Trabzon Blog

Eylül 24, 2008

Bir Mezar Taşı Neler Anlatır?

Kategori: Kültür — Etiketler: , , — Erdem Ergün @ 1:16 am

Bir Mezar Taşı Neler Anlatır Yazısı’nı mezartaşlarında yazılı isimleri ad ve soyadları ile birlikte telafuz etmeden ve köy isimlerini anmadan bazı minik “düzeltmelerle” yeniden yayınlıyoruz. Bu düzeltmeyi sadece o insanların kendileri ve geride kalan ailelerine olan saygımızdan yapıyorum. Bir yazıda isimleri geçtiği için öngöremediğimiz bir nedenden ötürü incinmelerine / incitilmelerine vesile olmak istemem. Zira bu topraklarda, hoşgörü, hoşgörüsüzlük, tahammül ya da tahammülsüzlük nerede başlar, nerede biter ya da doğru olan nediri kestirmek zordur.

Önce size bu yazıyı kaleme almama neyin vesile olduğunu anlatmak istiyorum. Biz Trabzonlu bir aileyiz. Ancak yakın zamana kadar Bayburt’ta da yerlerimiz vardı. Hatta ailemizin bazı eski üyelerinin mezarları da Bayburt’un köylerindedir. Henüz çocukluk yıllarımda iken dinlemiştim o taraflardaki bir aile dostumuzun büyükhalasının hikayesini derin memleket meselerinin konuşulduğu bir ortamda. Bilirsiniz o sohbetler o kadar zengin ve derindir ki dünyalar kurulur, yıkılır ve yeniden kurulur. O sohbette laf lafı açtıkca aslında benzer hikayelerin yaşanmış olduğunu ama bir şekilde sır şekline bürünüp gelecek kuşaklara anlatılmadığını da anlamıştım bir şekilde. Bunun nedenlerini ise şimdi daha iyi anlayabiliyorum.
Gelelim o büyükhalanın hikayesine.
1900’lü yıllarda o ailenin büyükdedeleri bir akşam üzeri tarlalarından evlerine dönerken yolun kenarında ağlayan 3-4 yaşlarında bir kız çocuğu buluyorlar. Çocuk onların bilmediği bir dilde yani Ermenice konuşuyor. Adını hatırlamıyor. Nasıl kaybolduğu, niçin orda olduğunu kimse bilmiyor. Aile o çocuğu alıyor, ismini söyleyemediği için yeni bir isim veriyor, kendi örf, adet ve gelenekleri ile aileden biri olarak büyütüyor. Akrabadan biri ile evlendiriyor. Bizden biri olarak yaşıyor ve öyle de veda ediyor bu dünyaya.
Ancak bu durum bir sır olarak kalıyor ailede ve mümkün olduğunca hiçbir ortamda böyle bir olaydan bahsedilmiyor.
Sonra benzer yaşam hikayelerini başka ortamlarda da duydum. Göç yollarında kaybedilen ya da doğrudan komşularına emanet edilen çocukların hikayeleri. Bu hikayeler elbette sadece bu topraklarda da yaşanmadı ve yaşanmıyor. Şu veya bu nedenle göçün olduğu her yerde yaşanıyor bu dramlar ve dramın beraberinde taşığı insani değerler. Benim anlatmak istediğim her türlü önyargıdan sıyrılıp yaşanan bu insani boyutu hatırlamak sadece.

Gelelim Bayburt’un iki ayrı köyünde gördüğüm mezartaşlarının bana neleri hatırlattığına.
Bir süre önce Bayburt’a gittim. Büyükdedelerim orda yaşamış, babamın çocukluğu da ordaki bir köyde geçmişti. babamın çocukluğunun geçtiği yerleri birlikte dolaşırken ve yukardaki hikaye aklımın ucunda bile değilken köyün mezarlığında gördüğüm bir mezartaşındaki isim beni bir anda “acaba” sorusu ile o günlere götürdü. Yoksa bu mezartaşındaki isimler de o çocuklardan birileri miydi diye. Belki o çocuklardan birileriydi belki de değildi. Bilemiyorum.
Ben bir yere gittğim zaman ordaki mezarlığı mutlaka ziyare etmeye çalışırım. İtikatımın çok yuksek olması sebebi ile değil; mezartaşlarını okumaya olan ilgim nedeniyledir bu ziyaret aynı zamanda. Mezartaşlarını okurken de nice hayat hikayesi gelir geçer gözümün önünden. Çünkü bizim mezartaşlarımızda inanılmaz hikayeler ile karşılaşabilirsiniz. Bazen tek bir kelime, bazen tek bir isim, bazen uzun bir yazıdır o taşlara kazınan. Tamam mezarlıklarımız çok bakımsızdır ama eğer doğru ve önyargısız bir şekilde okursanız; o kadar çok şey anlatır ki size taşlar o bakımsızlığı da unutur gidersiniz bir an.
Bazen de hiç ummadığınız bir anda oyle bir mezartaşı çıkar ki karşınıza tüm bildikleriniz ya da duygularınız altüst olur. Size dayatılanın -her kesimden ve her taraftan- ne kadar yalan ya da temelsiz olduğunu anlarsınız bir anda. Bazen de kendi bildikleriniz ve önyargılarınız allak bullak olur o taşlardaki yazılar ile. Neyin doğru, neyin yanlış olduğu karışır birbirine. Ama karışmayan bir şey vardır. Her mezar taşının mutlaka bir hikayesi olduğu.
İşte böyle bir duygu dünyasında çektim aşağıda gördüğünüz fotoğrafları.
İki ayrı mezarlıkta iki isim. Birisi Maya diğeri ise Evre. Bu isimler, beni daha önce benzerlerini duymuş olduğum o hayat hikayelerine götürdü işte.
Belki bu mezartaşları aynı hikayeyi anlatmıyordu, belki benzer bir hikaye vardı yaşanan. Bilemiyorum.
Mezartaşlarında yazılı olan bu isimler hem Türk hem de Ermeni ailelerinin kullandıkları isimler ama soyisimler Türk’tü. Her iki mezartaşında da ruhlarına fatiha dilekleri vardı. (Soyisimlerini ve aileye ait bilgileri girişte belirttiğim nedenlerle yazmıyorum. Fotoğraflarda da o bölümleri kararatım)
Böyle bir duygu dünyası içinde beyniniz sizi bir tarihlerde bir yerlerde yaşanmış ve bugün dünyanın farklı coğrafyalarında hala yaşanmakta olan arkada yatan drama, o dram içindeki inanılmaz insani boyuta, komşuluk ve sonsuz güven dünyasına götürüyor.
Türkiye’nin birçok yerinde olduğu gibi Bayburt’un bazı köylerinde de yaşayan Ermeniler var 1900′lü yıllarda. Ancak insanlar göç yollarına düşünce bazı aileler sadece evlerini, atlarını, ineklerini, ya da tarlalarını bırakmamış geride.
Dünyadaki en sevdikleri varlıkları olan çocuklarını yanlarına almayan aileler de var. Çünkü nedeni ne olursa olsun göç yolları bilinmeze bir yolculuktur. O yolculukta başa ne geleceği, kimin ölüp kimin ayakta kalacağı ve de gittiği yerde mutlu olup olmayacağı bilinemez.
Ama bilinen çok önemli bir gerçek vardır elbette.
Gidenlerin geride bıraktıkları çocuklarına en az kendileri kadar iyi bakabilecek Türk komşularının varlığı.
Çünkü yüzlerce senedir bir arada yaşamışlar zaten. Komşuluk, dostluk ve güven o denli derin ki çocuğunu belki bir daha hiç görmemek üzere komşularına emanet edebilmişler.
O çocuklar Türk aileler ile büyümüşler, bazılarının isimleri bile aynı kalmış.
Belki kendi öz ailelerini bir daha hiç görememişler.
Aileleri de yanında büyüdükleri Türk aileler olmuş.
Bu fotoğraftaki mezartaşları bende bunları çağrıştırdı.
Bir Bayburt köyündeki mezartaşında ruhuna fatiha okunan iki kadın. Maya ve Evre. Belki Ermeni aileden geriye kalan ve büyükdedelerimize emanet edilen iki kız çocuğu onlar. Belki de yüzlerce yıldır bir arada yaşadıkları için aynı isimleri kullanan Türk ailenin kızları.
Hangisi doğru bilemiyorum. Hem ne önemi var ki. Gercek olan; böyle hayatların dünyanın farklı köşelerinde ve insanlığın henüz bitmediği yerlerde yaşanmış olması bir şekilde. Hala daha da yaşanmakta.
Doğdukları yerde ailelerinden ayrı düştükleri için yetim kalanların hikayeleri. Orda doğmuş, ailelerinden ayrı düşüp ordaki komşularının elinde büyümüş, orda yaşamış ve orda ölmüş olanların hikayeleri.
İyi bakmak, iyi okumak lazım.
Hrat Dink öldürüldüğünde Hepmiz Ermeniyiz sloganlarını, anlamayan, anlayamayan ya da anlamak istemeyenlerin büyükdedelerinden alacağı çok ders olsa gerek bu mezartaşı öykülerinden.
Bu ders aynı kıt görüşe sahip olan, kendi tek boyutlu resmi söylemi dışına çıkamayan ve de bu derin insani boyutu göremeyen, görmek istemeyen algılayamayan diğer taraftaki bazıları için de gecerlidir elbette.

Temmuz 23, 2008

Zamanımızın Sıradışı Yönetmeni

Kategori: Sanat — Etiketler: , — Erdem Ergün @ 12:24 am

sinema

Türkiye sinemasına ya da bilinegelen ismiyle Yeşilçam’a nitelikli filmler kazandırmış usta yönetmen Zeki Ökten hakkında yayınlanan Yoksul: Zeki Ökten isimli çalışma yönetmenin filmleri hakkında yazılan birbirinden değerli makalelerin yanı sıra, kendisiyle yapılmış söyleşiyi de yer veriyor.

Ali Karadoğan tarafından derlenen kitapta, Karadoğan’ın Ökten’le yaptığı, “Sinema Erdemdir” başlıklı söyleşiyle başlayan okuma serüveni, Ökten’i ve sinamasını, sinemadaki tavrını ortaya koyan ve eleştiren yazılarla zenginlik kazanıyor. Ankara Sinema Derneği’nin düzenlediği 13.Avrupa Filmleri Festivali’nin ardından hazırlanmaya başlanan ve Agah Özgüç’ün önsözüyle sunulan kitapta, filmlerinde melodramı, toplumsal gerçekçiliği ve başat olarak da yoksulluğu vurgulayan Zeki Ökten’in filmleri hakkındaki eleştirileri okumak mümkün.

Mayıs 25, 2008

Trabzon İpekyolu Üniversitesi projesi

Kategori: Kültür — Etiketler: , , — Erdem Ergün @ 11:48 am

Uzun zamandan bu yana çalışmaları devam eden Trabzon İpekyolu Üniversitesi için Trabzonlu işadamları biraraya geldiler. Düzenlenen toplantıya Trabzonlu olan Bayındırlık ve İskan Bakanı Faruk Özak da katıldı. Özak hedeflerinin dünya standartlarını yakalamak olduğunu ve bunun için çalışmaların devam ettiğini söyledi.

trabzon ipekyolu üniversitesi

Bölge ekonomisi ve kültürüne katkıda bulunacak

Kadıköy Büyük Kulüp’te düzenlenen toplantıya Bayındırlık ve İskan Bakanı Faruk Özak ve projeye hayat veren İpekyolu Eğitim ve Kültür Vakfı Başkanı Mustafa Gür’ün yanı sıra Dünya Göz Hastaneleri sahibi Eray Kapucuoğlu, Trabzonlu İşadamları Derneği Başkanı Kemal Şener ve çok sayıda işadamı katıldı. Yemekli toplantıda ilk olarak konuşma yapan Trabzonlu İşadamları Derneği Başkanı Kemal Şener, “Tüm Trabzon halkının, işçisi-memuruyla taraf oluşturmadan destek verdiği, organize olup sahiplendiği ilk projedir. Bu proje, bölge ekonomisine, kültürüne, Asya Türk milletlerine, entegrasyonda katkısı olacağı şüphesiz. Bu projenin kuruluşundan bu yana TİAD olarak mütevvelisinde bulunduk. Sizlerin de bu projeye verdiğiniz katkıdan dolayı teşekkür ederim” dedi.

Bölgeye Yeni Üniversite
İpekyolu Eğitim ve Kültür Vakfı Başkanı Mustafa Gür ise konuşmasında Trabzon’da arazi konusunun ne kadar sıkıntılı olduğuna değindi. Gür “Trabzon’un, belki en güzel yerinin tahsisinde, içi yana yana hiç seslerini çıkarmayan iki belediyemiz var. Hele ki bölge halkının, ‘bölgeye üniversite kurulacaksa helal olsun’ deyişleri var. Ben de kendilerine ‘helal olsun’ diyorum. Bu toplantıda çok laf, az iş sonucunu doğuracak bir yöntem arzu etmiyoruz. Çok lafın yanına çok işi de ekleyelim istiyoruz. Öncelikle bu proje için gerekli öz kaynağın sağlanacağına eminim” dedi.

Eğitime önem veriyoruz
Bayındırlık ve İskan Bakanı Faruk Özak, hedeflerinin dünya standartlarını yakalamak olduğunu belirterek, “Hz. Mevlana şöyle diyor; ‘İnsan o dur ki; koca dünyada eseri olmayanın yerinde yeller eser’. Bu bakımdan ne mutlu verebilene, ne mutlu hayır yapabilene. Türkiye’yi diğer ülkelerin seviyesine çıkarmamız lazım. Bu da bilim ve teknoloji ile oluyor. Dünyadaki kriter şu; her 500 bin kişiye mutlaka bir üniversite yapmanız lazım. 75 milyon nüfusumuz olduğuna göre en az 150 üniversite olması lazım. Bundan 3-4 yıl öncesine kadar üniversite sayısı 77 tane. Ben de 1964-1965 yıllarında Trabzon’da barakalarda okudum ve mezun oldum. Son verilere göre vakıf üniversiteleri ile birlikte 120′yi geçiyoruz. Vakıf üniversitesi kurabilmek için arkanızda bir ağabey üniversiteniz olacak. Bunları Karadeniz Teknik Üniversitesi ile hallediyoruz. Uzun zaman önce kurulan KTÜ, bugün Türkiye’nin en önemli okulların arasında yer alıyor. Japonların bir ifadesi var; ‘Büyük düşün, küçük başla.’ Biz büyük düşünüp, büyük başlıyoruz. Biz de zaman zaman toplantılara katıldığımızda, bu işin çok zor olacağını, hatta imkansız olacağını söylemiştik. Şimdi bakıyoruz çok önemli mesafe alınmış ama bu tabi çok kolay olmadı. Türk insanı eğitim konusunda çok enteresan. Yemiyorlar, içmiyorlar, hatta ayaklarına ayakkabı almıyorlar, çocuklarını mutlaka kursa yolluyorlar, mutlaka üniversite okumalarını istiyorlar. Türkiye’de 14.5 milyon ilköğretim okulu öğrencimiz var. Bu rakam Hollanda, Belçika ve Avusturya nüfusundan fazla. 28 yaş altı nüfusumuz ülkemizin yüzde 50’sini oluşturuyor. Eğer biz bunları iyi değerlendirirsek, 21. yüzyıl bizim yüzyılımız olacak” dedi.

Özak, İpekyolu Üniversitesi projesinin 3 yıl gibi bir zamanda planladıklarını söyledi. Hükümet ile Yargıtay arasında yaşanan gerginlikte Cumhurbaşkanı’nın devreye gireceği konusunda görüşü alınan Bayındırlık ve İskan Bakanı Faruk Özak, gerekenleri hükümet sözcüsünün söylediğini, yorum yapmak istemediğini ve hükümet olarak ülke adına iyi işler yapmaya çalıştıklarını, bu nedenle yorum yapmak istemediğini söyledi.

Öte yandan Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın gözlerinin rahatsızlanmasının ardından Ankara’da başlanan tedavisinin, İstanbul’da devam etmesini değerlendiren ve Erdoğan’ın tedavisi ile ilgilenen Dünya Göz Hastanesi Sahibi Eray Kapucuoğlu, kendi hekimlerinin inceleme yaptıklarını ve konulan teşhisin doğru olduğunu söyledi. Kapucuoğlu, Başbakan’ın bir kaç gün ara ile kontrole geleceğini belirtirken, genel olarak Başbakan Erdoğan’ın durumunun iyi olduğunu dile getirdi. (İHA)

Eylül 23, 2007

Trabzon imparatorlarının kemikleri belediye mezarlığına mı gömülecek?

Kategori: Yaşam — Etiketler: , — Erdem Ergün @ 8:59 pm

Kızlar Manastırı

Trabzon, Kızlar manastırında yapılan kazılarda belki de Trabzon imparatorları’na ait iskeletler neredeyse 2 yıl önce bulundu acaba çıkaranlar ya da kemikleri incelemek üzere teslim alanlar durumun farkında mı?…
Kızlar manastırı ya da Rumca adıyla Panagia Theoskepastos (Tanrı tarafından örtülmüş ve korunmuş) Trabzon ili, merkez ilçede, Boztepe’nin güney yamacında, Trabzon’un doğu cephesine bakan bir kaya şapelin çevresinde geniş bir alana kurulmuştur. Trabzon İmparatorluğu’nun tek rahibeler manastırı olma özelliğinde olan yapı, İmparator III. Alexios (1349- 1390) döneminde inşa edilmiştir. F. Cumont manastırın yapıldığı mağaranın, bir zamanlar Işık Tanrı’sı Mithra’ya ibadet için kullanıldığı fikrinde olduğunu yazmıştır. Eski fresk katmanları incelendiğinde, rahibeler manastırı olmadan önce mağarasının, kilise olarak kullanıldığı görülmüştür. Mağara kilisenin tarihi (hele Mithra dönemi de düşünülürse) çok eskiye uzanmasına rağmen, manastır İrene tarafından MS 1340’larda yaptırlımış ya da daha eski bir dini yapı manastıra çevrilmiştir. 1376’da Despot Andronikos, 1417’de Komnenos III. Manuel, 1429’da Komnenos IV. Alexios manastır bahçesine gömülmüşlerdir.

WordPress üzerine kurulmuştur.