı zirveler. Her bir minik otunda ve taşında dahi kendinizi göreceğiniz panteistik ibadethane” cümleleriyle anlatıyor.

Mart 16, 2008

Nasıl Kanser Olunur?

Kategori: Yaşam — Etiketler: , , , — Erdem Ergün @ 3:55 pm

Esra Ceyhan’ın Kanal D’deki programına konuk olan İ.Ü. Onkoloji Enstitüsü Direktörü Prof. Dr. Erkan Topuz, yine herkesi ekran başına kilitleyen açıklamalar yaptı.

Topuz, kanserle mücadelenin anne karnında başladığına dikkat çekerek hamile kadınların ve bebek sahibi insanların evde dikkat etmeleri gereken noktaları anlattı.
Erkan Topuz, bulaşık deterjanlarından, halıların temizliğine kadar çok önemli ayrıntılardan bahsetti. “Benim mücadelem bu yaştan sonra halkımızı kanserden korumaktır. Kanser tedavisi sonra geliyor. Bir korunma bin tedaviden evladır. Bunları ilk defa duyuyorsunuz ama gerçek bunlar. Ben bunları kendimi bu işe adadığım için anlatıyorum. Bu anlattıklarımı Türkiye ilk defa duyuyor. Belki dünyada da çok az duyan vardır” diyen Prof. Dr. Erkan Topuz, herkesi şaşırtan açıklamalar yaptı.

“Ben gerçekleri anlatıyorum. Ama çok fazla anlatmıyorum çünkü her şey sarsılabilir Türkiye’de” diyen Topuz’un sarsıcı açıklamaları şöyle:

-Evde sokakta giydiğimiz ayakkabılarla dolaşmamalılar. Eğer evde ayakkabı ile geziyorsak dışarıdan geldiğimiz ayakkabıları çıkartıp başka bir ayakkabı giymeliler. Çünkü dışarıdan giydiğimiz ayakkabı ile eve soktuğumuz pestisitler kanserin en önemli sebeplerinden bir tanesidir. (Pestisit: Tarım ürünleri, kimyasallar, egzozdan çıkan gazlar vs)

-Kanserle mücadele anne karnında başlıyor. Anne adayları aşırı miktarda vitamin almaktan kaçınsınlar. Çünkü bilinçsizce alınınca vitaminin içindeki kobalt, bazı aşırı miktarda minareller… Doktor bir tane yut diyordur ama çocuk gelişsin diye bir kaç tane yutuyorlar. Bu çocukta birikime sebep olabilir ve kansere neden olabilir.

-Gökkuşağının 7 rengini, ne buluyorlarsa, hepsinden günde en azından 3-5 tane yesinler. Her bir renkte bir şeyler var.

-Kırmızı et alsınlar gebeler haftada 2 kere. Özellikle balıkla beslensinler. Sağlıklı bir insanın kansere yakalanmaması için, bebeğin daha anne rahmindeyken vücudunun direncinin artması ve zehirleri alarak bağışıklık sisteminin bozulmaması lazım.
-En tehlikeli yer halıdır. Halı bütün pestisitleri tutar. Bu nedenle halıların temizliğine dikkat ediniz. Kesinlikle deterjanla temizlemeyin. Sirkeli su ile silin.

-Deterjan kullanınca muhakkak eldiven kullanın. Plastik eldiven kullanmayın, içine izci eldiveni giyin. Çünkü deterjanlar alerjiktir ve ufak dozlarda alındığı takdirde kronik olarak kanserojendir. (İzci eldiveni: Pamuk eldiven)

-Bulaşık makinasında kullandığınız deterjan da petrol ürünüdür, kanserojendir. Ne kadar yıkarsa yıkansın kalıntılar kalabilir. Eğer sağlığınızı düşünüyorsanız çıkardığınız bulaşıkları sirkeli suyla ya da limonlu suyla silin.

-Her türlü deterjandan kaçınız. Devamlı olarak zeytinyağı ve defne sabununu seçiniz. Ellerinizi, vücudunuzu hakiki zeytinyağ, defne veya fıstık yağından yapılan hakiki sabunlar da seçilebilir. Bunları örnek olarak söylüyorum. Deterjandan kaçıyoruz ve çok aşırı miktarda suyla duruluyoruz.

-Beyaz olan her türlü iç çamaşırınızı muhakkak yeni aldığınızda en az 2 kere kaynatınız. Çünkü bunlar beyazlatılmak için kanserojen maddelerle yıkanıyor.

-Oda spreyleri doğrudan doğruya petrol menşeli. Zehiri soluyorsunuz. Akciğerinize geçiyor ve dolaylı olarak bağışıklık sisteminizi bozuyor.

-Sebzeleri mevsiminde dondurup saklamakta fayda var. Yalnız bir kez çözülünce onu muhakkak pişirin. Mikro dalgada bir kere ısıtın. Ateşte ısıttıklarımızda ise bir kere ısıtınız. Çünkü bir dahaki sefere değeri ölür. DNA’yı bozar. DNA kırılması da kanserojene yol açar.

-Radyasyon kronik olarak kansere en çok yaklaştıran faktörlerden biridir. Televizyondan çok uzak duralım.

-Çocuklarınıza haftada 2 kez balık çorbası içirin ama içine zerdeçal koymak suretiyle. Soğan, sarımsak ve o mevsimin sebzesiyle yapmalısız. Çocuk anne karnındayken bu terbiyeyi almaya başlamalı.

-Gebeler haftada 1 kilo balık tüketmeli. Bu miktarın üzerinde balık tüketilmesine karşıyız. Çünkü en steril balıkta bile az civarda civa vardır. Bu balıklar dip balıkları olmamalı. Somon veya yüzey balığı, Akdeniz, Ege balığı olmalı. Marmara’nın dip balıklarını lütfen tüketmeyiniz.

-Kanola yağı kızartma için en uygun yağdır. Onun dışında birinci seçeneğimiz zeytinyağdır. Memleketimizin iftihar edebileceği yağdır. Fındıkyağı da tercih edilebilir.

-Çocuklarımız fastfood türü yiyecekleri 15 günde bir yiyebilirler. Ama haftada 3 kez yedikleri takdirde beyin tümörlerinde, lenfomalarda ve lösemilerde 3 kat artış gözükecektir. Çocuklarımıza arada bir verebiliriz. Ama dışarıdaki yiyeceklerin nasıl kızartıldığını bilmiyorsunuz. Ona göre hareket edin.

-Çocuklara meyve ve yoğurdu bol yedirelim. Ancak yoğurdu prebiyotik ve ev yoğurdu olarak kullanalım. Yoğurdunuzu evde yapın. Peynir ve çökelek fazla miktarda yiyin. Keçi peyniri çok faydalıdır.

-Çocuklarımızı beyaz un, beyaz şeker ve tuzdan koruyalım.

-Belki tuzcular üzülecekler ama Konya’ya akan kanalizasyonlar ve kirletici sularla, Türkiye’nin en büyük tuzunu karşılayan Tuz Gölü’müz maalesef torbaların içinde çok iyi steril edilmedikleri takdirde bize kanseri ufak ufak taşıyorlar. Bu nedenle kaya tuzunu tercih edin. Yani turşu kurduğunuz tuzu çekin ve çok az miktarda kullanın. Çünkü tuz da kanserojendir.

-Amerika’daki çocukların tombul olmasının sebebi her şeye şeker katmalarıdır. Ucuz beslenmedir.

-En faydalı gıdalardan birisi cevizdir. Daha sonra fındık ve bademdir. Ayçiçeği açık alın. İşlemden geçmemiş olacak, kavurup yiyebilirsiniz. Ama fındık, ceviz gibi yiyecekleri kabuklu alın. Çünkü içine böceklenmesin diye ilaç sıkılmaktadır. Sonsuz faydaları olan yiyeceklerdir. Günde bir avuç muhakkak tüketiniz.

-Elma dünyanın en faydalı gıdalarından birisidir.

-Plastik, bakır, alüminyum kap kullanılmamalı. Porselen, cam ve çelik kullanın. Meyveleri de bu tür kaplarda yıkayın. Bunların içine litresine göre 9-10 çorba kaşığı elma sirkesi atın. Aşağı yukarı yarım saat bekletin. Sonra tekrar yıkamayın. Tekrar mikrop alır.

-Meyvelerin üzerine parlak görünmesi için mum sürülüyor. Bunları hakiki zeytinyağlı sabundan geçirdikten sonra elma sirkeli sudan geçirin. Ya da elma sirkesi ile ovun. Meyveyi kabuğuyla tüketin eğer sterilse.

-Lahana, marul gibi yiyeceklerin ilk dört kabuğunu çöpe atın. İstediğiniz kadar yıkayın bunların üzerindeki pestisitleri temizleyemezsiniz. Çaresi yok.

-3 ayda bir suyunuzu değiştirin. Çok muhteşem sularımız var ama ne olursa olsun tabiatı rezil ediyoruz. Satın aldığımız sularda az miktarda da olsa kanserojen dozlar karışabilir. Bunlar kontrollü sular ama 3 ayda bir değiştirmek gerekiyor.

-Plastik her yerde zehir. Plastik bardaklar, kaplar, plastik herhangi bir şey… Ben ona girmiyorum bu lafı söylersem yer yerinden oynar. Bu plastikler ev yapımına girdiler. Doğrudan doğruya inşaat malzemesi olarak kullanıyorlar. Çok bilinçli olun, çok iyi markalar kullanın. Bunları söylemem demek Türk ekonomisiyle oynamam demek. Ben insanlara kendimi adadım, onun için kimseden korkmuyorum açık açık söylüyorum.

-Meyva suyu yerine posasıyla tüketin. Biz kanserli hastalara suyunu veriyoruz. Meyve suyuna geçmeyen çok madde posada kalıyor. Bu şekilde kolon ve miğde kanserinden korunmuş oluyorsunuz.

-Bakır, özellikle beyin tümörlerinde ön plana çıkıyor. Çok iyi kalaylı olursa bu etki azalıyor. Ama kulağınıza bakır küpe bile takmayın.

-Çocuklarımızı yeşil plastik sahalarda oynatmayınız. Plastik çimenler sentetiktir ve kanserojen madde alabilirler.

-Havuzların iyi temizlenmesine dikkat ediniz. Ozonla temizlemek en fazladır. Aşırı klorluysa yine kansere hazırlık yapıyorsunuz spor yerine.

-Bütün beyazlatıcılardan kaçınız. Çocuklarımızın kullandığı o pırıl pırıl bembeyaz defterler klorla temizleniyorlar. Bunlarla temizlenmemiş defter kullansınlar. Kullandıkları boyalarda da kanserojen etkisi vardır.

KANSER DALGA DALGA GELİYOR

Prof. Dr. Erkan Topuz, verdiği şu çarpıcı bilgi ise kanserin boyutlarını açıkça ortaya koymaktaydı: “Kanser dalga dalga geliyor. 2020 yılında 20 milyon insan kansere yakalanacak. Ama eğer bunları yaparsak belki bunu 15 milyona indirebiliriz. O yüzden gözümüzü açalım. Bu iş çocukluktan başlıyor. Çocuklarımıza bu terbiyeyi vermek zorundayız. Ailedeki çocuk annesini taklit eder. Anne ne yiyorsa çocuk da onu yer.”

Erkan Topuz, yaptığı açıklamalar nedeniyle bir takım sektörleri zor duruma soktuğu eleştirileri için ise, “Benim için insan sağlığı birinci plandadır. Ekonomi ikinci plandadır. Bir insanın kanser olması durumunda devlete ve millete verdiği zarar milyarlarca dolardır. O yüzden dikkatli olduğunuz takdirde ekonomiye de katkınız olur. Aslında ben bunları anlatarak Türkiye’nin ekonomisini de kurtarıyorum farkında değiller” diye konuştu.

Eylül 23, 2007

Karadeniz bölgesi ve turizm: Nasıl?

Kategori: Yaşam — Etiketler: , , , — Erdem Ergün @ 9:00 pm

silah

Karadeniz Sahil Yolu’nun bitirilmesine de denk gelen beş yıllık bir aradan sonra eşimle arabamıza atlayıp dört yaşımdaki oğlumuz Sarp’a baba ocağı Trabzon ve Rize’yi gösterme bahanesiyle, İstanbul’un kavurucu sıcağından Zigana ve Kaçkar dağları’nın sisli zirvelerine tadı damağımızda kalan bir kaçamak yapma fırsatı henüz bulabildim. Olbildiğince çok yer gezebilmek, fotoğrafçılık hobimi tatmin edebilmek adına akrabaların yanında kalmak yerine bölgenin kaliteli otellerinde konaklamayı tercih ettik. Tüm pansiyon ve otellerde doluluk oranı yüzde yüz olduğuna bizzat şahit olmanın ötesinde, vızır vızır işleyen turların sayısından, çayını fındığını toplamaya köyüne gelenlerin yanısıra çok sayıda yerli hatta Arap, Alman, Amerikalı ve Yunanlı turistlerin sayısının arttığını da gözlemledim. Bölgeye gelen turist sayısının artmasına paralel oalrak klasik turizm güzergahları da değişmişti. Geçmişte Ayder, Kadırga ve Kümbet gibi 1-2 birkaç yaylanın, Ayasofya ve Sümela’nın dışında tarihi yapıların yanına uğramayan turistler, Hemşin’in en ücra ve yüksek yaylalarına, düne kadar sadece köylülerin katıldığı yayla şenliklerine, adı bile hatırlanmayan restorasyon yüzü görmemiş kilise yıkıntılarına uğruyor, tur rehberlerinden bağımsız harekert ederek yerli halkla nisbeten daha fazla diyalog kurmaya başlıyordu. Küresel ısınmanın olmaz olası arayışlarından birisi olarak bünyeler serin yerler aradığından mıydı bu izdiham? ulaşım ve konaklama imkanlarının artışıyla mı açıklanmalıydı yoksa son bir kaç yıldır sözde refah seviyesi artan halkımız gezip tozmaya ayıracak ek bütçe mi oluşturabilmişti?

Trabzon imparatorlarının kemikleri belediye mezarlığına mı gömülecek?

Kategori: Yaşam — Etiketler: , — Erdem Ergün @ 8:59 pm

Kızlar Manastırı

Trabzon, Kızlar manastırında yapılan kazılarda belki de Trabzon imparatorları’na ait iskeletler neredeyse 2 yıl önce bulundu acaba çıkaranlar ya da kemikleri incelemek üzere teslim alanlar durumun farkında mı?…
Kızlar manastırı ya da Rumca adıyla Panagia Theoskepastos (Tanrı tarafından örtülmüş ve korunmuş) Trabzon ili, merkez ilçede, Boztepe’nin güney yamacında, Trabzon’un doğu cephesine bakan bir kaya şapelin çevresinde geniş bir alana kurulmuştur. Trabzon İmparatorluğu’nun tek rahibeler manastırı olma özelliğinde olan yapı, İmparator III. Alexios (1349- 1390) döneminde inşa edilmiştir. F. Cumont manastırın yapıldığı mağaranın, bir zamanlar Işık Tanrı’sı Mithra’ya ibadet için kullanıldığı fikrinde olduğunu yazmıştır. Eski fresk katmanları incelendiğinde, rahibeler manastırı olmadan önce mağarasının, kilise olarak kullanıldığı görülmüştür. Mağara kilisenin tarihi (hele Mithra dönemi de düşünülürse) çok eskiye uzanmasına rağmen, manastır İrene tarafından MS 1340’larda yaptırlımış ya da daha eski bir dini yapı manastıra çevrilmiştir. 1376’da Despot Andronikos, 1417’de Komnenos III. Manuel, 1429’da Komnenos IV. Alexios manastır bahçesine gömülmüşlerdir.

Hükümet şimdi de yaylalara el attı!

Kategori: Yaşam — Etiketler: , , — Erdem Ergün @ 8:57 pm

camlihemsin

Hidroelektrik santraller, nehirlerin özelleştirilmesi, Karadeniz sahil yolu, nükleer santraller, Bergama, Hasankeyf derken, hükümet çevre konusunda gemi azıya aldı. Şimdi de yaylaları birbirine bağlamaya uğraşarak, Doğu Karadeniz dağlarını deliş deşik etmeye uğraşıyor.

Hükümet, ne yazık ki çevre konusunda ne kadar duyarsız olduğunu ispatlama yarışına girdi. Bugüne kadar verilen çevre mücadeleleri boşuna mı dedirtecek işlere imza atmaya devam ediyor hükümet. A.A.’nın haberine göre, “Ordu-Artvin arasındaki yaylaların birleştirilerek yayla turizmi süresinin uzatılması” planlanıyor. Bayındırlık Bakanı Faruk Özak, ‘Yolların birleştirilmesiyle turistler bir yaylayı günübirlik gezmek yerine yöredeki tüm yaylaları gezme fırsatı bulacak’ diyor. Böyle bir şeye neden ihtiyaç duyulur anlamak gerçekten zor. Ordu’dan yaylaya giren bir turist bir günde soluğu Rize’de mi alacak? Böyle mi düşünülüyor yani?

Karadeniz sahillerini taşlarla dolduranlar, şimdi de dağlara mı göz dikti yoksa? Ne kadar vahim bir tablo. Hükümet her şeyi paraya çevirmeye uğraşıyor. Ne de olsa Rize’nin ilk belediye başkanlarından biri de karayı paraya çeviren adam olarak nam salmıştı.
Bayındırlık ve İskân Bakanı Faruk Nafiz Özak’ın, “Türkiye’de şimdiye kadar yapılmamış bir proje hazırlayarak Karadeniz yaylalarını birleştirmeyi planladıklarını” söylemesi kelimenin tam anlamıyla fiyaskodur. Projenin Ordu’dan başlayarak Giresun, Trabzon, Gümüşhane’nin kuzeyi, Rize ve Artvin arasındaki yaylaların birleştirilmesini kapsaması ise daha da kötü. Sahilden kayalarla yolculuk yapanlar, dağlardan da yollarla aşacak!

Yeni Yazılar »

WordPress üzerine kurulmuştur.