Çotanak ve esmer eller…
Bölge insanının kendini, bu ‘konar göçerler’ karşısında yerleşik, görgülü, muasır, üstün ve trajikomik olarak ‘zengin’ hissetmesi, en az Kürt işçilerin maruz kaldığı şoven şiddet kadar vahimdir
O çatık kaşlı, sisli halleriyle yorgun, mahmur ve dalgın görünen Karadeniz sabahlarında çocuk cıvıltıları ile uyanmak hoş. Pekala tüm sabahlar dingindir ya, Karadeniz sabahları, “her an sağanak kıvamla ortalığın altını üstüne getirebilirim” türünden tehditkâr bulutları ile, sis altında birbirine daha bir uzak görünen dağınık evleriyle daha bir gergin ve bir stresi hazmetmeye çalışır gibi sessizdir.
İşte saat daha 07.00′yi göstermeden, bir Karadeniz sabahına uyanıp da, ip atlayan, koşturan, şakalaşan çocuk sesleri işitmek pek pek hoş o yüzden… Evleri birbirine pek uzak olan köyün yerli çocuklarının böyle gürültü patırtı yaptığı, yaramazlık eyleyip, öyle sabahın netameliliği ile dalga geçtiği pek olmaz. Öyle ki, güneş daha sabaha ve bulutlara külhanbeyliğini göstermeden cıvıldamaya başlayan bu çocuklar, köylerimizdeki Kürt çocuklarıdır… Köylerimize Kürt çocuklar geldi de, harmanlarımıza, sabahlarımıza canlılık geldi. Kasvet ikliminden ve o tehdit atmosferinden mürekkep bu sabah sendromu ile arası iyi olmayan ben gibi Karadenizliler için Kürt çocukları ile gelen bu hareketlilik, sevimli bir tebessüme neden oluyor elbet. Ne var ki pastoral romantizm de bir yere kadar…