Trabzon Blog

Temmuz 23, 2008

Kaçkarlar’da balayına davet

Kategori: Yaşam — Etiketler: — Erdem Ergün @ 12:26 am

Çocukluğu orada yaşamış biri olarak rahatlıkla söyleyebilirim ki, Doğu Karadeniz’in en yüksek dağ silsilesi Kaçkar Dağları, özellikle yaz mevsimleri ziyarete gidenleri kendinden geçiren, farklı dünyalara kapılarını açtıran gerçekten de bu dünyaya ait olmayan bir coğrafya.

Kaçkarlar, güney tarafından yani Artvin-Yusufeli’den de ulaşılabilen bir coğrafya olmasına rağmen, özellikle kuzey çıkışını tercih edenler için Çamlıhemşin’den de çok rahatlıkla varılacak bir yer. 40 kadar irili ufaklı yaylasıyla her sene yaylalarına gitmeyi ibadet görevi sayan Hemşinliler için olduğu kadar artık yurtiçi ve dışından gelenlerin de vazgeçemediği bir coğrafya olan Kaçkarlar’dan şehirlerdeki keşmekeşin içine dönen misafirler artık biriktirdiklerini bir şekilde değerlendirmeye çalışıyor. Kimi fotoğraf albümü yapıyor kimi kitap yazıyor. Kimi de çeşitli internet sitelerinde gezip gördüklerini, yiyip içtiklerini, yöre insanıyla tanışıklıklarını paylaşıyor. O insanlardan biri de Murat Selçuk. Selçuk Kaçkarlar’ı, “ Burası pamuk bulutlar üzerinde yaşayan neşeli insanların ülkesi. Yeryüzünün sihirli bir el tarafından tuvali işlercesine yeşile boyandığı yer. Ağaçların avuçlarını açıp gökyüzüyle el tutuştuğu ve köpük köpük derelerin evrene karışırcasına aktığı masal coğrafya. Güneşin yedi rengini kutsal bir seremoniye dönüştüren çiçekler ve uğruna dağlar aşılan o serin karlı zirveler. Her bir minik otunda ve taşında dahi kendinizi göreceğiniz panteistik ibadethane” cümleleriyle anlatıyor.

Zamanımızın Sıradışı Yönetmeni

Kategori: Sanat — Etiketler: , — Erdem Ergün @ 12:24 am

sinema

Türkiye sinemasına ya da bilinegelen ismiyle Yeşilçam’a nitelikli filmler kazandırmış usta yönetmen Zeki Ökten hakkında yayınlanan Yoksul: Zeki Ökten isimli çalışma yönetmenin filmleri hakkında yazılan birbirinden değerli makalelerin yanı sıra, kendisiyle yapılmış söyleşiyi de yer veriyor.

Ali Karadoğan tarafından derlenen kitapta, Karadoğan’ın Ökten’le yaptığı, “Sinema Erdemdir” başlıklı söyleşiyle başlayan okuma serüveni, Ökten’i ve sinamasını, sinemadaki tavrını ortaya koyan ve eleştiren yazılarla zenginlik kazanıyor. Ankara Sinema Derneği’nin düzenlediği 13.Avrupa Filmleri Festivali’nin ardından hazırlanmaya başlanan ve Agah Özgüç’ün önsözüyle sunulan kitapta, filmlerinde melodramı, toplumsal gerçekçiliği ve başat olarak da yoksulluğu vurgulayan Zeki Ökten’in filmleri hakkındaki eleştirileri okumak mümkün.

Teknoloji Laz simidini yenemedi

Kategori: Teknoloji — Etiketler: , , — Erdem Ergün @ 12:19 am

laz simidi

SİMİDİN İSTANBUL’DAKİ ADRESİ : Derepazarlı Mustafa Köse, on yıldır her sabah Üsküdar Sultantape’de bulunan Karadeniz fırınından aldığı simitleri karış karış dolaştığı İstanbul’un çeşitli noktalarında satıyor.
Rusya’da “Bubrik”’ti, Karadeniz’de “Simit” oldu, Lazlar ona “K’erk’eli” dedi … Hangi Karadenizli’ye sorsanız “Çocukluğunuz?” diye; “Simit” cevabını alırsınız. İlkokuldayken teneffüs zilinin çalmasıyla bakkala koşup çengelden aldığı simidi koluna bilezik yapan bir çocuk fotoğrafıdır o. Çocukluğun en sıcak, en güzel kokusudur. Her yaştan Karadenizli’nin hafızasında yer eden simit, bugün de maharetli ustaların elinde altın işler gibi işlenerek şekilleniyor. Üstelik teknolojiye inat yüz sene öncesinin tadını, kokusunu, rengini ve hatta şeklini koruyarak…

Rusya’da Çarların kahvaltı sofralarını süslerken Atinalı (Pazar) gurbetçiler tarafından Karadeniz’in karşı kıyısına geçirilen simidin öyküsünü; Pazar’da babasından devraldığı işi, 1967 yılında Yeni Şafak Simit Fırını adıyla aile şirketine dönüştüren ve bu işe 55 yılını veren Baki Öztürk’ten, yapım aşamalarını ise Abbas Usta’dan dinledik.

Haziran 18, 2008

Davulu kim çalıyor

Kategori: Kültür, Sanat — Etiketler: — Pedaliza @ 11:37 pm

Yazı Serkan Türk
16.06.2008
Geçtiğimiz ay Trabzon’da 9.su düzenlenen Karadeniz’e Kıyısı olan ülkeler tiyatro festivali kapsamında bir yazı kaleme almıştım. 2-15 Mayıs tarihleri arasında gerçekleştirilen bu festivalin tamamını takip ettikten sonra da yeni bir yazıyla değerlendirme yapabilirdim diye düşünüyordum
Oyunlara katılan ülkeler, seçtikleri oyunlar ve oyunculukları kadar beni ve tiyatro severleri ilgilendiren başka bir olaya dikkat çekmek istemiş, 9. kez düzenlenen bir festivalin başlangıcında şehirler bütünleşememesi, basın yoluyla halkın bu etkinlikte daha çok yer almasının sağlanması gerektiği hususunda fikirlerimi ortaya koymuştum. Birkaç sivil toplum örgütünün ve oyuncuların yürüyüşüyle başlayan bu festivalin yüzlerce insanın katılmasıyla şehirle bütünleşmesi gerekliliğinin altını çizmiştim. Trabzon Devlet Tiyatrosu müdürünün basınla mesafeli duruşunun festivalin daha sade geçmesine sebep olduğunu belirtmiştim. Oyuncular bir hafta kadar önce Radyo ve Televizyon programlarına katılarak festivalin daha coşkun geçmesi konusunda halka çağrı yapabilirdi.

Festival kapsamında oyun çeşitliliği konusunda da sıkıntılar gözledim. Misafir ülke oyuncularının çoğu amatör kökenli ekipler. Dışarıdan gelen amatörlere açık ama ülkemizdeki amatör ekiplere kapalı bir festivalin yeniden gözden geçirilmesinin daha sağlıklı olacağını düşünüyorum. Trabzon’da 15. yılını geride bırakan Trabzon Sanat Tiyatrosu ve Trabzon Şehir Tiyatrosu’nun etkinliğin bir bölümünde yer almasının ne kadar şık olabileceğini düşünülmesi gerekiyordu. Bu iki ekipte oyunlarını Hüseyin Kazaz Kültür Merkezinin salonunda oynuyorlar. Festival kapsamındaki tarihlerde aynı salonun Devlet Tiyatrosuna tahsis edilmesi dolayısıyla oyunlarını sahneleme şansları olmadı. Tek ekip biziz düşüncesinin hiçbirimize yararı yok oysa. Bu anlamda Sayın Gökçer’in görevini önümüzdeki yılda sürdürecekse bu konuyu gözden geçirmesini diliyorum.
20. Yılını kutlayan tiyatromuzda ne yazık ki bu coşkunun yaratılmamış olması beni ve birçok tiyatro severi hayal kırıklığına uğrattı. 1990’larda gerçekleştirilen Muhsin Ertuğrul günleri kapsamında nitelikli çok sayıda oyun Haluk Ongan sahnesinde seyirciyle buluşmuş ve o dönem çok başarılı olmuştu.

Bu yazıyı yazma nedenime gelince, festival kapsamında düşüncesini ifade eden yazarlar, eleştirmenlerle hemen hemen aynı şeyleri yazmış, radyo programlarımda da ifade etmiştim. 9. Uluslar arası Tiyatro Festivali başlıklı yazıma tiyatronline sitesi editörü Yaşam Kaya yer vermek istediğini belirtmişti. Sonraki yazışmamızda benden yazı için bir fotoğrafta rica etmişti. Sizlerinde gazeteport’ta öncelikli okuduğunuz bu yazı, bahsettiğim sitede 5 gün kadar yayında kaldı. Yazımı daha sonra gerekçe bildirilmeksizin aynı editör siteden kaldırıldı. Eleştiri kabul etmeyen bir tiyatro yönetimi ve karşılarında tiyatronun gelişimine katkı sağlayabilecek yazılar yayımlayan bir site yönetimi yazım dolayısıyla ne yazık ki karşı karşıya geldi. Editörlük görevi verdiği kararın arkasında durmayı gerektirir. Ne yazık ki Yaşam Kaya gelen baskılara dayanamayıp yazımı siteden kaldırmayı uygun gördü. Yazımın tiyatronline sitesinde yayımlanması ya da yayımlanmaması değil üzerinde durduğum şey. Etik olarak yapılan işin doğru olmaması. Sansür, yasakçı zihniyet her yerde kendini gösteriyor. Sanat işi yapan kişilerin bu tür konularda aynı duruma düşmesini çok acıklı buluyorum. Geçtiğimiz aylarda Düğün ya da Davul adlı oyunla benzer bir çağdışı uygulamaya maruz kalmıştı tiyatro yönetimimiz. Bizler söküklerimizi birbirimize göstereceğiz ki, daha gülünç duruma düşmeyelim.

Festival süreci içerisinde çıkan gazetelere göz attığımızda Sayın Gökçer’in başarısızlığını Taka Gazetesi 12 Mayıs tarihli bir haberle şöyle duyuruyordu: “Festivalin öncesinde Tiyatro yönetimi toplu olarak basın kuruluşlarını gezer ve duyuru için bir dizi çalışma yapardı. Bu dönem olmadı! Ne yapıldı? Kadri Özcan dönemindeki yazılar kopyalanmış ve Murat Gökçer’in resmi konularak anonslarla iş geçiştirilmiş. Umarız bundan sonra ‘yapılmak için festival yapılmaz.’ Ve Festival yapılırken de kentle birlikte kenetlenilir. Murat Gökçer, birilerine mesafe koyabilir ama kent ile tiyatro arasına duvar çekemez!”.
Bir önceki yönetimin kaleme aldığı yazıları 20. Yıl kitapçığına kendi yazısı gibi kopyala yapıştır yöntemi kullanarak eklemiş birinin kanımca yönetimde başarısından söz edilemez. Tiyatro Müdürlüğü oyun gereği verilmiş bir rol değil üstelik. Geçtiğimiz yazımda belli konularda yanıtlar istediğim Sayın Gökçer’in bu yazıma yanıt vermesini hiç beklemiyorum.
bkz:http://www.gazeteport.com.tr/YAZARARANIYOR/NEWS/GP_229530

Mayıs 25, 2008

Trabzon İpekyolu Üniversitesi projesi

Kategori: Kültür — Etiketler: , , — Erdem Ergün @ 11:48 am

Uzun zamandan bu yana çalışmaları devam eden Trabzon İpekyolu Üniversitesi için Trabzonlu işadamları biraraya geldiler. Düzenlenen toplantıya Trabzonlu olan Bayındırlık ve İskan Bakanı Faruk Özak da katıldı. Özak hedeflerinin dünya standartlarını yakalamak olduğunu ve bunun için çalışmaların devam ettiğini söyledi.

trabzon ipekyolu üniversitesi

Bölge ekonomisi ve kültürüne katkıda bulunacak

Kadıköy Büyük Kulüp’te düzenlenen toplantıya Bayındırlık ve İskan Bakanı Faruk Özak ve projeye hayat veren İpekyolu Eğitim ve Kültür Vakfı Başkanı Mustafa Gür’ün yanı sıra Dünya Göz Hastaneleri sahibi Eray Kapucuoğlu, Trabzonlu İşadamları Derneği Başkanı Kemal Şener ve çok sayıda işadamı katıldı. Yemekli toplantıda ilk olarak konuşma yapan Trabzonlu İşadamları Derneği Başkanı Kemal Şener, “Tüm Trabzon halkının, işçisi-memuruyla taraf oluşturmadan destek verdiği, organize olup sahiplendiği ilk projedir. Bu proje, bölge ekonomisine, kültürüne, Asya Türk milletlerine, entegrasyonda katkısı olacağı şüphesiz. Bu projenin kuruluşundan bu yana TİAD olarak mütevvelisinde bulunduk. Sizlerin de bu projeye verdiğiniz katkıdan dolayı teşekkür ederim” dedi.

Bölgeye Yeni Üniversite
İpekyolu Eğitim ve Kültür Vakfı Başkanı Mustafa Gür ise konuşmasında Trabzon’da arazi konusunun ne kadar sıkıntılı olduğuna değindi. Gür “Trabzon’un, belki en güzel yerinin tahsisinde, içi yana yana hiç seslerini çıkarmayan iki belediyemiz var. Hele ki bölge halkının, ‘bölgeye üniversite kurulacaksa helal olsun’ deyişleri var. Ben de kendilerine ‘helal olsun’ diyorum. Bu toplantıda çok laf, az iş sonucunu doğuracak bir yöntem arzu etmiyoruz. Çok lafın yanına çok işi de ekleyelim istiyoruz. Öncelikle bu proje için gerekli öz kaynağın sağlanacağına eminim” dedi.

Eğitime önem veriyoruz
Bayındırlık ve İskan Bakanı Faruk Özak, hedeflerinin dünya standartlarını yakalamak olduğunu belirterek, “Hz. Mevlana şöyle diyor; ‘İnsan o dur ki; koca dünyada eseri olmayanın yerinde yeller eser’. Bu bakımdan ne mutlu verebilene, ne mutlu hayır yapabilene. Türkiye’yi diğer ülkelerin seviyesine çıkarmamız lazım. Bu da bilim ve teknoloji ile oluyor. Dünyadaki kriter şu; her 500 bin kişiye mutlaka bir üniversite yapmanız lazım. 75 milyon nüfusumuz olduğuna göre en az 150 üniversite olması lazım. Bundan 3-4 yıl öncesine kadar üniversite sayısı 77 tane. Ben de 1964-1965 yıllarında Trabzon’da barakalarda okudum ve mezun oldum. Son verilere göre vakıf üniversiteleri ile birlikte 120′yi geçiyoruz. Vakıf üniversitesi kurabilmek için arkanızda bir ağabey üniversiteniz olacak. Bunları Karadeniz Teknik Üniversitesi ile hallediyoruz. Uzun zaman önce kurulan KTÜ, bugün Türkiye’nin en önemli okulların arasında yer alıyor. Japonların bir ifadesi var; ‘Büyük düşün, küçük başla.’ Biz büyük düşünüp, büyük başlıyoruz. Biz de zaman zaman toplantılara katıldığımızda, bu işin çok zor olacağını, hatta imkansız olacağını söylemiştik. Şimdi bakıyoruz çok önemli mesafe alınmış ama bu tabi çok kolay olmadı. Türk insanı eğitim konusunda çok enteresan. Yemiyorlar, içmiyorlar, hatta ayaklarına ayakkabı almıyorlar, çocuklarını mutlaka kursa yolluyorlar, mutlaka üniversite okumalarını istiyorlar. Türkiye’de 14.5 milyon ilköğretim okulu öğrencimiz var. Bu rakam Hollanda, Belçika ve Avusturya nüfusundan fazla. 28 yaş altı nüfusumuz ülkemizin yüzde 50’sini oluşturuyor. Eğer biz bunları iyi değerlendirirsek, 21. yüzyıl bizim yüzyılımız olacak” dedi.

Özak, İpekyolu Üniversitesi projesinin 3 yıl gibi bir zamanda planladıklarını söyledi. Hükümet ile Yargıtay arasında yaşanan gerginlikte Cumhurbaşkanı’nın devreye gireceği konusunda görüşü alınan Bayındırlık ve İskan Bakanı Faruk Özak, gerekenleri hükümet sözcüsünün söylediğini, yorum yapmak istemediğini ve hükümet olarak ülke adına iyi işler yapmaya çalıştıklarını, bu nedenle yorum yapmak istemediğini söyledi.

Öte yandan Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın gözlerinin rahatsızlanmasının ardından Ankara’da başlanan tedavisinin, İstanbul’da devam etmesini değerlendiren ve Erdoğan’ın tedavisi ile ilgilenen Dünya Göz Hastanesi Sahibi Eray Kapucuoğlu, kendi hekimlerinin inceleme yaptıklarını ve konulan teşhisin doğru olduğunu söyledi. Kapucuoğlu, Başbakan’ın bir kaç gün ara ile kontrole geleceğini belirtirken, genel olarak Başbakan Erdoğan’ın durumunun iyi olduğunu dile getirdi. (İHA)

Kazım Koyuncu’nun doğduğu ev müze oluyor

Kategori: Müzik, Sanat — Etiketler: , , , , — Erdem Ergün @ 11:44 am

kazım koyuncunun evi

Karadenizli müzisyen Kazım Koyuncu’nun doğup büyüdüğü Hopa’daki evi müze oluyor. Kazım Koyuncu’nun ailesi 2005 yılı hairan ayında amansız hastalık yüzünden yitirdikleri oğullarının anısını yaşatmak amacıyla köyü Pançol’da doğup büyüdüğü evi müze haline getirmek için gerekli hazırlıklara başladı. Müzede Kazım Koyuncu’nun özel eşyaları, giysileri, gitarı ve özellikle müzik yaptığı döneme ait fotoğrafları yer alacak.

Kazım Koyuncu doğup çocukluğunun ve gençliğinin bir bölümünü gecirdiği evde kardeşi Niyazı ( Kucağında çocuk ) ve ağabeyi Orhan’la
Aile adına bir açıklama yapan ağabeyi Hüseyin Koyuncu, Kazım Koyuncu’nun Hopa’dan İstanbul’a uzanan yaşam serüveninin ne yazık ki 2005 yılında 33 yaşında amansız hastalık nedeniyle son bulduğunu, ama sevenlerinin gönlünde sağlam bir yer edinen Kazım Koyuncu’nun eserleriyle ölümsüzleştiğini söyledi. Ağabey Koyuncu: ‘Ölümünün ardından Hopa’ya, mezarını ziyarete gelen insanların çokluğu, bu insanların evi de ziyaret etmek istemeleri bizi böyle bir arayışa yöneltti. Bunun için en uygun yerin Kazım’ın da çok sevdiği, çocukluğunun geçtiği köydeki evimiz olduğunu düşündük. Projeyi hayata geçirebilirsek Kazım Koyuncu sevenleri, hayatıyla ilgili pekçok ip ucu taşıyan eşyalarını görebilecek. Müze, Kazım Koyuncu’nun en önemli mirası olan hayata karşı dimdik duruşunu o çok sevdiği ve güvendiği gençlere ve insanlara aktarmada bir köprü görevi görecek. Amacımız Kazım Koyuncu’nun en doğru şekilde anlaşılması ve anlatılmasıdır.’

Mart 16, 2008

Nasıl Kanser Olunur?

Kategori: Yaşam — Etiketler: , , , — Erdem Ergün @ 3:55 pm

Esra Ceyhan’ın Kanal D’deki programına konuk olan İ.Ü. Onkoloji Enstitüsü Direktörü Prof. Dr. Erkan Topuz, yine herkesi ekran başına kilitleyen açıklamalar yaptı.

Topuz, kanserle mücadelenin anne karnında başladığına dikkat çekerek hamile kadınların ve bebek sahibi insanların evde dikkat etmeleri gereken noktaları anlattı.
Erkan Topuz, bulaşık deterjanlarından, halıların temizliğine kadar çok önemli ayrıntılardan bahsetti. “Benim mücadelem bu yaştan sonra halkımızı kanserden korumaktır. Kanser tedavisi sonra geliyor. Bir korunma bin tedaviden evladır. Bunları ilk defa duyuyorsunuz ama gerçek bunlar. Ben bunları kendimi bu işe adadığım için anlatıyorum. Bu anlattıklarımı Türkiye ilk defa duyuyor. Belki dünyada da çok az duyan vardır” diyen Prof. Dr. Erkan Topuz, herkesi şaşırtan açıklamalar yaptı.

“Ben gerçekleri anlatıyorum. Ama çok fazla anlatmıyorum çünkü her şey sarsılabilir Türkiye’de” diyen Topuz’un sarsıcı açıklamaları şöyle:

-Evde sokakta giydiğimiz ayakkabılarla dolaşmamalılar. Eğer evde ayakkabı ile geziyorsak dışarıdan geldiğimiz ayakkabıları çıkartıp başka bir ayakkabı giymeliler. Çünkü dışarıdan giydiğimiz ayakkabı ile eve soktuğumuz pestisitler kanserin en önemli sebeplerinden bir tanesidir. (Pestisit: Tarım ürünleri, kimyasallar, egzozdan çıkan gazlar vs)

-Kanserle mücadele anne karnında başlıyor. Anne adayları aşırı miktarda vitamin almaktan kaçınsınlar. Çünkü bilinçsizce alınınca vitaminin içindeki kobalt, bazı aşırı miktarda minareller… Doktor bir tane yut diyordur ama çocuk gelişsin diye bir kaç tane yutuyorlar. Bu çocukta birikime sebep olabilir ve kansere neden olabilir.

-Gökkuşağının 7 rengini, ne buluyorlarsa, hepsinden günde en azından 3-5 tane yesinler. Her bir renkte bir şeyler var.

-Kırmızı et alsınlar gebeler haftada 2 kere. Özellikle balıkla beslensinler. Sağlıklı bir insanın kansere yakalanmaması için, bebeğin daha anne rahmindeyken vücudunun direncinin artması ve zehirleri alarak bağışıklık sisteminin bozulmaması lazım.
-En tehlikeli yer halıdır. Halı bütün pestisitleri tutar. Bu nedenle halıların temizliğine dikkat ediniz. Kesinlikle deterjanla temizlemeyin. Sirkeli su ile silin.

-Deterjan kullanınca muhakkak eldiven kullanın. Plastik eldiven kullanmayın, içine izci eldiveni giyin. Çünkü deterjanlar alerjiktir ve ufak dozlarda alındığı takdirde kronik olarak kanserojendir. (İzci eldiveni: Pamuk eldiven)

-Bulaşık makinasında kullandığınız deterjan da petrol ürünüdür, kanserojendir. Ne kadar yıkarsa yıkansın kalıntılar kalabilir. Eğer sağlığınızı düşünüyorsanız çıkardığınız bulaşıkları sirkeli suyla ya da limonlu suyla silin.

-Her türlü deterjandan kaçınız. Devamlı olarak zeytinyağı ve defne sabununu seçiniz. Ellerinizi, vücudunuzu hakiki zeytinyağ, defne veya fıstık yağından yapılan hakiki sabunlar da seçilebilir. Bunları örnek olarak söylüyorum. Deterjandan kaçıyoruz ve çok aşırı miktarda suyla duruluyoruz.

-Beyaz olan her türlü iç çamaşırınızı muhakkak yeni aldığınızda en az 2 kere kaynatınız. Çünkü bunlar beyazlatılmak için kanserojen maddelerle yıkanıyor.

-Oda spreyleri doğrudan doğruya petrol menşeli. Zehiri soluyorsunuz. Akciğerinize geçiyor ve dolaylı olarak bağışıklık sisteminizi bozuyor.

-Sebzeleri mevsiminde dondurup saklamakta fayda var. Yalnız bir kez çözülünce onu muhakkak pişirin. Mikro dalgada bir kere ısıtın. Ateşte ısıttıklarımızda ise bir kere ısıtınız. Çünkü bir dahaki sefere değeri ölür. DNA’yı bozar. DNA kırılması da kanserojene yol açar.

-Radyasyon kronik olarak kansere en çok yaklaştıran faktörlerden biridir. Televizyondan çok uzak duralım.

-Çocuklarınıza haftada 2 kez balık çorbası içirin ama içine zerdeçal koymak suretiyle. Soğan, sarımsak ve o mevsimin sebzesiyle yapmalısız. Çocuk anne karnındayken bu terbiyeyi almaya başlamalı.

-Gebeler haftada 1 kilo balık tüketmeli. Bu miktarın üzerinde balık tüketilmesine karşıyız. Çünkü en steril balıkta bile az civarda civa vardır. Bu balıklar dip balıkları olmamalı. Somon veya yüzey balığı, Akdeniz, Ege balığı olmalı. Marmara’nın dip balıklarını lütfen tüketmeyiniz.

-Kanola yağı kızartma için en uygun yağdır. Onun dışında birinci seçeneğimiz zeytinyağdır. Memleketimizin iftihar edebileceği yağdır. Fındıkyağı da tercih edilebilir.

-Çocuklarımız fastfood türü yiyecekleri 15 günde bir yiyebilirler. Ama haftada 3 kez yedikleri takdirde beyin tümörlerinde, lenfomalarda ve lösemilerde 3 kat artış gözükecektir. Çocuklarımıza arada bir verebiliriz. Ama dışarıdaki yiyeceklerin nasıl kızartıldığını bilmiyorsunuz. Ona göre hareket edin.

-Çocuklara meyve ve yoğurdu bol yedirelim. Ancak yoğurdu prebiyotik ve ev yoğurdu olarak kullanalım. Yoğurdunuzu evde yapın. Peynir ve çökelek fazla miktarda yiyin. Keçi peyniri çok faydalıdır.

-Çocuklarımızı beyaz un, beyaz şeker ve tuzdan koruyalım.

-Belki tuzcular üzülecekler ama Konya’ya akan kanalizasyonlar ve kirletici sularla, Türkiye’nin en büyük tuzunu karşılayan Tuz Gölü’müz maalesef torbaların içinde çok iyi steril edilmedikleri takdirde bize kanseri ufak ufak taşıyorlar. Bu nedenle kaya tuzunu tercih edin. Yani turşu kurduğunuz tuzu çekin ve çok az miktarda kullanın. Çünkü tuz da kanserojendir.

-Amerika’daki çocukların tombul olmasının sebebi her şeye şeker katmalarıdır. Ucuz beslenmedir.

-En faydalı gıdalardan birisi cevizdir. Daha sonra fındık ve bademdir. Ayçiçeği açık alın. İşlemden geçmemiş olacak, kavurup yiyebilirsiniz. Ama fındık, ceviz gibi yiyecekleri kabuklu alın. Çünkü içine böceklenmesin diye ilaç sıkılmaktadır. Sonsuz faydaları olan yiyeceklerdir. Günde bir avuç muhakkak tüketiniz.

-Elma dünyanın en faydalı gıdalarından birisidir.

-Plastik, bakır, alüminyum kap kullanılmamalı. Porselen, cam ve çelik kullanın. Meyveleri de bu tür kaplarda yıkayın. Bunların içine litresine göre 9-10 çorba kaşığı elma sirkesi atın. Aşağı yukarı yarım saat bekletin. Sonra tekrar yıkamayın. Tekrar mikrop alır.

-Meyvelerin üzerine parlak görünmesi için mum sürülüyor. Bunları hakiki zeytinyağlı sabundan geçirdikten sonra elma sirkeli sudan geçirin. Ya da elma sirkesi ile ovun. Meyveyi kabuğuyla tüketin eğer sterilse.

-Lahana, marul gibi yiyeceklerin ilk dört kabuğunu çöpe atın. İstediğiniz kadar yıkayın bunların üzerindeki pestisitleri temizleyemezsiniz. Çaresi yok.

-3 ayda bir suyunuzu değiştirin. Çok muhteşem sularımız var ama ne olursa olsun tabiatı rezil ediyoruz. Satın aldığımız sularda az miktarda da olsa kanserojen dozlar karışabilir. Bunlar kontrollü sular ama 3 ayda bir değiştirmek gerekiyor.

-Plastik her yerde zehir. Plastik bardaklar, kaplar, plastik herhangi bir şey… Ben ona girmiyorum bu lafı söylersem yer yerinden oynar. Bu plastikler ev yapımına girdiler. Doğrudan doğruya inşaat malzemesi olarak kullanıyorlar. Çok bilinçli olun, çok iyi markalar kullanın. Bunları söylemem demek Türk ekonomisiyle oynamam demek. Ben insanlara kendimi adadım, onun için kimseden korkmuyorum açık açık söylüyorum.

-Meyva suyu yerine posasıyla tüketin. Biz kanserli hastalara suyunu veriyoruz. Meyve suyuna geçmeyen çok madde posada kalıyor. Bu şekilde kolon ve miğde kanserinden korunmuş oluyorsunuz.

-Bakır, özellikle beyin tümörlerinde ön plana çıkıyor. Çok iyi kalaylı olursa bu etki azalıyor. Ama kulağınıza bakır küpe bile takmayın.

-Çocuklarımızı yeşil plastik sahalarda oynatmayınız. Plastik çimenler sentetiktir ve kanserojen madde alabilirler.

-Havuzların iyi temizlenmesine dikkat ediniz. Ozonla temizlemek en fazladır. Aşırı klorluysa yine kansere hazırlık yapıyorsunuz spor yerine.

-Bütün beyazlatıcılardan kaçınız. Çocuklarımızın kullandığı o pırıl pırıl bembeyaz defterler klorla temizleniyorlar. Bunlarla temizlenmemiş defter kullansınlar. Kullandıkları boyalarda da kanserojen etkisi vardır.

KANSER DALGA DALGA GELİYOR

Prof. Dr. Erkan Topuz, verdiği şu çarpıcı bilgi ise kanserin boyutlarını açıkça ortaya koymaktaydı: “Kanser dalga dalga geliyor. 2020 yılında 20 milyon insan kansere yakalanacak. Ama eğer bunları yaparsak belki bunu 15 milyona indirebiliriz. O yüzden gözümüzü açalım. Bu iş çocukluktan başlıyor. Çocuklarımıza bu terbiyeyi vermek zorundayız. Ailedeki çocuk annesini taklit eder. Anne ne yiyorsa çocuk da onu yer.”

Erkan Topuz, yaptığı açıklamalar nedeniyle bir takım sektörleri zor duruma soktuğu eleştirileri için ise, “Benim için insan sağlığı birinci plandadır. Ekonomi ikinci plandadır. Bir insanın kanser olması durumunda devlete ve millete verdiği zarar milyarlarca dolardır. O yüzden dikkatli olduğunuz takdirde ekonomiye de katkınız olur. Aslında ben bunları anlatarak Türkiye’nin ekonomisini de kurtarıyorum farkında değiller” diye konuştu.

« Eski YazılarYeni Yazılar »

WordPress üzerine kurulmuştur.