<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	>

<channel>
	<title>Trabzon Blog</title>
	<atom:link href="http://www.trabzon.org/blog/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.trabzon.org/blog</link>
	<description>Bir Trabzonlunun bakış açısıyla</description>
	<pubDate>Tue, 07 Oct 2008 08:18:45 +0000</pubDate>
	<generator>http://wordpress.org/?v=2.6.2</generator>
	<language>en</language>
			<item>
		<title>Uzungöl Bir Doğa Harikası</title>
		<link>http://www.trabzon.org/blog/uzungol/</link>
		<comments>http://www.trabzon.org/blog/uzungol/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 07 Oct 2008 08:16:23 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Erdem Ergün</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Yaşam]]></category>

		<category><![CDATA[uzun göl]]></category>

		<category><![CDATA[uzungöl]]></category>

		<category><![CDATA[uzungöl fotoğrafları]]></category>

		<category><![CDATA[uzungöl resimler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.trabzon.org/blog/?p=170</guid>
		<description><![CDATA[
Uzungöl bir köy, yayla ve eğlence yeridir. Turistik pansiyonları, alabalık lokantaları, küçük resort tipi otelleri ve doğal manzarası ile, az bulunur güzellikte gezi ve konaklama yeridir. Uzungöl doğal manzara izleme, yürüme, tırmanma ve botanik (bitki örtüsü incelemeleri) turizmine uygun bir yerdir. Uzungöl&#8217; de, bir vadi içinden akan temiz, berrak sulu bir dere, dar ve uzun [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div id="attachment_172" class="wp-caption alignnone" style="width: 510px"><a href="http://www.trabzon.org/blog/wp-content/uploads/2008/10/uzungol.jpg"><img src="http://www.trabzon.org/blog/wp-content/uploads/2008/10/uzungol.jpg" alt="Uzungöl" title="uzungol" width="674" height="320" class="size-full wp-image-172" /></a><p class="wp-caption-text">Uzungöl</p></div>
<p>Uzungöl bir köy, yayla ve eğlence yeridir. Turistik pansiyonları, alabalık lokantaları, küçük resort tipi otelleri ve doğal manzarası ile, az bulunur güzellikte gezi ve konaklama yeridir. Uzungöl doğal manzara izleme, yürüme, tırmanma ve botanik (bitki örtüsü incelemeleri) turizmine uygun bir yerdir. Uzungöl&#8217; de, bir vadi içinden akan temiz, berrak sulu bir dere, dar ve uzun küçük bir göle dökülür ve oradan taşarak akar ve Of kasabasından denize ulaşmak üzere Solaklı deresine (çayına) katılır. Bu temiz ve berrak sulu dere ve oluşturduğu göl karaçam ve diğer Karadeniz dağ ağaçlarından oluşan ormanla çevrilidir. Uzungöl&#8217; ün bulunduğu bölge dama bulutludur. Gökyüzünün mavisi, güneş, bembeyaz bulut, yemyeşil orman ve berrak sudan oluşan manzara insanın iştahını açar. O nedenle Uzungöl’ de yenen alabalık daha lezzetlidir. Üstelik, alışılagelmiş turistik tesis tarifelerine kıyasla, Uzungöl’ deki lokanta (emek) ve konaklama ücretleri düşüktür. (Hava yazın güneşliyken dahi serindir. Buna dikkat edin!)<br />
Uzungöl doğal parkını ziyaret etmek istiyorsanız, Trabzon ilinin Of ilçesinden, 38 km güneyde ve yukarıda olduğunu belirtelim. OF&#8217; a geldikten sonra, Solaklı deresinin batı kenarından geçen, Çaykara, Dernekpazarı, Uzungöl yazılı trafik tabelasıyla işaretmiş yolu takip ederek Uzungöl&#8217; e gidebilirsiniz. Uzungöl Çaykara kasabasından hemen yukarıda ve deniz seviyesinden yaklaşık 1000 metre yüksekliktedir. Uzungöl’ e giden yol daima solaklı deresinin vadisini takip eder ve yolun etrafında tipik Karadeniz iklimine göre bitki örtüsü ve buraya insanlar nasıl ev yapmışlar, nasıl oturuyorlar dedirten en az bir kaç yüz metre yukarıda yamaçlarda küçük köyler (her cami bir köy kabul edersek yamaçlarda çok sayıda köy) ve yol seviyesinden evlere mal taşımak için kullanılan küçük teleferik benzeri çelik halatlı hatlar görebilirsiniz<br />
Uzungöl&#8217;e günübirlik gidip, akşama Of yada Trabzon&#8217;a geri dönebileceğiniz gibi, oradaki otel ve pansiyonlarda da konaklayabilirsiniz. Uzungöl’ den yukarıya, Soğanlı Dağı&#8217;na veya Sultan Murat Yaylası&#8217;na devam edebilirsiniz. Anayol olmamakla birlikte, Çaykara&#8217;dan yukarıya doğru giden yol, Bayburt&#8217;a bağlanır. Maceracı iseniz, Uzungöl&#8217; den Bayburt istikametine devam edebilirsiniz.<br />
Trabzon’a 99 km ve Çaykara ilçesine 19 km uzaklıkta, deniz seviyesinden 1090 m yükseklikte bulunan Uzungöl, dik yamaçları ve muhteşem orman örtüsü ile Alplerin güzelliğini geride bırakmaktadır. Vadinin ortasında bulunan ve yamaçlardan düşen kayaların Haldizen deresinin önünü kapatmasıyla oluşmuş göl, “Uzungöl” olarak bilinir ve çevreye aynı ad verilmiştir. Özellikle yakınındaki “Şerah” köyünün yöreye uygun tarzda yapılmış eski ahşap evler, doğanın güzelliğini tamamlar özelliktedir.<br />
Yerli ve yabancı turistlerin büyük ilgisini çeken Uzungöl, sahip olduğu turistik potansiyeli bakımından çok zengindir.Çevrede trekking, kuş gözlem, botanik amaçlı turların yanı sıra daha yükseklerdeki dağların arasındaki göllere veya yakınlardaki Şekersu, Demirkapı, Yaylaönü gibi diğer yaylalara geziler düzenleme olanağı vardır.Yaban hayatı bakımından Uzungöl çevresindeki dağlarda ayı, kurt, yaban keçisi, tilki, kafkas dağ horozu gibi çeşitli hayvan türleri barınmaktadır.<br />
Haldizen deresi vadisinde, heyelan sonucu dere yatağının tabii baraj şeklinde kapanması sonucu oluşan göl, çevresindeki ladin ormanları ile çekici bir peyzaj sergiler, Göl kıyısında yer alan Uzungöl yerleşmesi belediye teşkilatına sahip olup, alt yapı çalışmaları devam etmektedir.<br />
Trabzon&#8217;dan ulaşım, Çaykara&#8217;ya kadar 76 km, asfalt ve sonra da 19 km lik stabilize yol ile sağlanmaktadır. Çaykara·Uzungöl yol bağlantısının islah edilmesi gerekmektedir. Gölün su sathı, mevsiminde gelen su miktarı ile bağımlı olarak cüzi farklılıklar gösterir ise de, genelde boyu 1000 metre, eni 500 metre, derinliği ise 15 metre civarındadır.  Gölde alabalık yaşamaktadır. Halen gölün güneyinde, Haldizen deresi yanında yer alan özel sektör tarafından yapılmış otel ve restauantlar var. Uzungöl&#8217;e yaklaşık 10 ile 20 km mesafede dağların yüksekliklerinde yer alan 10&#8242; kadar ufak göl yöredeki aktivite zenginliğini arttırmaktadır. Uzungöl&#8217;e yerli ve yabancı gruplar gelerek mevcut tesiste konaklamakta ve güneydeki göllere doğa içinde yürüyüşler yapılmaktadır.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.trabzon.org/blog/uzungol/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Festivaller ve Horon</title>
		<link>http://www.trabzon.org/blog/festivaller-ve-horon/</link>
		<comments>http://www.trabzon.org/blog/festivaller-ve-horon/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 06 Oct 2008 10:06:02 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Erdem Ergün</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Kültür]]></category>

		<category><![CDATA[festival]]></category>

		<category><![CDATA[horon]]></category>

		<category><![CDATA[karadeniz]]></category>

		<category><![CDATA[oyunlar]]></category>

		<category><![CDATA[yöresel]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.trabzon.org/blog/?p=154</guid>
		<description><![CDATA[
Horon ister kemençeyle, ister tulumla oynansın; ister köyde, ister şehirde, ister yaylada hiç farketmez. Horon çok çabuk ve olağanüstü bir coşku ve duyguyyla kurulan bir halkadır. Siz  Kadıköy meydanında misket oynandığını ya da semah tutulduğunu hiç gördünüz mü mesela. 
Yaz ayları Doğu Karadeniz&#8217;de adım başı festivallerle geçer. Yerel, ulusal ve uluslararası sayısını bilemediğim festivaller [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.trabzon.org/blog/wp-content/uploads/2008/10/trabzres-3.jpg"><img src="http://www.trabzon.org/blog/wp-content/uploads/2008/10/trabzres-3.jpg" alt="" title="trabzres-3" width="674" height="320" class="alignnone size-full wp-image-155" /></a></p>
<p>Horon ister kemençeyle, ister tulumla oynansın; ister köyde, ister şehirde, ister yaylada hiç farketmez. Horon çok çabuk ve olağanüstü bir coşku ve duyguyyla kurulan bir halkadır. Siz  Kadıköy meydanında misket oynandığını ya da semah tutulduğunu hiç gördünüz mü mesela. </p>
<p>Yaz ayları Doğu Karadeniz&#8217;de adım başı festivallerle geçer. Yerel, ulusal ve uluslararası sayısını bilemediğim festivaller yapılır. İsimlerine uluslararsı vs. dense de hepsi yereldir. Yöre dışından beş-on kişinin izlemesi ve bazı ülkelerin gösteri ekipleriyle uluslarası anlam katılır.</p>
<p>Bu etkinliklerin bazıları festival olarak, bazıları da şenlik olarak anılır. Festival olsa da, şenlik olsa da, şölen olsa da yapılan etkinliklerin yerel olması gerekiyor. Çünkü bütün festivaller ya da şenliklere yörenin bir ürünü, rengi ve dokusu gibi unsurlardan isimler verilmiş.</p>
<p>Eskiden kötü ses düzeni ve organizasyonlarıyla hafızalara yerleşen bu festivaller için günümüzde  ciddi  bütçeler oluşturularak bunlar aşıldı. Üç-beş yıl öncesine kadar biletli olan etkinliklerden de artık para alınmıyor. Yani festivaldeki bütün etkinlikler parasız izlenebiliyor. Katılımlar da hiç fena sayılmaz. Gece yarılarına, hatta sabahlara kadar horon tepmeler ve havai fişek atmalar sürer. Amaç katılım ve eğlence ise hepsi birer başarılı organizasyondur.</p>
<p>Bir diğer olumlu yanı festival boyunca üç beş gün esnaf ciddi anlamda iş yapar. O küçük kasabaların nüfusu üç beş gün boyunca iki-üç katına çıkar. Yenir, içilir, gezilir konaklanır. Küçük esnafın yüzü güler yani.</p>
<p>Ama gel gelelim gelenek adına, kültür adına, öz değerler adına ne varsa sadece yiyip içme gibi tüketilip, ardından gelindiği gibi de gidilir.</p>
<p>Festival programlarına bakınca sanki kötü bir konser organizasyonu yarışına dönüştüğünü görmekteyim. İnsafsızlık ettiğimi söyleyenler çıkabilir ama bu gerçekten böyledir. Amaç sadece eğlenceyse elbetteki bir şey demeyiz. Yoksa sanatçı ne kadar popülerse katılımın o derece yüksek olması başka ne anlama gelir. Bul karayı al parayı mantığıyla, bastır parayı topla milleti. Ne kadar kalabalık toplanırsa festival o derece amacına ulaşmış olur. Ülkemizin güzel ve güzellikleri kadar da yeteneksiz mankenleri de temel fıkraları yarışında özürlerini sergilesinler.</p>
<p>Festivali anlayış olarak gece eğlencesi sayan halk gündüz etkinliklerine pek ilgi göstermiyor. Koskoca festival alanında 17 kişinin toplanıp beşinci yamaç paraşütünun inişini seyrettiklerini de gördüm. Yorum yok. Peki bu ağustos ayında kuruyan derelerdeki rafting yarışının ne kadarı yerel, ne kadarı uluslararsıdır tartışılsa ne olur ki.. Veya hiç değilse uluslararsı moda günlerinde mankenler yerel giysileri tanıtsa ne gibi bir sakıncası olur? Örneğin, özürlü temel fıkraları yerine araya yöreye özgü  skeçler  sıkıştırmayı tercih ederdim.</p>
<p>Elbette ki güzel şeyler de yapılıyor. Yerel, ulusal ve de uluslararsı anlamlarda. Amacımız karşı durmak değildir. Sadece bizim olanlarla yatıp kalkmak, övünüp dövünmek ne kadar eksiklikse, ne kadar yanlışsa; bizim olmayanları bizim yapıp, bizim olanlardan habersiz kalıp yaşamak da o kadar yanlış olur. Yörenin ürününden, renginden, dokusundan adını alan festivallerin çoğunun yerelliği sadece isimlerinde kalıyor. Yörenin binlerce  yıllık tarihi, dili ve kültürü adına bir şeyler katabilmek evrensellik adına da bir değerdir.</p>
<p>Festivallere adını veren çay ve fındıklar ne durumda acaba diye sormak, sorgulamak yerel yöneticilerin aklına gelmez nedense. Aylardır topladığı ürünün  bedelini alamayıp sabahlara kadar veresiye eğlenen halkın problemlerini gündeme getirmek yörenin ve festivalin dokusuyla bağdaşmıyor anlaşılan.</p>
<p>İnsanlar işlerin en yoğun olduğu zaman çoluk çocuk gece yarılarına kadar zaman ayırıyor. Akşama kadar çayda fındıkta canı çıkan  insanlar yereli ve evrenseli bilmeden, neyin ne olduğunu anlamadan festivale sahip çıkıyor. Kimisi çocuğunun hatırına, kimisi yeni gelininin hatırına, kimisi de uzaktan gelen gurbetçinin hatırına vs. üç beş gün az uyumayı da göze alıp belki de orada veresiye eğlenmeye çalışıyor.</p>
<p>Yöresel yemekleri kim daha güzel yapıyor diye göstermelik yarışmalar düzenlenen festivallerin güzel sunucu mankenleri, öve öve bitiremedikleri Laz Böreği ve muhlamanın yanında yanlış telaffuz ettikleri bazı yöresel yemekler için de bolca alkış alıyorlar. Hiç değilse festival boyunca yöresel yemeklerin sunulacağı lokantalar oluşturulabilir. Özellikle de uzaktan gelenler kebap, lahmacun ve hamburger dışında bir damak tadıyla horona durmuş olurlar.</p>
<p>&#8220;Tulum Oynamak&#8221;<br />
İnsanlar gerçekten olağanüstü ilgi gösteriyor bu şenliklere.  Köyde, şehirde, yaylada veya nerede yapılıyorsa büyük kalabalıklar toplanıyor. Gençler öylesine coşuyor ki sabahlara kadar horon oynuyorlar. Dağda, bayırda,  yolda, parkta, bahçede halka halka horonlar kuruluyor. Hatta suda bile horon halkaları kuranlar var. Elbetteki kursunlar. Sağda, solda, yolda parkta suda, hatta mümkünse havada bile horon halkaları kurulsun. Tulum çalınsın horon oynansın. Tamam gençler çılgınca eğlensin. Sabahlara kadar sürsün. Bunlara sözümüz yok. Ama bu gençlere oynadıkları horonun ne olduğu da anlatılsın. Anlatılsın ki gençler &#8220;tulum oynayalım&#8221;, &#8220;tulum oynadık&#8221;, &#8220;tulum oynamak&#8221; gibi anlamsız ifadeler kullanmasınlar. Gençler arasında horon oynamak ifadesi neredeyse unutulmuş gibi. &#8220;Horon oynadık&#8221; diyeceklerine &#8220;tulum oynadık&#8221; diyorlar. Tabii bazı figürlerin de dejenere edilmesi ayrı bir konu.</p>
<p>Horon ister kemençeyle, ister tulumla oynansın; ister köyde, ister şehirde, ister yaylada hiç farketmez. Horon çok çabuk ve olağanüstü bir coşku ve duyguyyla kurulan bir halkadır. Siz  Kadıköy meydanında misket oynandığını ya da semah tutulduğunu hiç gördünüz mü mesela. Misket her düğün salonunda oynanır elbette de sokakta oynandığını ben hiç görmedim. Alevi felsefesinin estetiği semahları izlemek için yüz kilometre yol tepmeye de her zaman hazırım ama demem o ki,  horona durmak için zaman ve mekânın pek önemi yok. O anki coşkudur önemli olan. Gençlere bunlar anlatılmalıdır.  Yaptıkları figürlerin ne anlama geldiğini, neler anlattığını  bilmelidir bu gençlerimiz.  Üç tane horon hocası bunları anlatabilir. Karadenizin kabarıp köpürmesi hangi horonun hangi figüründe anlatılır. Denizden çıkan hamsilerin çırpınıp silkinmesi hangi omuz silkmesidir. İç kesimlerde denizle hiç ilgisi olmayan dağ köylüsünün hayvan tepinmesini hangi oyunun hangi figürü anlatır bilinse, coşku ve katılımın daha da artacağı görüşündeyim.</p>
<p>Bu kadar büyük bütçeler ayrılıp düzenlenen organizasyonlarda  muhlama yemek ve horon oynamakla kültürün korunacağına inanan zihniyet var mıdır gerçekten?</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.trabzon.org/blog/festivaller-ve-horon/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Phoenix&#8217;in mikrofondan Kızıl Gezegen dinlenecek</title>
		<link>http://www.trabzon.org/blog/phoenixin-mikrofondan-kizil-gezegen-dinlenecek/</link>
		<comments>http://www.trabzon.org/blog/phoenixin-mikrofondan-kizil-gezegen-dinlenecek/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 06 Oct 2008 10:03:21 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Erdem Ergün</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Teknoloji]]></category>

		<category><![CDATA[MARDI]]></category>

		<category><![CDATA[mars]]></category>

		<category><![CDATA[nasa]]></category>

		<category><![CDATA[phoenix]]></category>

		<category><![CDATA[space]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.trabzon.org/blog/?p=152</guid>
		<description><![CDATA[
Amerikan Havacılık ve Uzay Dairesi&#8217;nin (NASA) bilim adamları, gelecek hafta Mars&#8217;daki uzay aracı Phoenix&#8217;in mikrofonunu çalıştırarak, Kızıl Gezegen&#8217;in sesini duymaya çalışacaklar.
&#8220;Space.com&#8221; adlı internet sitesindeki habere göre, Phoenix&#8217;in altında, aracın 3 dakikalık inişi sırasında görüntü alması için yerleştirilen Mars Descent Imager (MARDI) sisteminin parçası olan mikrofondan, sistemin 25 Mayıs&#8217;taki iniş sırasında çalıştırılamamasından ötürü şimdi faydalanılmasına karar [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.trabzon.org/blog/wp-content/uploads/2008/10/normal_mars-phoenix.jpg"><img src="http://www.trabzon.org/blog/wp-content/uploads/2008/10/normal_mars-phoenix.jpg" alt="" title="normal_mars-phoenix" width="400" height="205" class="alignnone size-full wp-image-160" /></a></p>
<p>Amerikan Havacılık ve Uzay Dairesi&#8217;nin (NASA) bilim adamları, gelecek hafta Mars&#8217;daki uzay aracı Phoenix&#8217;in mikrofonunu çalıştırarak, Kızıl Gezegen&#8217;in sesini duymaya çalışacaklar.</p>
<p>&#8220;Space.com&#8221; adlı internet sitesindeki habere göre, Phoenix&#8217;in altında, aracın 3 dakikalık inişi sırasında görüntü alması için yerleştirilen Mars Descent Imager (MARDI) sisteminin parçası olan mikrofondan, sistemin 25 Mayıs&#8217;taki iniş sırasında çalıştırılamamasından ötürü şimdi faydalanılmasına karar verildi.</p>
<p>Bilim ekibinin mikrofonu çalıştırmadan önce bazı kontroller yapması gerekiyor. NASA uzmanları, her şey hazır olduktan sonra &#8220;bir şeyler duyduklarından emin olmak&#8221; için, Phoenix robot koluyla toprağı kazarken veya matkabıyla delerken mikrofonu çalıştırmak istiyorlar.</p>
<p>Bununla birlikte Mars&#8217;tan çok fazla şey duymayı beklemediklerini belirten bilim adamları, öncelikle Phoenix&#8217;in mikrofonunun profesyonel bir mikrofon olmadığını, ikincisinin de ses dalgalarının Kızıl Gezegen&#8217;de Dünya&#8217;da olduğu gibi çok fazla uzağa gitmediğini, çünkü Mars&#8217;ın atmosferinin daha ince olduğunu ifade ediyor.</p>
<p>Bilim adamları, Mars&#8217;tan ses duymaya çalışmanın, Dünya&#8217;dan 30 bin metre yukarısını dinlemeye benzeyeceğini söylüyor. NASA uzmanları, Phoenix çalışırken ses duyarlarsa, sonra uzay aracı sessizken bir şeyler duymaya çalışacaklar. (AA) </p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.trabzon.org/blog/phoenixin-mikrofondan-kizil-gezegen-dinlenecek/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Bir Mezar Taşı Neler Anlatır?</title>
		<link>http://www.trabzon.org/blog/bir-mezar-tasi-neler-anlatir/</link>
		<comments>http://www.trabzon.org/blog/bir-mezar-tasi-neler-anlatir/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 23 Sep 2008 22:16:27 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Erdem Ergün</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Kültür]]></category>

		<category><![CDATA[mezar]]></category>

		<category><![CDATA[taşı]]></category>

		<category><![CDATA[trabzon]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.trabzon.org/blog/?p=151</guid>
		<description><![CDATA[
Bir Mezar Taşı Neler Anlatır Yazısı&#8217;nı mezartaşlarında yazılı isimleri ad ve soyadları ile birlikte telafuz etmeden ve köy isimlerini anmadan bazı minik &#8220;düzeltmelerle&#8221; yeniden yayınlıyoruz.  Bu düzeltmeyi sadece o insanların kendileri ve geride kalan ailelerine olan saygımızdan yapıyorum. Bir yazıda isimleri geçtiği için öngöremediğimiz bir nedenden ötürü incinmelerine / incitilmelerine vesile olmak istemem. Zira [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.trabzon.org/blog/wp-content/uploads/2008/10/bayburt_1.jpg"><img src="http://www.trabzon.org/blog/wp-content/uploads/2008/10/bayburt_1.jpg" alt="" title="bayburt_1" width="500" height="375" class="alignnone size-full wp-image-162" /></a></p>
<p>Bir Mezar Taşı Neler Anlatır Yazısı&#8217;nı mezartaşlarında yazılı isimleri ad ve soyadları ile birlikte telafuz etmeden ve köy isimlerini anmadan bazı minik &#8220;düzeltmelerle&#8221; yeniden yayınlıyoruz.  Bu düzeltmeyi sadece o insanların kendileri ve geride kalan ailelerine olan saygımızdan yapıyorum. Bir yazıda isimleri geçtiği için öngöremediğimiz bir nedenden ötürü incinmelerine / incitilmelerine vesile olmak istemem. Zira bu topraklarda, hoşgörü, hoşgörüsüzlük, tahammül ya da tahammülsüzlük nerede başlar, nerede biter ya da doğru olan nediri kestirmek zordur.  </p>
<p>Önce size bu yazıyı kaleme almama neyin vesile olduğunu anlatmak istiyorum. Biz Trabzonlu bir aileyiz. Ancak yakın zamana kadar Bayburt’ta da yerlerimiz vardı. Hatta ailemizin bazı eski üyelerinin mezarları da Bayburt’un köylerindedir. Henüz çocukluk yıllarımda iken dinlemiştim o taraflardaki bir aile dostumuzun büyükhalasının hikayesini derin memleket meselerinin konuşulduğu bir ortamda. Bilirsiniz o sohbetler o kadar zengin ve derindir ki dünyalar kurulur, yıkılır ve yeniden kurulur. O sohbette laf lafı açtıkca aslında benzer hikayelerin yaşanmış olduğunu ama bir şekilde sır şekline bürünüp gelecek kuşaklara anlatılmadığını da anlamıştım bir şekilde. Bunun nedenlerini ise şimdi daha iyi anlayabiliyorum.<br />
Gelelim o büyükhalanın hikayesine.<br />
1900’lü yıllarda o ailenin büyükdedeleri bir akşam üzeri tarlalarından evlerine dönerken yolun kenarında ağlayan 3-4 yaşlarında bir kız çocuğu buluyorlar. Çocuk onların bilmediği bir dilde yani Ermenice konuşuyor. Adını hatırlamıyor. Nasıl kaybolduğu, niçin orda olduğunu kimse bilmiyor. Aile o çocuğu alıyor, ismini söyleyemediği için yeni bir isim veriyor, kendi örf, adet ve gelenekleri ile aileden biri olarak büyütüyor. Akrabadan biri ile evlendiriyor. Bizden biri olarak yaşıyor ve öyle de veda ediyor bu dünyaya.<br />
Ancak bu durum bir sır olarak kalıyor ailede ve mümkün olduğunca hiçbir ortamda böyle bir olaydan bahsedilmiyor.<br />
Sonra benzer yaşam hikayelerini başka ortamlarda da duydum. Göç yollarında kaybedilen ya da doğrudan komşularına emanet edilen çocukların hikayeleri. Bu hikayeler elbette sadece bu topraklarda da yaşanmadı ve yaşanmıyor. Şu veya bu nedenle göçün olduğu her yerde yaşanıyor bu dramlar ve dramın beraberinde taşığı  insani değerler. Benim anlatmak istediğim her türlü önyargıdan sıyrılıp yaşanan bu insani boyutu hatırlamak sadece. </p>
<p>Gelelim Bayburt’un iki ayrı köyünde gördüğüm mezartaşlarının bana neleri hatırlattığına.<br />
Bir süre önce Bayburt’a gittim. Büyükdedelerim orda yaşamış, babamın çocukluğu da ordaki bir köyde geçmişti. babamın çocukluğunun geçtiği yerleri birlikte dolaşırken ve yukardaki hikaye aklımın ucunda bile değilken köyün mezarlığında gördüğüm bir mezartaşındaki isim beni bir anda “acaba” sorusu ile o günlere götürdü. Yoksa bu mezartaşındaki isimler de o çocuklardan birileri miydi diye. Belki o çocuklardan birileriydi belki de değildi. Bilemiyorum.<br />
Ben bir yere gittğim zaman ordaki mezarlığı mutlaka ziyare etmeye çalışırım. İtikatımın çok yuksek olması sebebi ile değil; mezartaşlarını okumaya olan ilgim nedeniyledir bu ziyaret aynı zamanda. Mezartaşlarını okurken de nice hayat hikayesi gelir geçer gözümün önünden. Çünkü bizim mezartaşlarımızda inanılmaz hikayeler ile karşılaşabilirsiniz. Bazen tek bir kelime, bazen tek bir isim, bazen uzun bir yazıdır o taşlara kazınan. Tamam mezarlıklarımız çok bakımsızdır ama eğer doğru ve önyargısız bir şekilde okursanız; o kadar çok şey anlatır ki size taşlar o bakımsızlığı da unutur gidersiniz bir an.<br />
Bazen de hiç ummadığınız bir anda oyle bir mezartaşı çıkar ki karşınıza tüm bildikleriniz ya da duygularınız altüst olur. Size dayatılanın -her kesimden ve her taraftan- ne kadar yalan ya da temelsiz olduğunu anlarsınız bir anda. Bazen de kendi bildikleriniz ve önyargılarınız allak bullak olur o taşlardaki yazılar ile. Neyin doğru, neyin yanlış olduğu karışır birbirine. Ama karışmayan bir şey vardır. Her mezar taşının mutlaka bir hikayesi olduğu.<br />
İşte böyle bir duygu dünyasında çektim aşağıda gördüğünüz fotoğrafları.<br />
İki ayrı mezarlıkta iki isim. Birisi Maya diğeri ise Evre. Bu isimler, beni daha önce benzerlerini duymuş olduğum o hayat hikayelerine götürdü işte.<br />
Belki bu mezartaşları aynı hikayeyi anlatmıyordu, belki benzer bir hikaye vardı yaşanan. Bilemiyorum.<br />
Mezartaşlarında yazılı olan bu isimler hem Türk hem de Ermeni ailelerinin kullandıkları isimler ama soyisimler Türk’tü. Her iki mezartaşında da ruhlarına fatiha dilekleri vardı. (Soyisimlerini ve aileye ait bilgileri girişte belirttiğim nedenlerle  yazmıyorum. Fotoğraflarda da o bölümleri kararatım)<br />
Böyle bir duygu dünyası içinde beyniniz sizi bir tarihlerde bir yerlerde yaşanmış ve bugün dünyanın farklı coğrafyalarında hala yaşanmakta olan arkada yatan drama, o dram içindeki inanılmaz insani boyuta, komşuluk ve sonsuz güven dünyasına götürüyor.<br />
Türkiye’nin birçok yerinde olduğu gibi Bayburt’un bazı köylerinde de yaşayan Ermeniler var 1900&#8242;lü yıllarda. Ancak insanlar göç yollarına düşünce bazı aileler sadece evlerini, atlarını, ineklerini, ya da tarlalarını bırakmamış geride.<br />
Dünyadaki en sevdikleri varlıkları olan çocuklarını yanlarına almayan aileler de var. Çünkü nedeni ne olursa olsun göç yolları bilinmeze bir yolculuktur. O yolculukta başa ne geleceği, kimin ölüp kimin ayakta kalacağı ve de gittiği yerde mutlu olup olmayacağı bilinemez.<br />
Ama bilinen çok önemli bir gerçek vardır elbette.<br />
Gidenlerin geride bıraktıkları çocuklarına en az kendileri kadar iyi bakabilecek Türk komşularının varlığı.<br />
Çünkü yüzlerce senedir bir arada yaşamışlar zaten. Komşuluk, dostluk ve güven o denli derin ki çocuğunu belki bir daha hiç görmemek üzere komşularına emanet edebilmişler.<br />
O çocuklar Türk aileler ile büyümüşler, bazılarının isimleri bile aynı kalmış.<br />
Belki kendi öz ailelerini bir daha hiç görememişler.<br />
Aileleri de yanında büyüdükleri Türk aileler olmuş.<br />
Bu fotoğraftaki mezartaşları bende bunları çağrıştırdı.<br />
Bir Bayburt köyündeki mezartaşında ruhuna fatiha okunan iki kadın. Maya  ve Evre. Belki Ermeni aileden geriye kalan ve büyükdedelerimize emanet edilen iki kız çocuğu onlar. Belki de yüzlerce yıldır bir arada yaşadıkları için aynı isimleri kullanan Türk ailenin kızları.<br />
Hangisi doğru bilemiyorum. Hem ne önemi var ki. Gercek olan; böyle hayatların dünyanın farklı köşelerinde ve insanlığın henüz bitmediği yerlerde yaşanmış olması bir şekilde. Hala daha da yaşanmakta.<br />
Doğdukları yerde ailelerinden ayrı düştükleri için yetim kalanların hikayeleri. Orda doğmuş, ailelerinden ayrı düşüp ordaki komşularının elinde büyümüş, orda yaşamış ve orda ölmüş olanların hikayeleri.<br />
İyi bakmak, iyi okumak lazım.<br />
Hrat Dink öldürüldüğünde Hepmiz Ermeniyiz sloganlarını, anlamayan, anlayamayan ya da anlamak istemeyenlerin büyükdedelerinden alacağı çok ders olsa gerek bu mezartaşı öykülerinden.<br />
Bu ders aynı kıt görüşe sahip olan, kendi tek boyutlu resmi söylemi dışına çıkamayan ve de bu derin insani boyutu göremeyen, görmek istemeyen algılayamayan diğer taraftaki bazıları için de gecerlidir elbette. </p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.trabzon.org/blog/bir-mezar-tasi-neler-anlatir/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Fındık Fiyatları</title>
		<link>http://www.trabzon.org/blog/findik-fiyatlari/</link>
		<comments>http://www.trabzon.org/blog/findik-fiyatlari/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 16 Aug 2008 07:01:35 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Erdem Ergün</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Yaşam]]></category>

		<category><![CDATA[findik fiyatı]]></category>

		<category><![CDATA[fiskobirlik]]></category>

		<category><![CDATA[fındık]]></category>

		<category><![CDATA[fındık fiyatları]]></category>

		<category><![CDATA[rekolte fiyat]]></category>

		<category><![CDATA[toprak mahsülleri ofisi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.trabzon.org/blog/?p=150</guid>
		<description><![CDATA[Üreticiler dört gözle fındık fiyatlarının açıklanmasını beklerken TTB meclis başkanı önemli açklamalarda bulundu.
 Fındık fiyatlarının 2008 yılında 5 ytl olarak belirlendiği söyleniyor.
Trabzon Ticaret Borsası (TTB) Meclis Başkanı Mehmet Cirav, fındıktaki sorunların çözümünün sanıldığı gibi zor olmadığını belirterek, “Bunun için 2 konuda gerekeni yapmak yetecektir” dedi. 
Mehmet Cirav, her alanda özelleştirmenin yaşandığı bir süreçte, fındıkta hala [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Üreticiler dört gözle fındık fiyatlarının açıklanmasını beklerken TTB meclis başkanı önemli açklamalarda bulundu.<br />
 Fındık fiyatlarının 2008 yılında 5 ytl olarak belirlendiği söyleniyor.</p>
<p>Trabzon Ticaret Borsası (TTB) Meclis Başkanı Mehmet Cirav, fındıktaki sorunların çözümünün sanıldığı gibi zor olmadığını belirterek, “Bunun için 2 konuda gerekeni yapmak yetecektir” dedi. </p>
<p>Mehmet Cirav, her alanda özelleştirmenin yaşandığı bir süreçte, fındıkta hala devlet hakimiyetinden vazgeçilmemesini anlayamadıklarını belirterek şunları söyledi:<br />
“Devletin fındıkta bulunmasının gerçek anlamda hiçbir yararı yoktur.<br />
Özellikle son dönemi inceleyecek olursak, 2001 yılında devletin fındıktan çekilmesini sevinçle karşılamıştık.2006 yılında ise fındığın tekrar devletin ve siyasetçilerin oyuncağı haline gelmesinden dolayı üzüldük.<br />
Hükümetin eline 2005&#8242;de iyi bir fırsat geçmişti. Ama ne yazıktır ki, bu fırsatı iyi değerlendiremedi.Tekrar, yeni bir yanlışla ile TMO&#8217;yu fındık sektörüne soktular. Son 2 yıldır bir çok aksaklıklar yaşandı. Gerek alımlarda, gerek belirlenen politikalarda.” </p>
<p>Üreticinin yüzde 15-20&#8242;lik bölümünün 5 YTL&#8217;lik fiyattan istifade ederken, yüzde 80-85&#8242;lik bölümü fındığını 4 YTL civarında satmak zorunda kaldığına dikkat çeken Mehmet Cirav, “İşe hangi tarafından bakarsanız bakın, olumsuzluklarla doludur.Son 2 yılın devlete maliye 1.5 milyar dolar civarında olmuştur.Bunu ifade ettiğimizde, denecektir ki, “TMO kendi bünyesinde kredi buldu. Onla yürütüyor.”<br />
Ama gerçek bu değildir. Bu kredilerin geri dönüşü geldiği zaman, TMO&#8217;da para yoksa, devletin bir kurumu olduğu için hazine bunu karşılamak zorunda kalacaktır” dedi. </p>
<p>Yanlış politikaların fındığın özellikle yılda 2-3 ürün veren taban arazilerde dikimini arttırdığına işaret eden Mehmet Cirav, şu görüşleri savundu:<br />
“Eğer siz fındığı 4 dolar ve üzerinde fiyattan almaya devam ederseniz; ne kadar yasak koyarsanız koyun, Türkiye&#8217;nin fındık rekoltesi yakında 1 milyon tonunun üzerine çıkacaktır. Bu durum, ana üretim bölgesi olan Doğu Karadeniz üreticisine büyük bir darbe anlamına gelmektedir.<br />
Biz bu yanlışları söyleye söyleye, rapor ede ede, adeta ağzımızda tüy bitti.<br />
Ama anlamadıkları halde bu işlere karışanlar yılmadılar.” </p>
<p>Fındığın sorunlarının çözümü için temelde iki doğru hamlenin yeterli olacağını ileri süren Mehmet Cirav, “ Başbakan diyor ya, “Başörtüsünün çözümü 2 kelime ile halledilir.”Fındığın sorunları da iki adımda çözülür.<br />
Fındıkta 2 doğru hamle ile halledilir.Birincisi devletin fındığa fiyat vermekten ve ürün almaktan vazgeçmesidir.İkincisi de, devletin üreticisine </p>
<p>rekoltenin yüksek olduğu dönemlerde prim vererek mağduriyetini önlemesidir. Bunun kazanımı ne olacaktır?Türkiye&#8217;nin ürettiği ürünün tamamını satmasını sağlayarak, hem pazar payını arttırması, hem de daha fazla döviz kazanmasıdır” dedi. </p>
<p>Cirav, fındıkta doğruların yapılmasına, siyasetçilerin izin vermediğini de ifade ederek, Oysa, kenara çekilip kendi işlerini yapıp, ekonomiyi kendi kurallarına bıraksalar sorunlar çözülecektir. Hemen mi? Değil…<br />
Fındıkta kalıcı ve kazandırıcı politikaların yerleşmesi için 3-5 yıl sabredilmesi gerekir.“Akşamdan sabaha halledeceğiz” diyerek, bugüne kadar kimse bir şey çözememiştir.. Bundan sonra da aynı şekilde hareket edenler de çözemeyecektir” diye konuştu. </p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.trabzon.org/blog/findik-fiyatlari/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Kaçkarlar’da balayına davet</title>
		<link>http://www.trabzon.org/blog/kackarlar%e2%80%99da-balayina-davet/</link>
		<comments>http://www.trabzon.org/blog/kackarlar%e2%80%99da-balayina-davet/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 22 Jul 2008 21:26:01 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Erdem Ergün</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Yaşam]]></category>

		<category><![CDATA[kaçkar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.trabzon.org/blog/?p=149</guid>
		<description><![CDATA[
Çocukluğu orada yaşamış biri olarak rahatlıkla söyleyebilirim ki, Doğu Karadeniz’in en yüksek dağ  silsilesi Kaçkar Dağları, özellikle yaz mevsimleri ziyarete gidenleri kendinden geçiren, farklı dünyalara kapılarını açtıran gerçekten de bu dünyaya ait olmayan bir coğrafya.
Kaçkarlar, güney tarafından yani Artvin-Yusufeli’den de  ulaşılabilen bir coğrafya olmasına rağmen, özellikle kuzey çıkışını tercih edenler için Çamlıhemşin’den de [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.trabzon.org/blog/wp-content/uploads/2008/10/kackarlarda.jpg"><img src="http://www.trabzon.org/blog/wp-content/uploads/2008/10/kackarlarda.jpg" alt="" title="kackarlarda" width="300" height="450" class="alignnone size-full wp-image-165" /></a></p>
<p>Çocukluğu orada yaşamış biri olarak rahatlıkla söyleyebilirim ki, Doğu Karadeniz’in en yüksek dağ  silsilesi Kaçkar Dağları, özellikle yaz mevsimleri ziyarete gidenleri kendinden geçiren, farklı dünyalara kapılarını açtıran gerçekten de bu dünyaya ait olmayan bir coğrafya.</p>
<p>Kaçkarlar, güney tarafından yani Artvin-Yusufeli’den de  ulaşılabilen bir coğrafya olmasına rağmen, özellikle kuzey çıkışını tercih edenler için Çamlıhemşin’den de çok rahatlıkla varılacak bir yer. 40 kadar irili ufaklı yaylasıyla her sene yaylalarına gitmeyi ibadet görevi sayan Hemşinliler için olduğu kadar artık yurtiçi ve dışından gelenlerin de vazgeçemediği bir coğrafya olan Kaçkarlar’dan şehirlerdeki keşmekeşin içine dönen misafirler artık biriktirdiklerini bir şekilde değerlendirmeye çalışıyor. Kimi fotoğraf albümü yapıyor kimi kitap yazıyor. Kimi de çeşitli internet sitelerinde gezip gördüklerini, yiyip içtiklerini, yöre insanıyla tanışıklıklarını paylaşıyor. O insanlardan biri de Murat Selçuk. Selçuk Kaçkarlar’ı, “ Burası pamuk bulutlar üzerinde yaşayan neşeli insanların ülkesi.  Yeryüzünün sihirli bir el tarafından tuvali işlercesine yeşile boyandığı yer. Ağaçların avuçlarını açıp gökyüzüyle el tutuştuğu ve köpük köpük derelerin evrene karışırcasına aktığı masal coğrafya. Güneşin yedi rengini kutsal bir seremoniye dönüştüren çiçekler ve uğruna dağlar aşılan o serin karlı zirveler. Her bir minik otunda ve taşında dahi kendinizi göreceğiniz panteistik ibadethane” cümleleriyle anlatıyor.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.trabzon.org/blog/kackarlar%e2%80%99da-balayina-davet/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Zamanımızın Sıradışı Yönetmeni</title>
		<link>http://www.trabzon.org/blog/zamanimizin-siradisi-yonetmeni/</link>
		<comments>http://www.trabzon.org/blog/zamanimizin-siradisi-yonetmeni/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 22 Jul 2008 21:24:01 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Erdem Ergün</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Sanat]]></category>

		<category><![CDATA[sinema]]></category>

		<category><![CDATA[trabzon]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.trabzon.org/blog/?p=148</guid>
		<description><![CDATA[
Türkiye sinemasına ya da bilinegelen ismiyle Yeşilçam’a nitelikli filmler kazandırmış usta yönetmen Zeki Ökten hakkında yayınlanan Yoksul: Zeki Ökten isimli çalışma yönetmenin filmleri hakkında yazılan birbirinden değerli makalelerin yanı sıra, kendisiyle yapılmış söyleşiyi de yer veriyor.
Ali Karadoğan tarafından derlenen kitapta, Karadoğan’ın Ökten’le yaptığı, “Sinema Erdemdir” başlıklı  söyleşiyle başlayan okuma serüveni, Ökten’i ve sinamasını, sinemadaki [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img src="http://www.karalahana.net/resimler/cinliler-geliyor.jpg" alt="sinema" /></p>
<p>Türkiye sinemasına ya da bilinegelen ismiyle Yeşilçam’a nitelikli filmler kazandırmış usta yönetmen Zeki Ökten hakkında yayınlanan Yoksul: Zeki Ökten isimli çalışma yönetmenin filmleri hakkında yazılan birbirinden değerli makalelerin yanı sıra, kendisiyle yapılmış söyleşiyi de yer veriyor.</p>
<p>Ali Karadoğan tarafından derlenen kitapta, Karadoğan’ın Ökten’le yaptığı, “Sinema Erdemdir” başlıklı  söyleşiyle başlayan okuma serüveni, Ökten’i ve sinamasını, sinemadaki tavrını ortaya koyan ve eleştiren yazılarla zenginlik kazanıyor. Ankara Sinema Derneği’nin düzenlediği 13.Avrupa Filmleri Festivali’nin ardından hazırlanmaya başlanan ve Agah Özgüç’ün önsözüyle sunulan kitapta, filmlerinde melodramı, toplumsal gerçekçiliği ve başat olarak da yoksulluğu vurgulayan Zeki Ökten’in filmleri hakkındaki eleştirileri okumak mümkün.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.trabzon.org/blog/zamanimizin-siradisi-yonetmeni/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Teknoloji Laz simidini yenemedi</title>
		<link>http://www.trabzon.org/blog/teknoloji-laz-simidini-yenemedi/</link>
		<comments>http://www.trabzon.org/blog/teknoloji-laz-simidini-yenemedi/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 22 Jul 2008 21:19:02 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Erdem Ergün</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Teknoloji]]></category>

		<category><![CDATA[laz]]></category>

		<category><![CDATA[simit]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.trabzon.org/blog/?p=147</guid>
		<description><![CDATA[
SİMİDİN İSTANBUL’DAKİ ADRESİ : Derepazarlı Mustafa Köse, on yıldır her sabah Üsküdar Sultantape’de bulunan Karadeniz fırınından aldığı simitleri karış karış dolaştığı İstanbul’un çeşitli noktalarında satıyor.
Rusya’da “Bubrik”’ti, Karadeniz’de “Simit” oldu, Lazlar ona “K’erk’eli” dedi &#8230; Hangi Karadenizli’ye sorsanız “Çocukluğunuz?” diye; “Simit” cevabını alırsınız. İlkokuldayken teneffüs zilinin çalmasıyla bakkala koşup çengelden aldığı simidi koluna bilezik yapan bir [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img src="http://www.karalahana.net/resimler/mustafa_kose.jpg" alt="laz simidi" /></p>
<p>SİMİDİN İSTANBUL’DAKİ ADRESİ : Derepazarlı Mustafa Köse, on yıldır her sabah Üsküdar Sultantape’de bulunan Karadeniz fırınından aldığı simitleri karış karış dolaştığı İstanbul’un çeşitli noktalarında satıyor.<br />
Rusya’da “Bubrik”’ti, Karadeniz’de “Simit” oldu, Lazlar ona “K’erk’eli” dedi &#8230; Hangi Karadenizli’ye sorsanız “Çocukluğunuz?” diye; “Simit” cevabını alırsınız. İlkokuldayken teneffüs zilinin çalmasıyla bakkala koşup çengelden aldığı simidi koluna bilezik yapan bir çocuk fotoğrafıdır o. Çocukluğun en sıcak, en güzel kokusudur. Her yaştan Karadenizli’nin hafızasında yer eden simit, bugün de maharetli ustaların elinde altın işler gibi işlenerek şekilleniyor. Üstelik teknolojiye inat yüz sene öncesinin tadını, kokusunu, rengini ve hatta şeklini koruyarak&#8230; </p>
<p>Rusya’da Çarların kahvaltı sofralarını süslerken Atinalı (Pazar) gurbetçiler tarafından Karadeniz’in karşı kıyısına geçirilen simidin öyküsünü; Pazar’da babasından devraldığı işi, 1967 yılında Yeni Şafak Simit Fırını adıyla aile şirketine dönüştüren ve bu işe 55 yılını veren Baki Öztürk’ten, yapım aşamalarını ise Abbas Usta’dan dinledik. </p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.trabzon.org/blog/teknoloji-laz-simidini-yenemedi/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Davulu kim çalıyor</title>
		<link>http://www.trabzon.org/blog/davulu-kim-caliyor/</link>
		<comments>http://www.trabzon.org/blog/davulu-kim-caliyor/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 18 Jun 2008 20:37:25 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Pedaliza</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Kültür]]></category>

		<category><![CDATA[Sanat]]></category>

		<category><![CDATA[davul]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.trabzon.org/blog/?p=146</guid>
		<description><![CDATA[Yazı  Serkan Türk
16.06.2008
Geçtiğimiz ay Trabzon’da 9.su düzenlenen Karadeniz’e Kıyısı olan ülkeler tiyatro festivali kapsamında bir yazı kaleme almıştım. 2-15 Mayıs tarihleri arasında gerçekleştirilen bu festivalin tamamını takip ettikten sonra da yeni bir yazıyla değerlendirme yapabilirdim diye düşünüyordum
Oyunlara katılan ülkeler, seçtikleri oyunlar ve oyunculukları kadar beni ve tiyatro severleri ilgilendiren başka bir olaya dikkat çekmek [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Yazı  Serkan Türk<br />
16.06.2008<br />
Geçtiğimiz ay Trabzon’da 9.su düzenlenen Karadeniz’e Kıyısı olan ülkeler tiyatro festivali kapsamında bir yazı kaleme almıştım. 2-15 Mayıs tarihleri arasında gerçekleştirilen bu festivalin tamamını takip ettikten sonra da yeni bir yazıyla değerlendirme yapabilirdim diye düşünüyordum<br />
Oyunlara katılan ülkeler, seçtikleri oyunlar ve oyunculukları kadar beni ve tiyatro severleri ilgilendiren başka bir olaya dikkat çekmek istemiş, 9. kez düzenlenen bir festivalin başlangıcında şehirler bütünleşememesi, basın yoluyla halkın bu etkinlikte daha çok yer almasının sağlanması gerektiği hususunda fikirlerimi ortaya koymuştum. Birkaç sivil toplum örgütünün ve oyuncuların yürüyüşüyle başlayan bu festivalin yüzlerce insanın katılmasıyla şehirle bütünleşmesi gerekliliğinin altını çizmiştim. Trabzon Devlet Tiyatrosu müdürünün basınla mesafeli duruşunun festivalin daha sade geçmesine sebep olduğunu belirtmiştim. Oyuncular bir hafta kadar önce Radyo ve Televizyon programlarına katılarak festivalin daha coşkun geçmesi konusunda halka çağrı yapabilirdi.</p>
<p>Festival kapsamında oyun çeşitliliği konusunda da sıkıntılar gözledim. Misafir ülke oyuncularının çoğu amatör kökenli ekipler. Dışarıdan gelen amatörlere açık ama ülkemizdeki amatör ekiplere kapalı bir festivalin yeniden gözden geçirilmesinin daha sağlıklı olacağını düşünüyorum. Trabzon’da 15. yılını geride bırakan Trabzon Sanat Tiyatrosu ve Trabzon Şehir Tiyatrosu’nun etkinliğin bir bölümünde yer almasının ne kadar şık olabileceğini düşünülmesi gerekiyordu. Bu iki ekipte oyunlarını Hüseyin Kazaz Kültür Merkezinin salonunda oynuyorlar. Festival kapsamındaki tarihlerde aynı salonun Devlet Tiyatrosuna tahsis edilmesi dolayısıyla oyunlarını sahneleme şansları olmadı. Tek ekip biziz düşüncesinin hiçbirimize yararı yok oysa. Bu anlamda Sayın Gökçer’in görevini önümüzdeki yılda sürdürecekse bu konuyu gözden geçirmesini diliyorum.<br />
20. Yılını kutlayan tiyatromuzda ne yazık ki bu coşkunun yaratılmamış olması beni ve birçok tiyatro severi hayal kırıklığına uğrattı. 1990’larda gerçekleştirilen Muhsin Ertuğrul günleri kapsamında nitelikli çok sayıda oyun Haluk Ongan sahnesinde seyirciyle buluşmuş ve o dönem çok başarılı olmuştu.</p>
<p>Bu yazıyı yazma nedenime gelince, festival kapsamında düşüncesini ifade eden yazarlar, eleştirmenlerle hemen hemen aynı şeyleri yazmış, radyo programlarımda da ifade etmiştim. 9. Uluslar arası Tiyatro Festivali başlıklı yazıma tiyatronline sitesi editörü Yaşam Kaya yer vermek istediğini belirtmişti. Sonraki yazışmamızda benden yazı için bir fotoğrafta rica etmişti. Sizlerinde gazeteport’ta öncelikli okuduğunuz bu yazı, bahsettiğim sitede 5 gün kadar yayında kaldı. Yazımı daha sonra gerekçe bildirilmeksizin aynı editör siteden kaldırıldı. Eleştiri kabul etmeyen bir tiyatro yönetimi ve karşılarında tiyatronun gelişimine katkı sağlayabilecek yazılar yayımlayan bir site yönetimi yazım dolayısıyla ne yazık ki karşı karşıya geldi. Editörlük görevi verdiği kararın arkasında durmayı gerektirir. Ne yazık ki Yaşam Kaya gelen baskılara dayanamayıp yazımı siteden kaldırmayı uygun gördü. Yazımın tiyatronline sitesinde yayımlanması ya da yayımlanmaması değil üzerinde durduğum şey. Etik olarak yapılan işin doğru olmaması. Sansür, yasakçı zihniyet her yerde kendini gösteriyor. Sanat işi yapan kişilerin bu tür konularda aynı duruma düşmesini çok acıklı buluyorum. Geçtiğimiz aylarda Düğün ya da Davul adlı oyunla benzer bir çağdışı uygulamaya maruz kalmıştı tiyatro yönetimimiz. Bizler söküklerimizi birbirimize göstereceğiz ki, daha gülünç duruma düşmeyelim.</p>
<p>Festival süreci içerisinde çıkan gazetelere göz attığımızda Sayın Gökçer’in başarısızlığını Taka Gazetesi 12 Mayıs tarihli bir haberle şöyle duyuruyordu: “Festivalin öncesinde Tiyatro yönetimi toplu olarak basın kuruluşlarını gezer ve duyuru için bir dizi çalışma yapardı. Bu dönem olmadı! Ne yapıldı? Kadri Özcan dönemindeki yazılar kopyalanmış ve Murat Gökçer’in resmi konularak anonslarla iş geçiştirilmiş. Umarız bundan sonra ‘yapılmak için festival yapılmaz.’ Ve Festival yapılırken de kentle birlikte kenetlenilir. Murat Gökçer, birilerine mesafe koyabilir ama kent ile tiyatro arasına duvar çekemez!”.<br />
Bir önceki yönetimin kaleme aldığı yazıları 20. Yıl kitapçığına kendi yazısı gibi kopyala yapıştır yöntemi kullanarak eklemiş birinin kanımca yönetimde başarısından söz edilemez. Tiyatro Müdürlüğü oyun gereği verilmiş bir rol değil üstelik. Geçtiğimiz yazımda belli konularda yanıtlar istediğim Sayın Gökçer’in bu yazıma yanıt vermesini hiç beklemiyorum.<br />
bkz:http://www.gazeteport.com.tr/YAZARARANIYOR/NEWS/GP_229530</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.trabzon.org/blog/davulu-kim-caliyor/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Trabzon İpekyolu Üniversitesi projesi</title>
		<link>http://www.trabzon.org/blog/trabzon-ipekyolu-universitesi-projesi/</link>
		<comments>http://www.trabzon.org/blog/trabzon-ipekyolu-universitesi-projesi/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 25 May 2008 08:48:33 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Erdem Ergün</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Kültür]]></category>

		<category><![CDATA[üniversitesi]]></category>

		<category><![CDATA[ipekyolu]]></category>

		<category><![CDATA[trabzon]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.trabzon.org/blog/?p=145</guid>
		<description><![CDATA[Uzun zamandan bu yana çalışmaları devam eden Trabzon İpekyolu Üniversitesi için Trabzonlu işadamları biraraya geldiler. Düzenlenen toplantıya Trabzonlu olan Bayındırlık ve İskan Bakanı Faruk Özak da katıldı. Özak hedeflerinin dünya standartlarını yakalamak olduğunu ve bunun için çalışmaların devam ettiğini söyledi.

 Bölge ekonomisi ve kültürüne katkıda bulunacak
Kadıköy Büyük Kulüp&#8217;te düzenlenen toplantıya Bayındırlık ve İskan Bakanı Faruk [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Uzun zamandan bu yana çalışmaları devam eden Trabzon İpekyolu Üniversitesi için Trabzonlu işadamları biraraya geldiler. Düzenlenen toplantıya Trabzonlu olan Bayındırlık ve İskan Bakanı Faruk Özak da katıldı. Özak hedeflerinin dünya standartlarını yakalamak olduğunu ve bunun için çalışmaların devam ettiğini söyledi.</p>
<p><img src="http://www.karalahana.net/resimler/trabzon-ipek-yolu-universitesi.jpg" alt="trabzon ipekyolu üniversitesi" /></p>
<p> Bölge ekonomisi ve kültürüne katkıda bulunacak</p>
<p>Kadıköy Büyük Kulüp&#8217;te düzenlenen toplantıya Bayındırlık ve İskan Bakanı Faruk Özak ve projeye hayat veren İpekyolu Eğitim ve Kültür Vakfı Başkanı Mustafa Gür&#8217;ün yanı sıra Dünya Göz Hastaneleri sahibi Eray Kapucuoğlu, Trabzonlu İşadamları Derneği Başkanı Kemal Şener ve çok sayıda işadamı katıldı. Yemekli toplantıda ilk olarak konuşma yapan Trabzonlu İşadamları Derneği Başkanı Kemal Şener, &#8220;Tüm Trabzon halkının, işçisi-memuruyla taraf oluşturmadan destek verdiği, organize olup sahiplendiği ilk projedir. Bu proje, bölge ekonomisine, kültürüne, Asya Türk milletlerine, entegrasyonda katkısı olacağı şüphesiz. Bu projenin kuruluşundan bu yana TİAD olarak mütevvelisinde bulunduk. Sizlerin de bu projeye verdiğiniz katkıdan dolayı teşekkür ederim&#8221; dedi.</p>
<p>Bölgeye Yeni Üniversite<br />
İpekyolu Eğitim ve Kültür Vakfı Başkanı Mustafa Gür ise konuşmasında Trabzon&#8217;da arazi konusunun ne kadar sıkıntılı olduğuna değindi. Gür &#8220;Trabzon&#8217;un, belki en güzel yerinin tahsisinde, içi yana yana hiç seslerini çıkarmayan iki belediyemiz var. Hele ki bölge halkının, &#8216;bölgeye üniversite kurulacaksa helal olsun&#8217; deyişleri var. Ben de kendilerine &#8216;helal olsun&#8217; diyorum. Bu toplantıda çok laf, az iş sonucunu doğuracak bir yöntem arzu etmiyoruz. Çok lafın yanına çok işi de ekleyelim istiyoruz. Öncelikle bu proje için gerekli öz kaynağın sağlanacağına eminim&#8221; dedi.</p>
<p>Eğitime önem veriyoruz<br />
Bayındırlık ve İskan Bakanı Faruk Özak, hedeflerinin dünya standartlarını yakalamak olduğunu belirterek, &#8220;Hz. Mevlana şöyle diyor; &#8216;İnsan o dur ki; koca dünyada eseri olmayanın yerinde yeller eser&#8217;. Bu bakımdan ne mutlu verebilene, ne mutlu hayır yapabilene. Türkiye&#8217;yi diğer ülkelerin seviyesine çıkarmamız lazım. Bu da bilim ve teknoloji ile oluyor. Dünyadaki kriter şu; her 500 bin kişiye mutlaka bir üniversite yapmanız lazım. 75 milyon nüfusumuz olduğuna göre en az 150 üniversite olması lazım. Bundan 3-4 yıl öncesine kadar üniversite sayısı 77 tane. Ben de 1964-1965 yıllarında Trabzon&#8217;da barakalarda okudum ve mezun oldum. Son verilere göre vakıf üniversiteleri ile birlikte 120&#8242;yi geçiyoruz. Vakıf üniversitesi kurabilmek için arkanızda bir ağabey üniversiteniz olacak. Bunları Karadeniz Teknik Üniversitesi ile hallediyoruz. Uzun zaman önce kurulan KTÜ, bugün Türkiye&#8217;nin en önemli okulların arasında yer alıyor. Japonların bir ifadesi var; &#8216;Büyük düşün, küçük başla.&#8217; Biz büyük düşünüp, büyük başlıyoruz. Biz de zaman zaman toplantılara katıldığımızda, bu işin çok zor olacağını, hatta imkansız olacağını söylemiştik. Şimdi bakıyoruz çok önemli mesafe alınmış ama bu tabi çok kolay olmadı. Türk insanı eğitim konusunda çok enteresan. Yemiyorlar, içmiyorlar, hatta ayaklarına ayakkabı almıyorlar, çocuklarını mutlaka kursa yolluyorlar, mutlaka üniversite okumalarını istiyorlar. Türkiye&#8217;de 14.5 milyon ilköğretim okulu öğrencimiz var. Bu rakam Hollanda, Belçika ve Avusturya nüfusundan fazla. 28 yaş altı nüfusumuz ülkemizin yüzde 50&#8217;sini oluşturuyor. Eğer biz bunları iyi değerlendirirsek, 21. yüzyıl bizim yüzyılımız olacak&#8221; dedi.</p>
<p>Özak, İpekyolu Üniversitesi projesinin 3 yıl gibi bir zamanda planladıklarını söyledi. Hükümet ile Yargıtay arasında yaşanan gerginlikte Cumhurbaşkanı&#8217;nın devreye gireceği konusunda görüşü alınan Bayındırlık ve İskan Bakanı Faruk Özak, gerekenleri hükümet sözcüsünün söylediğini, yorum yapmak istemediğini ve hükümet olarak ülke adına iyi işler yapmaya çalıştıklarını, bu nedenle yorum yapmak istemediğini söyledi.</p>
<p>Öte yandan Başbakan Recep Tayyip Erdoğan&#8217;ın gözlerinin rahatsızlanmasının ardından Ankara&#8217;da başlanan tedavisinin, İstanbul&#8217;da devam etmesini değerlendiren ve Erdoğan&#8217;ın tedavisi ile ilgilenen Dünya Göz Hastanesi Sahibi Eray Kapucuoğlu, kendi hekimlerinin inceleme yaptıklarını ve konulan teşhisin doğru olduğunu söyledi. Kapucuoğlu, Başbakan&#8217;ın bir kaç gün ara ile kontrole geleceğini belirtirken, genel olarak Başbakan Erdoğan&#8217;ın durumunun iyi olduğunu dile getirdi.  (İHA)</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.trabzon.org/blog/trabzon-ipekyolu-universitesi-projesi/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
	</channel>
</rss>
