Festivaller ve Horon

Horon ister kemençeyle, ister tulumla oynansın; ister köyde, ister şehirde, ister yaylada hiç farketmez. Horon çok çabuk ve olağanüstü bir coşku ve duyguyyla kurulan bir halkadır. Siz Kadıköy meydanında misket oynandığını ya da semah tutulduğunu hiç gördünüz mü mesela.

Yaz ayları DoÄŸu Karadeniz’de adım başı festivallerle geçer. Yerel, ulusal ve uluslararası sayısını bilemediÄŸim festivaller yapılır. İsimlerine uluslararsı vs. dense de hepsi yereldir. Yöre dışından beÅŸ-on kiÅŸinin izlemesi ve bazı ülkelerin gösteri ekipleriyle uluslarası anlam katılır.

Bu etkinliklerin bazıları festival olarak, bazıları da şenlik olarak anılır. Festival olsa da, şenlik olsa da, şölen olsa da yapılan etkinliklerin yerel olması gerekiyor. Çünkü bütün festivaller ya da şenliklere yörenin bir ürünü, rengi ve dokusu gibi unsurlardan isimler verilmiş.

Eskiden kötü ses düzeni ve organizasyonlarıyla hafızalara yerleşen bu festivaller için günümüzde ciddi bütçeler oluşturularak bunlar aşıldı. Üç-beş yıl öncesine kadar biletli olan etkinliklerden de artık para alınmıyor. Yani festivaldeki bütün etkinlikler parasız izlenebiliyor. Katılımlar da hiç fena sayılmaz. Gece yarılarına, hatta sabahlara kadar horon tepmeler ve havai fişek atmalar sürer. Amaç katılım ve eğlence ise hepsi birer başarılı organizasyondur.

Bir diğer olumlu yanı festival boyunca üç beş gün esnaf ciddi anlamda iş yapar. O küçük kasabaların nüfusu üç beş gün boyunca iki-üç katına çıkar. Yenir, içilir, gezilir konaklanır. Küçük esnafın yüzü güler yani.

Ama gel gelelim gelenek adına, kültür adına, öz değerler adına ne varsa sadece yiyip içme gibi tüketilip, ardından gelindiği gibi de gidilir.

Festival programlarına bakınca sanki kötü bir konser organizasyonu yarışına dönüştüğünü görmekteyim. İnsafsızlık ettiğimi söyleyenler çıkabilir ama bu gerçekten böyledir. Amaç sadece eğlenceyse elbetteki bir şey demeyiz. Yoksa sanatçı ne kadar popülerse katılımın o derece yüksek olması başka ne anlama gelir. Bul karayı al parayı mantığıyla, bastır parayı topla milleti. Ne kadar kalabalık toplanırsa festival o derece amacına ulaşmış olur. Ülkemizin güzel ve güzellikleri kadar da yeteneksiz mankenleri de temel fıkraları yarışında özürlerini sergilesinler.

Festivali anlayış olarak gece eğlencesi sayan halk gündüz etkinliklerine pek ilgi göstermiyor. Koskoca festival alanında 17 kişinin toplanıp beşinci yamaç paraşütünun inişini seyrettiklerini de gördüm. Yorum yok. Peki bu ağustos ayında kuruyan derelerdeki rafting yarışının ne kadarı yerel, ne kadarı uluslararsıdır tartışılsa ne olur ki.. Veya hiç değilse uluslararsı moda günlerinde mankenler yerel giysileri tanıtsa ne gibi bir sakıncası olur? Örneğin, özürlü temel fıkraları yerine araya yöreye özgü skeçler sıkıştırmayı tercih ederdim.

Elbette ki güzel şeyler de yapılıyor. Yerel, ulusal ve de uluslararsı anlamlarda. Amacımız karşı durmak değildir. Sadece bizim olanlarla yatıp kalkmak, övünüp dövünmek ne kadar eksiklikse, ne kadar yanlışsa; bizim olmayanları bizim yapıp, bizim olanlardan habersiz kalıp yaşamak da o kadar yanlış olur. Yörenin ürününden, renginden, dokusundan adını alan festivallerin çoğunun yerelliği sadece isimlerinde kalıyor. Yörenin binlerce yıllık tarihi, dili ve kültürü adına bir şeyler katabilmek evrensellik adına da bir değerdir.

Festivallere adını veren çay ve fındıklar ne durumda acaba diye sormak, sorgulamak yerel yöneticilerin aklına gelmez nedense. Aylardır topladığı ürünün bedelini alamayıp sabahlara kadar veresiye eğlenen halkın problemlerini gündeme getirmek yörenin ve festivalin dokusuyla bağdaşmıyor anlaşılan.

İnsanlar işlerin en yoğun olduğu zaman çoluk çocuk gece yarılarına kadar zaman ayırıyor. Akşama kadar çayda fındıkta canı çıkan insanlar yereli ve evrenseli bilmeden, neyin ne olduğunu anlamadan festivale sahip çıkıyor. Kimisi çocuğunun hatırına, kimisi yeni gelininin hatırına, kimisi de uzaktan gelen gurbetçinin hatırına vs. üç beş gün az uyumayı da göze alıp belki de orada veresiye eğlenmeye çalışıyor.

Yöresel yemekleri kim daha güzel yapıyor diye göstermelik yarışmalar düzenlenen festivallerin güzel sunucu mankenleri, öve öve bitiremedikleri Laz Böreği ve muhlamanın yanında yanlış telaffuz ettikleri bazı yöresel yemekler için de bolca alkış alıyorlar. Hiç değilse festival boyunca yöresel yemeklerin sunulacağı lokantalar oluşturulabilir. Özellikle de uzaktan gelenler kebap, lahmacun ve hamburger dışında bir damak tadıyla horona durmuş olurlar.

“Tulum Oynamak”
İnsanlar gerçekten olaÄŸanüstü ilgi gösteriyor bu ÅŸenliklere. Köyde, ÅŸehirde, yaylada veya nerede yapılıyorsa büyük kalabalıklar toplanıyor. Gençler öylesine coÅŸuyor ki sabahlara kadar horon oynuyorlar. DaÄŸda, bayırda, yolda, parkta, bahçede halka halka horonlar kuruluyor. Hatta suda bile horon halkaları kuranlar var. Elbetteki kursunlar. SaÄŸda, solda, yolda parkta suda, hatta mümkünse havada bile horon halkaları kurulsun. Tulum çalınsın horon oynansın. Tamam gençler çılgınca eÄŸlensin. Sabahlara kadar sürsün. Bunlara sözümüz yok. Ama bu gençlere oynadıkları horonun ne olduÄŸu da anlatılsın. Anlatılsın ki gençler “tulum oynayalım”, “tulum oynadık”, “tulum oynamak” gibi anlamsız ifadeler kullanmasınlar. Gençler arasında horon oynamak ifadesi neredeyse unutulmuÅŸ gibi. “Horon oynadık” diyeceklerine “tulum oynadık” diyorlar. Tabii bazı figürlerin de dejenere edilmesi ayrı bir konu.

Horon ister kemençeyle, ister tulumla oynansın; ister köyde, ister şehirde, ister yaylada hiç farketmez. Horon çok çabuk ve olağanüstü bir coşku ve duyguyyla kurulan bir halkadır. Siz Kadıköy meydanında misket oynandığını ya da semah tutulduğunu hiç gördünüz mü mesela. Misket her düğün salonunda oynanır elbette de sokakta oynandığını ben hiç görmedim. Alevi felsefesinin estetiği semahları izlemek için yüz kilometre yol tepmeye de her zaman hazırım ama demem o ki, horona durmak için zaman ve mekânın pek önemi yok. O anki coşkudur önemli olan. Gençlere bunlar anlatılmalıdır. Yaptıkları figürlerin ne anlama geldiğini, neler anlattığını bilmelidir bu gençlerimiz. Üç tane horon hocası bunları anlatabilir. Karadenizin kabarıp köpürmesi hangi horonun hangi figüründe anlatılır. Denizden çıkan hamsilerin çırpınıp silkinmesi hangi omuz silkmesidir. İç kesimlerde denizle hiç ilgisi olmayan dağ köylüsünün hayvan tepinmesini hangi oyunun hangi figürü anlatır bilinse, coşku ve katılımın daha da artacağı görüşündeyim.

Bu kadar büyük bütçeler ayrılıp düzenlenen organizasyonlarda muhlama yemek ve horon oynamakla kültürün korunacağına inanan zihniyet var mıdır gerçekten?

Yorum Yaz

You must be logged in to post a comment.