GELENEK ve GÖRENEKLER
a)Doğum :
Doğumlar, olanaksızlıklar nedeniyle “Köy Ebesi” denilen,
doğumlarda bulunmuş, doğum yaptırmış, tecrübe sahibi
kadınlar tarafından yaptırılırdı. Doğum için özel araçlar
yoktu. O an, evde bulunan ihtiyacı karşılayabilecek araçlar
kullanılırdı.En önemlisi,göbek bağını kesmede kullanılan
makas, diğer ihtiyaçlarda kullanılan makastan başkası
değildi. Doğan çocuğa hemen bir göbek adı verilir ve bu ad
genelde kalıcı olurdu.
Çok sayıda kız çocuğu olan ailenin yeni doğan çocuğu da kız
ise, çocuğa annesinin adı verilirdi ki; bir sonraki doğumda
doğacak çocuk erkek olsun. Yeni doğan çocuğun sağ kulağına
ezan, sol kulağına da kamet okunurdu.Bu ezan ve kamet,
cenaze namazının ezan ve kametidir.O esnada hazır
bulunanlara HAVİÇ adını taşıyan yemek ikram edilir ve loğusa
olan anneye de bu yemekten yedirilirdi. Doğumu yaptıran ebe
çocuğu yıkar, kundaklar ve anneye verirdi. Çocuk zeki olsun
ve okuma sıkıntısı çekmesin diye doğumdan sonra iki veya üç
ezan okunacak zaman geçmeden çocuk emzirilmezdi. Çocuğu yedi
gün doğumu yaptıran ebe yıkar ve anne yedi gün istirahat
ederdi. Çocuğun göbek bağı düştüğünde, göbek yarasına su
kaçmasın diye yaraya yağ sürülürdü.Artık ebe görevini
bitirmiş olup, bundan sonra çocuğun hizmeti ailesi
tarafından yürütülürdü.
Doğumlar, bugün tamamen sağlık kurallarına göre, gebelik
süresince yapılan kontroller sonucu diplomalı ebeler
tarafından gerçekleştirilmektedir.
b)Sünnet :
Erkek çocukların hayatının geçiş evrelerinden biri olan
sünnet,Anadolu’nun birçok yerinde
çalgısıyla,yemeğiyle,mevlidiyle tam bir düğün havası içinde
yapılır ve buna “sünnet düğünü “ adı verilir.
Dernekpazarında sünnet düğünü yoktur. Burada amaç sadece
İslâmi bir görevi yerine getirmektir.
Dernekpazarında çocuklar, genel olarak gezmeye başladıktan
sonra sünnet ettirilirler. Sünnet için özel bir kıyafet
diktirilmez. Sünnetten sonra yarayı korumak için çocuklara
entari giydirilir ve maddi durumu iyi olanlar mevlit
okuturlar.
Eskiden sünnet, “sünnetçi” adı verilen kişiler tarafından
yapılırdı. Günümüzde ise bu iş, Sağlık memurları tarafından
yapılmaktadır.c)Askerlik :
İnsan doğar, yaşar ve ölür. Yaşam süresince km. taşlarının
bazı dönüm noktaları vardır. Bunlardan ilki askerliktir.
Zira yöremizde “askerliğini yapmayan adamdan sayılmaz”
anlayışı vardır. Genelde düğünlerimiz askerlik görevi
tamamlandıktan sonra yapıldığı için, önce askerlikten
başlayalım. “Türkler asker doğar,asker yaşar ve asker ölür”
anlayışı yöremizde devam etmektedir.Aile ve her genç için
askerliğin ayrı bir önemi vardır. Aileler, yetiştirdiği bir
evladın devlet tarafından askere çağrılmasını bir mutluluk
ve gurur vesilesi sayarlar. Oğlu askerde olan aile, alnı
açık, başı dik bir gururla dolaşır. Askerlik çağına gelen
genç, günler öncesinden hazırlanır. Tüm köyü dolaşır, bütün
komşularıyla tek tek görüşür,helallaşır ve hayır duaları
alınır. Son gece gençler asker evine toplanır. Yenilir,
sohbet edilir. Ertesi gün silahlar atılarak,kemençe, kaval
eşliğinde oyunlar oynanır. Arabalara bayraklar takılarak
klaksonlar eşliğinde askere uğurlanır.
Askerliğini tamamlayıp dönünce askerin yakınları bir tepsi
baklava yaparak aileye göz aydınlığına gidilir. Asker de
hediye olarak bir paket kına dağadır.Bu kına paketine ek
olarak 2-3 dikiş iğnesi konurdu. Bu gelenek unutulmak
üzeredir.
d)Evlenme Çağı :
İşlenebilir arazinin azlığı ve engebeli oluşu bütün Doğu
Karadeniz bölgesinde olduğu gibi Dernekpazarında da
gurbetçiliği doğurmuştur. Erkeklerin gurbette çalışması ev,
köy ve yayladaki işlerin neredeyse tamamını kadının
omuzlarına yüklemiştir. Bu durum evlenme yaşını da
etkilemiş, eskiden evde çalışan insana duyulan ihtiyaç
sebebiyle Dernekpazarında evlenme yaşı kızlarda 13’e kadar
inmiştir. Erkeklerde ise evlenme yaşının alt sınırı ise 15’
tir. Bu sınırın, ailede çalışana duyulan ihtiyaç yanında
evladın tek erkek çocuktan ibaret olması gibi özel
durumlarda zaman zaman daha da aşağılara indiği görülmüştür.
Bugün , diğer faktörler yanında, okullaşma oranının artması
ve iş hayatındaki değişiklikler evlilik yaşının alt sınırını
hem kız, hem de erkeklerde yükseltmiştir. Günümüzde, evlenme
yaşının alt sınırı kızlarda 16-17, erkeklerde 19-20
civarındadır.
Dernekpazarında eş seçimi şu yollardan birisiyle
gerçekleşir.
1- Beşik Kertme Usulü
2- Görücü Usulü
3- Eşi Ailelerin Seçmesi
4- Eş Seçimini Gençlerin Yapması
İlçemizde beşik kertmesi ile evlilik yapılması yoktur.
Yöremizde zaman zaman kız ve erkeğin anlaşarak kaçmalarına
rastlanmaktadır. Buna “ uyma” adı verilir.
1-Kız İsteme :
Gelin adayı araştırması olumlu sonuçlandıktan sonra, oğlan
tarafı kız tarafına niyetini bildiren bir aracı gönderir.Bu
iş kadınlar tarafından yürütülür. Anlaşma sağlandıktan sonra
kız tarafının uygun bulduğu bir akşam erkek tarafı kız
istemeye gider. Belirlenen günde, erkek tarafının büyükleri
ile köyün hatırı sayılır ve kız evi üzerinde etkili
olabilecek kişilerden oluşan bir grup kız evine gider. Kız
evine gidenler genellikle burada doğrudan kızın babası ile
değil de, onun tayın ettiği bir vekiliyle görüşürler. Hoşbeş
ve bir süre sohbetten sonra asıl maksada girilir ve “
Allah’ın emri Peygamberimizin kavli ile kızınızı oğlumuza
istemeye geldik” denir. Kız tarafı, niyeti olumlu olsa da
bunu hemen belirtmez. Kızın, annesinin ve diğer yakınlarının
fikirlerini alacağını belirtir ve düşünmek için süre ister.
Bir kere istemeyle kızın sözünün alındığı hemen hemen hiç
görülmemiştir. Aradan birkaç gün geçtikten sonra tekrar kız
evine gidilir. Eğer kız evi olumsuz davranırsa erkek
tarafından gelen yaşlı, köyün hatırı sayılır kişileri
devreye girer ve kızın babasını ikna eder, kızın sözünü
alırlar. İşin en zor kısmı söz kesildikten sonra başlar. Kız
tarafı düğün konusundaki isteklerini söyler.Bunlar
genellikle abartılı isteklerdir. Özellikle takılar her zaman
tartışmaya sebep olur. Bütün bu konuşmalara kız ve erkek
babaları karışmaz. Onların yerine vekilleri tartışırlar.
Bazen sırf bu yüzden işin bozulduğu da olur. Mutlaka
alınması gereken takılar, bir beşibiryerde, yederince altın
lira, bilezik, küpe ve yüzüktür.
Dernekpazarı’nda söz kesmek aynı zamanda nişan yerine de
geçmekte ve ayrıca “nişan” adıyla başka bir merasim
yapılmamaktadır. Söz kesildikten sonra bunu herkese duyurmak
için bomba ve silah atılır.
2-Kına Gecesi :
Düğünden bir gün önce kız evinde yapılır.Kına gecesine
evlenecek çift çağırılır. Kemence ve kaval eşliğinde horon
oynanır.Kına gecesinde kıza kına yakılır, türküler söylenir.
Bir kına gecesinde en küçük kızını veren anne ile kızın
türkü atışması;
- Anne : Ey ufağum ufağum tükettun nazlaruni
- Kızı : Habudur en soğuni tükettun kızlaruni
- Anne : Başladum oynamağa vururum sazlarumi
- Kızı : Kimlan geçurecesun yaylaya yazlaruni
3-Gelin Alma :
Dernekpazarı’nda düğün alayının damat evinde gelin evine
gitmek üzere yola çıkması ile başlayan tören, gelinin erkek
evine getirilmesi ile sona erer. Evlenecek erkeğin evinde
damat veya enişte varsa (halası, ablası,kız kardeşi ile
evli) ona düğün öncesi bir tepsi baklava gönderilerek düğüne
davet edilir. O da kendi eş- dostunu davet eder, düğüne bir
grupla gelir ki bu gruba “kol” adı verilir.Kol gelenler
birbiriyle silah atmada yarışırlar. Bazı aileler
düğünlerinde mevlit okutur, bazıları da “bu her zaman değil
gençler eğlensin” düşüncesiyle kemençe ve kaval eşliğinde
horonlar oynanır, türküler söylenir. Zıkoğlu Hasanın
düğününde iki usta arasında söyle bir atışma geçmişti. E vay
beni vay bana kül oldum yana yana ile giriş yapıldıktan
sonra
- Y Böyle işler eyidur, sonunda ölümda var
Hocalar güvenurler , onlarda ğilim (ilim ) da var .
- B Getururum selevat , ağızumda dilümda var.
Evlenmek var meylumde,başumda kekumda var.
- Y Ben bir şey göremedum, orta emsalumda var.
Çeker alurum oni, yanumda kolum ( enişte ) da var.
- B Haburdan tek, pazara enecek yolumda var.
Yetururmisun bizi, tabakta balunda var.
- Y İki saatten sonra Hasan bizleri kovar
Söyleyun Zikoğluna yaptursun birkaç dağar .
Düğün alayı yollara düşer, silah atarak kız evine varılır.
Gelin hazırlanıncaya kadar oyunlar oynanır ve şeker, kolonya
ikram edilir. Gelini ve çeyizini hazırlayanlar bahşiş
ister,sandığın üzerine oturulur “azdır. Yederlidir.”
tartışmasından ortak noktaya varılır. Gelini kayın pederi (
yoksa onun yerindeki kişi ) kapıdan çıkarır. Ancak kapının
önü gelinin ağabeyi veya kardeşi tarafından kesilir. Ona da
gerekli bahşiş verilip kapı açılınca silahlar atılmaya
başlanır. Gelinin her iki yanında iki taraftan görevli
yengelerle yürüyüş başlar. Bazı düğünlerde gelin atla
alınırdı. Bu gün arabalarla alınmakta. Önceki düğünlerde
gelin eve getirilir ve tören öyle sona ererdi. Şimdi ise
hediyesiyle düğüne giden hediyesini verir, yemeğini yer,
mutluluklar dileyip ayrılır. Mahalle halkı ve yakınları
kalır.
Akşama yakın nikah hazırlıkları başlar dini nikah kıyılır,
güveyi içeri verilir.
4-Cumaalık Günü :
Eskiden düğünler Perşembe günü yapılırdı. Ertesi güne de “Cumaalık”
denirdi. Damat erkenden evden ayrılır, gelin de evdekilerin
elini öper.Gelinin yakınları gelip çeyizini açarlar.
Komşular, köylü ve misafirlerin iştiraki ile cumaalık
öğleden sonra başlar. Gelin hanım,hısım akraba ve yaşlı
bayanların elini alır, horon oynanır, türkü atışılarak
eğlenilir. Akköse’de bir cumaalık günü gelini getiren
yengeyi beğenmeyenler türküyle mat etmek isteyince yenge de
fakirdirler diye gelin evini beğenmez., atışma başlar.
- Akköseli :Atumuz geri geldi
Kesildi yularumuz
- G.Yengesi :Doğrusu hakkunuz var
Mermerden yollarunuz.
- Akköseli :Sizi satun alurlar
Ancumah ballarumuz
- G.Yengesi :Ya yeman yovan bali.
Kirlenur şalvarunuz
- Akköseli :Gelin geldi kapıya
Kıymetsuz yengesiyle
- G.Yengesi :Sabah gidecek suya
Gelin tenekesiyle ( bir bakır güğüm görmedi )
- Akköseli :Gel okutayım seni ( Kendilerini üstün gösterir
).
Elif herekesiyle
- G.Yengesi : Serilmiştur pekenuz
Minderi keçesiyle ( gelinin odasında serili bir şey yoktu.)
5-Yediye :
Düğünden 7 gün sonra damat görüşe (yediye) davet edilir. Bu
davette düğünün kalabalıklığına göre 3 ile 5 tepsi baklava
getirilir. Gelin, kaynana, varsa görümce gündüzden gelin
evine gider.
Damat, düğününe gelen genç arkadaşlarıyla, bu konularda
tecrübeli, ağzı laf üretir kişileri davet eder. Akşam damat
evinde toplanılıp, gelen baklavalardan biri kesilip yenir ve
yola girilir.
Eve yaklaşıldığında silah atılarak haber verilir. Kayın
pederin eli içeri girerken alınır.Bir yandan sohbet başlar,
horon oynanır, türküler söylenir Merhume Ayşe ÇUHADAR ile
Merhum Mustafa BİRİNCİ’nin yedisinde iki kurt türkücü şöyle
atışır. -M Eyle çamaşur dola
Dokuz arşun fanila
Eski kocandan gelur.
-Y Ey gidi eski petek
Yema elumden kötek
Balum Tercan’dan gelur.
-M Çebundeki yağluğun
Gizliden sevdaluğun
Yoli Paçan’dan gelur.
-Y Var dereluğun bendi
Yaz muallim efendi (Söylenenleri öğretmen yazıyordu)
Kalem sayandan gelur.
-M Eniştenun yemeği
Gelse koçından gelur (Damat yediyeye koç getirmiş)
-Y Enişte dar haldadur
Haber borcindan gelur. (Geline beşi birli yaptırdılar,damat
borçlanmıştır.)
GİYSİLER
1-Kadın Giysisi :
Önceleri yokluk ve sıkıntı nedeniyle örtünmek yeterliydi bu
nasıl olursa olsun, önem taşımazdı. Tarlalarımızda ekilen
kendir, büyüyüp olgunlaştıktan sonra biçilir, çeşitli
aşamalardan sonra iplik haline getirilir, el tezgahlarında
dokunarak beze dönüştürülürdü. Bu beze keten ( forotiko )
denirdi. Forotikodan iç gömlek ve fistan yapılırdı.
Baş için, sade veya çiçekli baş örtüsü (yazma) kullanılırdı.
Gelinler ve yaşlılar yazmadan ayrı fes ve fesin alın
kısmından geniş, diğer tarafları dar yazma ( Arkuriluk )
kullanılırdı.
Fistan: Ketenden ve değişik renklerdeki basmalardan dikilen
boydan boya ve geniş entariye denir.
Kuşak: Bele arkadan öne doğru bağlanan giysiye kuşak
denir.Yöremizde Horosan, Lahur, Kişmir ve Midili gibi kuşak
türleri yaygındır.
Oğluk (Peştemal ) : Adından da anlaşıldığı gibi öne
bağlanır. Karelere bölünmüş,kareleri ayrı renkten oluşur.
Günümüzde sadece yaşlılar tarafından kullanılır.
Yöresel Kadın Giysisi.
Çarık : Hayvan derisinden yapılıp, iple ( deri ipi ) dikilip
giyilen ayakkabı türüdür. Günümüzde kullanılmamaktadır.
Keşan-Atkı : Her ikisi de yazmanın üzerine baş örtüsü olarak
kullanılır. Omuzlar üstünden bele doğru sarkıtılır.
Çorap : Önceleri çiçekli, kursili, ipli,yün çoraplar
giyilirdi. Bu gün herkesin kullandığı pamuklu ve naylon
çoraplar kullanılmaktadır.
Yelek: Önden düğmeli kolsuz giysi.
Finko: Düğmeli, kollu yelek
Kadife Yelek: Gelinler için dikilen yelektir.
Kutni Elbise: Gelinlere dikilen önü iki, arkası tek parça
fistandır.Zamanla etek ve entari bunun yerini almıştır.
Çapula: Gelinlere alınan ve altı kısmı başlı çividen yapılan
(kabaralı) ayakkabıya çapula denirdi.
2-Erkek Giysisi :
Bayanlarda olduğu gibi erkeklerde de elde dokunan
forotikodan yapılan giysiler vardı.
Yöresel Genç Erkek Giysisi Yöresel Yaşlı Erkek Giysisi
Uzun Paçalı Don: Bayan ve erkeklerde aynı adı taşırdı
.Erkeğinki paçalarda düz, kadınınki ise lastikli olurdu.
Şalvar: Erkeklerin kullandığı bu günkü pantolondur.
Forotikodan yapılan şalvarlar zamanla karamanto ve kumaşa
dönüştü. Arkası körüklü, paçaları dar belinden geçirilen
uçkurla (kumaştan yapılan ip) bele bağlanır.
Külotlu Pantolon: Beli uçkurlu, arkası körüklü, dize kadar
çuval şeklinde dikilmiş, dizden aşağı tamamen dar olan
pantolondur.
Gömlek: Pantolon üstünde yakasız ketenden yapılmış giysiye
denir. Gömleğin üstüne giyilen kolsuz yelek, yeleğin
ceplerine gümüşten saat kösteği ve gümüş hamayil takılırdı.
Bu tür kiyafet ekonomik gücün de bir göstergesiydi .
Başlık: Bu gün halk oyunları ekibinin başına takılan siyah
ve uçları püsküllü kumaş, yünden dokunan fes, fotr, şapka.
Ayak İçin: Ayak için giyilen çarık, bu gün antika olup,bazı
yerlerde süs eşyası olarak kullanılıyor. Çarıktan sonra
çapula giyiliyordu.Daha sonra kara lastik bunların yerini
aldı.
Bu gün sadece iş yapılırken, tarlada , ormanda, çayırda,
çayda, lastik giyiliyordu. Diğer zamanlarda ayakkabı
giyilir. Üst giysiler de modern çağın gerektirdiği şekle
dönüştü.
TARİHİ ESERLER :
a)Akköse Köyü Camii :
Dernekpazarı İlçesine bağlı Akköse Köyünün hafif meyilli bir
yerinde bulunmakta olup, İlçe merkezine olan uzaklığı 6 km.
dir.
Giriş kapısı ve kürsüsü üzerindeki tarihten caminin H.1282
(M.1865) yılında yaptırıldığı anlaşılmaktadır. Dikine
dikdörtgen şeklinde düzenlenen caminin iç ölçüleri
7,60×11.10 m., dış ölçüleri ise 12.20×9m. dir. Beden
duvarları mahfil seviyesine kadar taş, üst kısmı ise ahşap
yığmadır. Üst örtüsü dört omuz kırma çatı olup, oluklu
kiremitle kaplıdır.
Kuzeyde bulunan betonarme imam odası ve abdest alma yeri
sonradan yapılmıştır.Kuzeyde bulunan giriş kısmında son
cemaat yeri ve dış mahfile yer verilmiştir. Bu kısmın
ortasında, yuvarlak kemerli bir kapı ile harem kısmına
geçilir.
Akköse Camii Tavanının Görünümü
Taş malzemeli kapı söveleri taştan yapılmıştır. Ceviz
ağacından oyma şekilli iki kanatlı yapılan giriş kapısı dört
bölümden oluşur. Alt bölüm sepet örgü, üst bölümde ise
stilize edilmiş lale çiçeklerine yer verilmiştir. Kapı
kanatları dört yandan ince bir saç örgüsüyle çevrelenmiştir.
Mahfil katına dışarıdan girişi sağlayan kapının da oldukça
zengin ahşap süslemesi vardır. Kemerin orta kısmının
üzerinde “Amele Keşaplıoğlu Usta Mahmud ve 1282” tarihi
yazılıdır. Tek kanatlı olarak düzenlenen bu kapının yüzü
tamamen stilize edilmiş bitki ve çiçek motifleriyle
süslenmiştir. Dört ahşap sütuna oturan mahfilin orta
kısmında iç mekana taşıntı yapan müezzin köşkü bulunur.
Yukarıya doğru kademeli olarak yükselen müezzin köşkünün
aynalık kısmı üç bölüme ayrılarak geometrik motiflerle
bezenmiştir. Altta sepet örgüsü, ortada saç örgüsü ve üstte
ise uzayıp giden S şekilleri kullanılmıştır. Mahfil iç
mekanı U biçiminde sarmaktadır. Bu uygulama bölgedeki diğer
camilerin hepsinde mevcuttur. Caminin ahşap tavanı, mihrap
önünde iç içe döndürülerek yerleştirilmiş üç kareden oluşan
göbek kısmına sahiptir. En dışdaki kare üzerinde bulunan
ibrik içinden çıkan çiçekler ve Esmaülhüsna yazıları kalem
işi boyama tekniğinde yapılmıştır. Ters döndürülmüş içteki
karelerin üzerleri ve köşeleri ahşap elemanlarla yapılmış
geometrik ve bitkisel süslemeyle doludur. Caminin mihrabı
taş olup, aşağıdan yukarıya doğru sekiz bölüm halinde
kademeli olarak daralır, dış kısmı en üstte yuvarlak bir
kemerle son bulur. Dışdan içe doğru üç ana bordürden oluşan
mihrapta çok değişik süsleme elemanları kullanılmıştır.
Bunlar, saç örgü,yılankavi şekiller ve geometrik desenlerden
oluşur. Mihrab’ın sağında bulunan ahşap minber, yapılan son
onarımlarla orjinalliğini kaybetmesine rağmen bölgedeki
diğer minberlerle aynı özelliği taşıdığı anlaşılmaktadır.
Caminin güneydoğu köşesine yerleştirilen ahşap kürsü, gerek
yapım şekli, gerekse süsleme elemanları açısından oldukça
ilginçtir. Korkuluk kısmının altında tek satırlık bir yazı
ve sonunda H.1282 tarihi yazılıdır. Kürsünün ana yüzünde
karşılıklı iki tane stilize edilmiş hayat ağacı motifi ile
bunların altında geometrik şekiller ve çarkıfelek motifleri
bulunur. Üst kısmında ise zarif bir korkuluk kısmı bulunur.
b)Günebakan Köyü Camii :
İç mekanı tam kare olup, 7,70×7,70m. ölçülerindedir. Harem
kısmının birinci katı mahfil hizasına kadar düzgün kesme
taştan yapılmıştır. İkinci katı ise ahşap yığma olarak
yapılmıştır. Caminin batısında bulunan ve gerek son cemaat
yeri ve gerekse camiye gelenlerin oturup sohbet ettikleri
yer olarak düzenlenen kısmının üzerine gelen ve altı ahşap
direklerle desteklenen bölüm imam odası olarak
düzenlenmiştir. Dört pencere ile dışa açılan bu bölümün
beden duvarları göz dolması tekniğinde ele alınmıştır. Çatı
dört omuz kırma çatı olup oluklu kiremitle kaplıdır.
Saçaklar oldukça geniş tutulmuştur.
Giriş batıdan olup, giriş kapısı söveleriyle birlikte
tamamen ahşaptan yapılmıştır.Kapı söveleri üst kısmında
profillenerek yuvarlak bir kemer meydana getirir. Kemer
köşeliklerinde altı kollu yıldız ve rozetler yer alır. İki
kanatlı kapı yüzeyi ve söveleri çember ve elips şeklindeki
zincireklerle doludur. Mahfil; köşkü yatay bölümlere
ayrılarak değişik şekilde süslenmiştir.Altta kıvrılarak
giden yılankavi şekillerine bağlı lale çiçekleri, üst sırada
ise birbirini takip eden birbirine bağlı rozetler görünür.
Mahfil, yanlara doğu-batı duvarları boyunca devam edip
mihrap duvarlarını da dolaşır. Böylece mahfil iç mekanı dört
yandan kuşatır. Ahşap tavanın ortasında, tavan içinde
kademeli olarak girinti yapan, tavan göbeği bulunmaktadır.
İç içe girmiş karelerden oluşan bu göbekte her bölüm ayrı
geometrik bezeme ile süslüdür. En dıştaki çerçeve, zemine
kırmızı çuha kumaşı gerilerek üzerine zincirek şeklinde
birbirine geçmiş geometrik şekillerden oluşan ahşap
elemanlar çakılmıştır. İkinci çerçeve ise kıvrılarak giden S
şekilleri ile süslüdür. Üçüncü çerçeve ise, dıştaki
çerçevenin tekrarıdır. Ancak burada zemine gri renkli kumaş
gerilmiştir. En içteki karede ise ortası bezeli üç halka yer
alır. Dairelerin köşeleri ince işlenmiş geometrik bezeme ile
süslenmiştir.
Üzerinde herhangi bir süslemesi olmayan mihrap yağlı boya
ile boyanmıştır.
Giriş Kapısı Minber
Sonradan yapılan onarımda aynalık ve süpürgelik kısmı
tamamen yenilenmiştir. Sadece kapısı, alınlık ve köşk kısmı
eski orjinallığını korumaktadır. Girişin her iki yanı örgü
desenli bordürle çevrilidir. Giriş kemerinin üstünde, içleri
işli üçgenler, gül gül bezekler ve H.1286 tarihi yer
almaktadır.Ortada çarkıfeleğin bulunduğu lale ve kıvrık
dalların yer aldığı kafes işçilikli bir alınlık mevcuttur.
Köşk kısmında ise kenar panolarda sepet örgünün bulunmasıyla
birlikti orta panoda, lale yaprak, rozet ve kıvrık dallardan
oluşan bir hayat ağacı bulunmaktadır. Vaiz kürsüsünün her
iki yüzü de işli olup, son derece girift bitki yaprağı ve
çiçekleriyle bezeli bir süslemeye sahiptir
c)Güney Mahallesi Camii :
Dernekpazarı ‘nın batısında, yaklaşık 3km.mesafedeki Güney
Mahallesinin meyilli bir yerinde bulunur. Caminin son cemaat
yerindeki geometrik kafesli iki pencere arasında bulunan
ahşap direk üzerindeki H.1235 tarihli kitabeden caminin
M.1819 yılında yapıldığı anlaşılmaktadır. Caminin iç mekanı,
5,15×7,75m olup, dikdörtgen şeklindedir. Haremin kuzeyinde
üç ahşap sütun üzerine oturan mahfil kısmı bulunur. Girişin
yer aldığı batı tarafta dışarıya iki cephe ile açılan ve
gerek son cemaat yeri, gerekse cemaatın oturup sohbet etmesi
için düzenlenmiş bir bölüm bulunur. Beden duvarları, su
basman hizasına kadar sonradan yapılmış taş malzemedir.
Caminin asıl duvarları ise tamamen ahşap yığmadır. Son
cemaat yerinin üzerinde güney batı köşeye yerleştirilmiş bir
imam odası bulunur. Bu odanın dışarıya bakan duvarları,
muskalı tekniğinde yapılmıştır. Son cemaat yerindeki
pencerelerden, güneydekiler sürgülü ve ahşap malzemeli
altıgen kafeslidir. Caminin örtüsü sonradan yapılmış, dört
omuz kırma çatılı olup, oluklu kiremitle kaplıdır.
Kuzeybatıya açılan giriş kapısı ve söveleri tamamen ahşap
oyma tekniğinde yapılmış süslemelere sahiptir. İki kanatlı
yapılan kapının üst kısmı karşılıklı vazo içinde lale çiçeği
motifleriyle doldurulmuştur. Geriye kalan kısımların dört
eşit kareye bölünerek içleri iç içe diagonal şekilde
yerleştirilmiş karelerle süslüdür. Haremin kuzeyinde üç
ahşap sütuna oturan mahfil kısmı, ikinci katta güneybatı
köşede bulunan odaya kadar uzanarak L şeklini alır. Mahfili
taşıyan sütunların kaide ve başlık kısımları değişik şekilde
yapılan geometrik bezemeye sahiptir. Mahfilin ortasında iç
mekana yaklaşık 60-70cm. çıkıntı yapan müezzin köşkü
bulunur. Düz ahşap tavanın ortasında, hafifçe tavan içine
girmiş süslü bir göbek kısmı bulunur.
Mahfilden Bir Görünüm Vaiz Kürsüsü
Güney duvarı önünde bulunan mihrap tamamen ahşaptan
yapılmıştır. Dış kısma yukarıya doğru üç kademe halinde
daralır. Yan kısımları dikdörtgen çerçeve şeklinde
düzenlenip içlerine kabartma şeklinde yapılmış vazodan çıkan
lale çiçekleri işlenmiştir. Minberin mihraba bakan sol
aynalığı üçgen ve dikdörtgen panoların oluşturduğu onbir
bölüme ayrılmış, bu bölümlerin içlerinde değişik tipte
işlenmiş vazodan çıkan lale çiçekleriyle doludur. Minberin
korkuluk kısmı, içleri boş iki sıra altıgen zincirlerden
oluşur. Güneydoğu köşeye yerleştirilen kürsü de tamamen
ahşaptan yapılmıştır. Üzerinde balık sırtı şeklinde işlenmiş
iki sıra yazı ve H.1258 tarihi bulunur.Kürsünün alt
kısımları düz ve altıgen şeklinde içleri boş kafeslerle
değerlendirilerek aralarda kalan bölümlerin üzeri küçük
kareler içinde işlenmiş bitki yapraklarıyla süslüdür.
d)Yukarı Kondu Camii :
Kareye yakın iç mekan 8×7,4m. boyutlarındadır. Caminin
önünde dört ahşap sütuna oturan son cemaat yeri ve üstünde
altı ahşap sütunlu dış mahfil yer almaktadır. Beden
duvarları mahfil hizasına kadar taş, yukarısı ahşap yığma
olarak yapılmıştır.Örtüsü dört omuz kırma çatı olup,
kiremitle kaplı ve geniş saçaklıdır. Caminin asıl giriş
kapısı, taş kapı söve üzerinde bulunan süslemesi açısından
önemlidir. Yuvarlak kapı kemerinin çevresi ve söveleri
stilize edilmiş, vazodan çıkan lale motifleriyle bezelidir.
Sepet örgüsü,birbirine geçmiş halat motifleri ve küçük küçük
zincirek şeklindeki üçgenlerin katılmasıyla da süsleme daha
da zenginleşmiştir.Yuvarlak kemerli ahşap kapı kanatları
üzerinde mühr-ü Süleymanlar (Altı kollu yıldız) ve
rozetlerin yer aldığı bir süsleme mevcut olup, saç örgüsü
desenli bir bordürle çevrelenmiştir. Kapı kanatlarındaki
süslemeler kabara çivilerin kullanılmasıyla oldukça
hareketlilik kazanmıştır.
Son cemaat yerindeki ahşap sütun ve kirişlerin değişik
geometrik motiflerle süslendiği dikkat çekiyor. Ahşap
hatılların kenarlarında yivli silmelerle
hareketlendirilmiştir. Son cemaat yerinin üzerindeki dış
mahfilin içeriye açılan kapısının her iki tarafı simetrik
olarak el oyma tekniğinde yapılmış, dikey panolar içinde
stilize edilmiş vazoda çiçeklerin yanı sıra çember içine
yerleştirilmiş rozetler ve kareler, sepet örgüsünü
hatırlatan ve bunları birbirine bağlayan çember şekilleri
ile işlenmiştir. Yuvarlak kemerli ahşap kapı kanatları ise,
geometrik ince silmelerle çevrilidir. Geometrik bezeli kapı
kemerinin üzerini dolanan kabara çiviler kemer köşelerine de
dolaşarak üstte birleşirler. Kemer köşeleri kabara
çivileriyle oluşturulan rozet motifleri yanı sıra bitkisel
süslemelidir. Kapı kanatları ise kabara çivileri
kullanılarak oluşturulan rozet motifleri belirlediği
sekizgen panolar içinde papatya çiçeklerinden oluşan bir
süslemeye sahiptir. Dış mahfilin işlemeli alanları dışında
geometrik kesindi kafes işçilikli birer pencere bulunur. Dış
mahfile çıkış dışarıdan ahşap bir merdivenle sağlanır. Harem
girişinde iki ahşap sütun üzerine oturan mahfile içerden de
ahşap bir merdivenle çıkış sağlanmaktadır. Yan balkonlar
güney duvarına kadar uzanmaktadır.
Mahfil, balkonunda birbirine paralel altı bölümde oluşan
aynalık kısmı ortada geometrik bezemeli bir konsolla
kesilmiştir. Yatay bölümleri en alttaki sarkıtlı olup,
rozetlerle süslüdür. Daha sonra kendi içinde üç bölüme
ayrılmış ve birbirine ters şekilde oluşturulmuş balık sırtı
motifleri yer almaktadır.
Mahfilin üzerine gelen tavan kısmında ise tavan içine
gömülmüş, kenarları sarkıtlı kare bir çerçeve yer
almaktadır. Bu çerçevenin içinde çarkıfelek motifi bulunur.
Tavan süslemesi, kare sarkıtlı çerçeve içinde, içleri
stilize bitkisel motiflerle işli çemberlerden müteşekkildir.
80 cm. genişliğinde olan mihrabın her iki yanında dıştan içe
doğru değişik geometrik desenli içinde bordürler bulunur.
Ayrıca stilize edilmiş, vazoda çiçekler, uzayıp giden dallar
arasında çiçek ve meyveler işlenmiştir.
Minber’in her iki aynalığında dikdörtgen panolar içerisinde
stilize vazodan çıkan lale çiçekleri,rozet ve ters
yerleştirilmiş kareler bulunmaktadır. Vaiz kürsüsü ise, bir
yüzünde geometrik geçmeli motifler, diğer yüzünde dört pano
içine yerleştirilmiş vazodan çıkan lale çiçekleri ile
işlenmiştir.
Minber
e)Taşçılar Köyü Merkez Camii :
Dernekpazarı ‘nın 8km. güney batısındaki Taşçılar Köyünde
bulunur. Giriş kapısının sağ tarafındaki kareye yakın
kenarları geometrik çerçeve içine alınan kitabede, caminin
H.1219 (M.1804) yılında yaptırıldığı anlaşılmaktadır.
Dikdörtgen planlı olan caminin beden duvarları, mahfil
hizasına kadar düzgün kesme taş, bundan yukarısı ahşap yığma
olarak yapılmıştır. Dışa taşkın geniş saçaklı,orjinalde
kiremit kaplı çatısı Vakıflar Genel Müdürlüğünce yapılan
onarım sırasında kurşunla değiştirilmiştir. Son cemaat yeri
mevcut olmayan caminin harem kısmına girişi kuzey batıdan
ahşap işçilikli bir kapı ile sağlanır. Kapı söveleri ve
kanatları tamamen ahşaptan yapılmıştır.
Kapı söveleri, içe doğru kademelendirilmiş dört ince
bordürden oluşur. En dışta rozet çiçekli bir bordür, onun
yanında üçgen motifleri işlenmiş ve en dıştaki bordürlerde
ise uzayıp giden S şekilleriyle doldurulmuştur. Çift kanatlı
kapı yüzeyleri, geometrik sekizgenlerin içleri ve kenarları
rozet çiçekleriyle kabartma olarak işlenmiştir. İki kanatın
birleştiği orta bölümde, dikdörtgen panolar içerisinde
stilize edilmiş rozet ve lale çiçeklerine yer verilmiştir.
Mahfil Dış Kapı Girişinden Görünüm
Mahfil kısmı L şeklinde olup asıl mahfil, beş ahşap sütuna
otururken batı yöndeki mahfil iki ahşap sütuna oturmaktadır.
İç mekana yaklaşık 110 cm.’lik bir çıkıntı yapan müezzin
köşkü, aşağıdan yukarıya doğru yedi yatay bölüme ayrılmış
olup,üzerleri balık sırtı şeklinde işlenmiştir. Mahfilin üst
kısmında, zarif , ahşap boğumlu korkuluk kısmı bulunur. İç
mekanı örten düz ahşap tavanın ortasında, tavan içine
kademeli olarak giren göbek kısmı bulunur. Bu göbek kısmı iç
içe diagonal şekilde yerleştirilmiş geometrik desenli üç
kareden oluşur.
Kürsüden Bir Görünüm
Mihrap, düzgün kesme taştan yapılmıştır. Dışını çevreleyen
bordürlerde geometrik zincirekler ve uzayıp giden S
motiflerine yer verilmiştir. Caminin minberi oldukça güzel,
ahşap işçiliklidir. Her iki aynalığı değişik şekilde
işlenmiş, bitkisel ve geometrik bezemelidir. Sol aynalığı
kare şeklinde panolara ayrılarak içleri iç içe
yerleştirilmiş geometrik çerçeveler ve rozet çiçekleriyle
süslüdür. Minberin sağ aynalığı ise, yine kare şeklinde
panolara ayrılarak içleri oyma şeklinde yapılmış rozet
çiçekleri ve ince kanallarla süslüdür. İki kanatlı minber
kapısı geometrik ve bitkisel bezemelidir. Minber kapısının
söveleri ince geometrik işlemeli olup, üst kısmında yuvarlak
bir kemerle son bulur. Taç kısmında ise geometrik bir kafes
uygulaması görülür. Caminin güney batı köşesinde yer alan
çok güzel ahşap işçilikli seyyar kürsü, süsleme bakımından
oldukça zengindir. Kürsünün yan yüzleri küçük sekizgen
bölümlere ayrılarak içleri çark şeklinde geometrik bezeme
ile süslenmiştir. Alt kısımlarda sarkıtlı kemerleri
hatırlatan bir uygulama görülürken üst kısımda tek bölümlü
korkuluk kısmı ve onun altında da geometrik bezemeli
korkuluk çıkması vardır.
f)Tüfekçi Köyü Camii :
Dernekpazarı İlçesi Tüfekçi Köyü ‘nde, oldukça meyilli bir
yerde kurulmuştur. Son cemaat mahalli bulunmayan caminin
beden duvarları taştan yapılmıştır. Örtüsü, dört omuz kırma
çatı olup , dışa taşkın saçaklıdır. Kuzeyinde yer alan
Kur’an Kursu binası sonradan camiye bitişik olarak inşa
edilmiştir.
Caminin harem kısmına giriş kuzeyden ahşap işçilikli bir
kapı ile sağlanır. Söveleri taştan olan kapı çift
kanatlıdır.Kapı yüzeyleri dikdörtgen panolarla
taksimatlandırılmış olup, içleri stilize edilmiş lale
çiçekleri ve rozetlerle süslüdür. İki kanatın birleştiği
orta bölüm ve kenarlarda örgü motiflerine yer verilmiştir.
Giriş üzerinde dört basit ahşap işlemeli direğe oturan
mahfil kısmı U şeklinde iç mekana taşıntılı olup kafes
işçiliklidir. İç mekanı örten düz ahşap tavanın ortasında
basit işçilikli bir göbek kısmı mevcuttur. Caminin mihrabı
taş olup, aşağıdan yukarı doğru yedi bölüm halinde kademeli
olarak daralır. Basit ve süslemesiz olarak yapılmıştır.
Yağlı boya ile boyalıdır.
Mihrabın sağında bulunan ahşap minber, oldukça güzel ahşap
işçiliklidir. Her iki aynalığı bitkisel bezemelidir.
Süpürgelik kısmında örgü motifine yer verilirken,
aynalıklarda uzayıp giden kıvrak dallar arasında lale
çiçekleri ve rozetler işlenmiştir. Korkuluk kısmı iki sıra
ahşap boğumludur. Kitabesi bulunamayan bu caminin, süsleme
özellikleri bakımından bölgedeki diğer camilere benzerlik
göstermesi nedeniyle 19. yy. tarihlenebilir.
Minber
g)Zincirlitaş Köyü Camii :
Caminin Dış Görünümü
Dernekpazarı İlçesinin 2,5 km.doğusundaki Zincirlitaş
Köyünün hafif meyilli bir yerinde bulunur. Giriş kıpısı
üzerindeki simetrik damalar içinde birer rakam olmak üzere
1336 tarihinin bulunması caminin, H.1336 (M.1917) yılında
yapıldığını göstermektedir. Kare planlı olan cami, içerde
doğuda oluşturulan iki oda ve son cemaat yeri nedeniyle
harem kısmı ve kuzey yönden daraltılarak küçültülmüştür.
Kuzeydoğu köşede bulunan oda iki katlı olup, birinci katta
harem içine taşıntı yapar. Güneydoğu köşedeki dikdörtgen oda
ise tek katlı olup, depo olarak düzenlenmiştir. Kuzeybatıda
bulunan son cemaat yeri, kuzeydoğudaki oda nedeniyle yarım
düzenlenmiştir. İki basit ahşap direk üzerine oturan son
cemaat yeri üzerinde yine yarım uygulanmış dış mahfil
bulunur.Dış mahfilin kuzeydoğu köşesindeki oda, dışa iki
dikdörtgen pencereyle açılırken alttaki oda dışa büyük bir
pencereyle açılmıştır. Beden duvarlarından güney ve
batıdakiler ahşap hatıllı ve kesme taştan yapılmıştır. Kuzey
ve doğudaki beden duvarları diğer duvarlardan daha ince
olup, birinci kattakiler yenilenmiş ve beyaz badana ile
boyanmıştır. Bu kısımlardaki mahfil duvarları muskalı duvar
örgüsü şeklinde olup, orjinaldır.
Caminin çatısı, dört omuz kırma çatı olup, oluklu kiremitle
kaplıdır. Kuzeybatı köşedeki betonarme minare ve merdivenler
sonradan yapılmıştır.Kuzeyde bulunan iki kanatlı ahşap kapı
ve söveleri diğer örneklere nazaran daha basit ve özentisiz
ele alınmıştır. Giriş üzerinde iki basit ahşap işlemeli
direğe oturan mahfil kısmı ve müezzin köşkü de oldukça basit
ve sade olarak yapılmıştır. Haremin güney duvarı ortasında
bulunan mihrap, taş olmasına rağmen güneybatı köşede bulunan
ahşap minber diğer örnekler ile karşılaştırılmayacak
derecede basit ve süslemesiz olup, yağlı boya ile boyalıdır.
h)Çeşme ve Medrese :
Çalışanlar Köyü Merkez Camii’nin yanında yer alan çeşme,
yine eskiden medrese olarak yapılan bina ile bir bütünlük
sağlamaktadır. İki katlı olan medrese dolma göz stilinde
yapılmış, düz ahşap çatılı olup, kiremitle kaplıdır. Her iki
yandaki oda öne doğru çıkıntı yaparak cepheyi
hareketlendirmiştir. Üst kata, çeşmenin önünden, dışardan
merdivenle çıkış sağlanmaktadır. Alt katta çeşme ve samanlık
bulunmaktadır. Çeşme; üç sivri kemerle üç bölüme
ayrılmıştır. İki yandaki bölümlerin uzunluğu ise 137cm. dir.
Çeşmeyi ikiye bölen yivli silmeli ve mukarnas dizili
bordüründen sonra sivri kemeri başlamaktadır. Kenarlardaki
bölmelerde yuvarlak daire içinde sonradan yapıldığı
anlaşılan rozetler, ortada ay-yıldız ve H.1841 tarihi
bulunmaktadır.Kenar duvarlarında ise sonradan (1957
yılındaki onarımda) yazılan iki sıra eski yazı yer
almaktadır. Kemer aralarındaki kare sütunlar üzerinde
stilize selvi ağacı vardır. Kemerler iki silmeli olup, kemer
aralarında yıldız ve içleri geometrik desenli madalyonlar ,
yan duvarlarda ise kademeli kemerli küçük nişler bulunur.
Çeşme
ı)Vaiz Kürsüleri :
Yeni Cami Vaiz Kürsüsü
1. Kondu Mahallesi Yeni Camii içinde bulunan Vaiz Kürsüsü;
78cm. genişliğinde, 121cm. yüksekliğinde, her iki yanı da el
oyma tekniğinde yapılmış olup, ahşap işçiliklidir. Bir
tarafında stilize ibrik deseninden çıkan lale, yaprak ve
kıvrık dallardan oluşan hayat ağacı yer almaktadır. Hayat
ağacının dalları arasında ise gül bezekler
serpiştirilmiştir. Panonun etrafında ise örgü desenli bir
bordür dolaşmaktadır. Korkuluğun alt kısmında yazıları
kazınmış bir yazı kuşağı vardır. Ancak, H.1310 tarihi
okunmaktadır. Kürsünün diğer yanında ise dört sıra halinde
kare panolara ayrılarak, içlerinde en alt ve üst sırada gül
bezekler yer almaktadır. Ortadaki iki sırada ise verev
şekilde yerleştirilmiş dörtgenler bulunmaktadır. Etrafında
ise dalga desenli bordürler dolaşmaktadır.
2. Çalışanlar Köyü Merkez Camii içinde yer alan Vaiz Kürsüsü
92×1.35 cm. ölçüsünde olup, bir tarafında içleri zigzag işli
dairelerin birbirinin içine geçmesiyle oluşan dört yapraklı
çiçek desenleri yer alır.Dairelerin etrafı noktalarla
bezenmiştir. Diğer tarafta, iki sıra halinde düzenlenmiş ve
her sırada üç daire yer almaktadır.Bu dairelerin ortasında
zigzag işli ve yivli silmeli rozet bulunmaktadır. Bu rozetin
etrafını ise yedi tane küçük rozet dolaşmaktadır. İki sıra
korkuluğu vardır.
i)Minber :
Ormancık Köyü Merkez Camii’nin içinde, mihrabın sağında
bulunan minber, ahşap işçiliklidir.Her iki yönü de değişik
şekilde işlenmiş bitkisel ve geometrik bezemelidir. Sol
aynalığı birbirini kesen sekizgenler ortada kare oluşturacak
şekilde düzenlenmiştir.Aralarda kalan bölümlerin içleri
bitki yaprakları ile süslüdür.Köşk kısmının üstündeki külah
kısmı yenilenmiştir.Köşk kısmında dikdörtgen panolar
içerisinde stilize çiçek motiflerine yer verilmiştir. Minber
korkuluğu tek sıra halinde üçer boğumludur.
GECE EĞLENCELERİ
Irgatlık (imece) : Gecenin en büyük eğlenceleri ırgatlık
(imeceler) lardı. Mevsimlik işlere göre bazen ihtiyaçtan,
bazen de sohbet olsun diye imece yapılırdı. Fındık
ayıklama,mısır soyma,mısır ufatma, ot,odun,toprak taşıma
amacıyla yapılan imecelerde hem iş yapılır, hem de
eğlenilirdi.Irgatlarda söylenen türkülerden birkaç örnek.
-C.N O sizun ettuğunuz,
Temam doğuşluk idi
-A Ey olan zarar etmez,
Yarım sarhoşluk idi.
-C.A Bilene göre bu iş,
Epeyi puşluk idi,
-A Bu marazı arturan
Yazmali işlukidi
-C.A Uzun boyli yeleğun
Hepta nakişlukidi
-A Şimdi burası geniş
Akşam darişluk idi
-H.C Çok güzel seyir oldu
Kara ağaçtan kavaldan
-H.E İşitende sesuni
Kuşlar dökilur daldan
-H.C Yaptı yapacağını
O kurtuldi mebaldan
-A.D Hüseyin yap duğuni
Yetişmedimi boğdan
-H.E Düğün etsem gelemez
Köhiler kayar kardan
-H.C Gezersun meşelere
Fark olmazsun çakaldanKibrit Oyunu – Yüzük Kimde? : Kibrit
ve kamçı denilen ucu düğümlü mendille oynanırdı. Kibritin
eczalı bölümünün bir yanı yırtılır ve o kenara zabit adı
verilirdi. Onu kim atıp kondurursa vurma hakkını kazanır.
Bir yanı da hırsız olarak adlandırılır. Atılışta o yüz üstte
kalırsa dayak yerdi. Düğümlü mendile kamçı denir. Kamçıya
sahip olan gurup yüzüğü gizler, karşı taraf bulana kadar
dayak yer, bulunca kamçı el değiştirerek vurma sırası diğer
guruba geçerdi. Kelif Bekleme : Tarlalarda 4 direk üstünde,
1-2 yatak serilecek büyüklükte yapılan barınaklara kelif
denir. Gece oraya gidilir ve yabani hayvanlardan
tarlalar,fındıklıklar korunur, birkaç arkadaş bu keliflere
toplanır, sohbet eder,mısır pişirir,yer ve uyumamak için
çeşitli oyunlar oynarlardı. Kelif arkadaşlığı önemli olup,
tatlı tatlı anlatılır. Kalandar Gecesi : 14 Ocak gecesi Rumi
yılbaşı gecesidir. Bu geceye Kalandar Gecesi denir. O
gecenin sabahında çok erken kalkılır, en yakın çeşmeden
evdeki tüm kaplar,güğüm, kafeka vs. ağzına kadar doldurulur,
ahırda inekler bol bol yedirilir,evde yemeklik şeyler
hazırlanır. Gün nasıl başlarsa yılın öyle biteceğine
inanılır. Tüm bu işler bittikten sonra günün ağarmasıyla
gelecek çocuklar beklenir. Bazı aileler uğurlu saydıkları
komşu çocuğunun erkenden evine gelmesini isterler. Eve gelen
çocuklar,”Kalandarın hayırlı olsun, üstte erkek çocuk, altta
buzağı olsun” dileğinde bulunurlar. Torbasını açar, içine
konan fındık,ceviz,elma, hurma gibi yiyecekleri alır,bir
başka kapıya yönelirler. İnanışa göre o gün uğurlu ise
(kapıya gelen kişi) o yıl uğurlu geçer.Zamanla bu gecede
çocuklara para dağıtılmaya başlandı ve bu gelenek de yavaş
yavaş yapılmaz oldu. Karakonçilo : İnsanlara çeşitli
şekillerde görülen ve genel olarak korkutucu bir varlık
olarak düşünülen çok kıllı,insanüstü büyüklükte, ne insan ne
de hayvan olan bir yaratıktır.
Güney Mahallesinde anlatılırdı. Mahalleden iki kişi
Komarlıktaki peteklerin yerini değiştirmek üzere geceleyin
yola çıkarlar.Kanavura (Kondarisa) denilen yere kadar konuşa
konuşa giderler ve arkadan gelen öndekine;
- Buraya kadar hiç dönüp kim olduğuma bakmadan sadece
konuşup gittin der.
- Niye dönüp bakacağım? Beraber yola çıkmadık mı?
- Hele bir bak deyince, öndeki de merak eder, geri döner.
Ama arkadaşı yerine yürüyen,onunla konuşan kocaman bir çam
ağacı görür, korkudan titremeye başlar.
- Çam ağacı; “Ben Karakonçiloyum, şimdi sana bir şey
yapmayacağım,ama bir daha benim günlerimde gece gezme “der.
Karakonçilo, inanışa göre 6gün sığırkoyan’dan(Aralık), 6 gün
de kalandar’dan (Ocak) alır. 12 gün görünürdü. Diğer bir
ifadeyle, 9-20 Ocak arası kalandar geceleridir.
Son zamanlarda insanımız bu geceleri eğlenceye dönüştürdü.
Gençler aralarından birine koyun postu, namazgahlarla saran
çeşitli giysiler giydirir ve bir grup halinde ev ev
dolaşırlar. Bu karakonçilo, benzerine horon ve çeşitli
oyunlar oynattırılır, ev halkının vereceği hediyeleri
(fındık,ceviz,elma,muşmul,para vs.) toplar ve bir başka evin
yolunu tutarlardı. Bu da artık uygulanmaz oldu.
KURTULUŞ GÜNÜMÜZ (27 Şubat)
Düşman işgali altında (1916-1918) iki yıl büyük sıkıntılar
çeken halkımız Kurtuluş Günü’nü 1991 yılına kadar Çaykara
ilçesinde kutlardı Resmen ilçe olduktan sonra aynı tarihte
ilçemizde kutlanmaya başlandı. Her yıl bir öncekine oranla
daha canlı Kurtuluş Şenlikleri yapılmaktadır.
İlçemizin Kurtuluş Törenlerinden Görüntüler
Yayla Ortası (Çuruk Ortası) :İnsanlarımız hemen hemen her
hafta gruplar halinde yaylaya giderlerdi. Bugünkü gibi
vasıta yolu yoktu. Yürüyerek gidilirdi. 30 Haziran günü
yayla ortası olup genelde Pazar gününe denk getirilirdi. 30
Haziran’dan birkaç gün önce hazırlıklar yapılır,yaylaya
götürülecek eşya ve sepetler hazırlanırdı. Sabaha birkaç
saat kala her köy kendi grupları (Partiyalar) ile Sokak başı
ve soğuksu gibi noktalarda birleşirlerdi. Ancak esas
birleşme yeri Görnek üstü idi. Burası dinlenme, yemek yeme
ve eğlenme alanı idi. Konaklama bitince, gruplar halinde
atma türkü söylenerek yola devam edilirdi.
Emekli Öğretmen Ahmet ASLAN’dan yayla ortası ile ilgili bir
erkeğin kıza yazdığı dörtlükle, köyler arası atışmadan
örnekler:
Su koydum su tasına
Derenun ortasına
Hayda gidelum yarum
Yaylalar ortasına Kızlarunuz içinde
Birini seveyirum
Yakında sizun köye
Enişte geluyurum.
Kızlarumuz içinde
Sevduğun olabilur
Varmazlar başka köye
Ben size geluyurum.
BATIL İNANIŞLAR
Koçiço (Boğmaca) : Bu hastalığa tutulan çocuk; ceviz dibi
kazılarak köklerden birinin altı boşaltılıp aradaki
boşluktan 7 gün süre ile geçirilirdi. Gelin-Kaynana : Gelin
kapıya gelince kayınvalidesi, başına şeker,para,mısır ve
buğday serperdi. Bu gelenek ömürlerinin tatlı, zengin ve
bereketli geçmesinin inancıydı.
Atla gelen gelinin kucağına bir erkek çocuk koyulur, eline
de Kur’an-ı Kerim verilirdi. Burada, ilk doğacak çocuğun
erkek ve okumuş olması amaçlanır. Gelin atla gelmemişse eve
girip odasında oturduğu zaman aynı işlem yapılırdı.
Nazar İlacı : Nazara karşı en çok kullanılan ilaç köz suyu
ilacıdır. Bu ilaç değişik şekillerde yapılsa da genelde aynı
işlemler yapılır.Bir kaba su konur, ateş korları alınıp
okunan dualarla suyun içine atılır. Suya batan kömürler
nazar edenleri veya nazarın şiddetini belirler. Bu su ile
evde ne kadar kapı kolları ve kapı eşikleri varsa ıslatılır.
Ayrıca evin dört köşesine de aynı sudan serpilir. Kalan
sudan nazar değmiş hasta (İnsan veya hayvan) üstüne serpilir
ve bir miktar içirilir. Batmış kömürler ilacı yapanın
prensiplerine göre toprağa gömülebileceği gibi bir yol
kavşağına da serpilebilir. Böylece nazardan korunulacağına
inanılır. Cin Çarpması (Marazlanma) : İlçemiz ve çevre
ilçelerde rastlanan ve en çok inanılan bir hastalık olup
yeni gelinlerin korukulu rüyasıdır. Yeni doğan çocuğun
marazlanacağına hemen hemen kesin gözüyle bakılırdı. Korunma
yolları; Besmelesiz olan her işe cin karışacağından her işi
besmele ile yapmaktır. Davara : Uyuyan bir kimse, inilti ile
uyandığında kendisini davaranın bindiğini söylerdi.
Anlatılanlara göre üzerine çökmüş, kıpırdamasını önleyen ve
onu boğmaya çalışan korkunç bir yaratık olduğuna inanılır.
Ancak bu, tamamen bir kabus görme olayıdır. Yaşamayan
Çocuklar : Çocuğu yaşamayan anneye yeni doğacak çocuğu için
bir fistan yapılırdı. Bunun için tek nikahlı 7 hanımdan 7
yama ve 7 iplik toplanarak bunlarla hazırlanan fistan yeni
doğan çocuğa giydirilirdi. Ay ve Güneş Tutulması : Ayı,
gavurların tuttuğuna inanılırdı. Ezanlar okunur ve silahlar
atılırdı. Güneş tutulması da büyük olayların habercisi
olarak düşünülürdü. Yılın Ayları : Kocakarı ayları; “Kalandar
= Ocak, Küçük = Şubat, Mart = Mart, April = Nisan, Mayıs =
Mayıs, Kirez = Haziran, Çüruk = Temmuz, Ağustos = Ağustos,
Stavrit = Eylül, Koçayı = Ekim, Üzümayı = Kasım ve Sığır
koyan = Aralık” tır.
Karakonçilodaki her bir gün yılın bir ayını temsil eder. 9
Ocak Kalandarı, 10 Ocak Küçük’ü,11 Ocak Mart’ı, 12 Ocak
April’i… temsil eder. O gün hava nasılsa, yılın o güne denk
gelen ayı da öyle geçer. Örneğin 13 Ocak günü hava güneşli
ise Mayıs ayı da güneşli geçecek demektir.
Diğer İnanışların Bir Kısmı :
-Eşikte oturan kurur.
-Gece aynaya bakılmaz.
-Gebe kadın başkasının bir şeyini izinsiz yerse, çocuğu
hırsız olur.
-Çocuk ebesinin huylarından alır.
-Akşam sonrası tıraş olunmaz ve tırnak kesilmez
-Elden sabun alınırsa, alanlar sonra kavga eder.
-Ateş üstündeki su kaynadıkça alınmazsa düşmanlar artar.
-Giyinik vaziyette sökük veya düğme dikilmez.(Ölü üzerine
elbise dikilir.)
-Ölü yalnız bırakılmaz.
-Örümcek kutsaldır. İçerde öldürülmez, dışarı atılır.
-Ocaktan çıkan örümcek Cazu’dur, ayakları kesilmelidir.
-Soğan kabuğu yakılmaz; fakirliğe işarettir.
-Yere düşen cam eşya kırılmazsa kırılması sağlanır. Bu
hareket kazaları önler.
-Boş beşik sallanmaz, çocuk ölür.
-Ocak zincirleri sallanmaz, inekler yuvarlanır.
-Saçayak üzerine oturulmaz.
-Süpürge insana değerse Süpürgeye tükürülmesi gerekir.
-Hamile kadının yanında her şey yenmez. (Heveslik ederse
yenen haram olur.)
-El kaşınırsa para gelir.
-Ayak kaşınırsa yağmur yağar.
-Ay kesimi (Ayın bittiği gün) çamaşır yıkanmaz; çürür.
-Salı ve Cuma günü kesilen kumaş yanar.
-Gözde arpacık çıkması zenginliğe işarettir.
-Bardağa konulan çayda üst tarafa bir çöp çıkarsa eve
misafir gelecek demektir.
-Çocuk üstünden atlanırsa boyu alınır.
-Gece dışarıda kalanlar mezarlığa selam verir, yatarsa
kendisine bir şey olmaz.
-Ellerin göğüste bağlanması kimsesizliğe işarettir.
-Gökte yıldız yürürse birisi ölür.
YÖREDE SÖZLÜ, KÜLTÜREL HAYAT
a) Atma Türküler
İlçemizde atma türkü geleneği yaşamın bir parçası idi.
Zamanında bu kültür hazinemizin kıymeti bilinemedi.Bunlar
yazılı kaynak haline getirilmediği için dilden dile
yayılarak günümüze ulaştığı kadarı ile bilinmektedir. Atma
türküler, mutlak bir konuyu işlerdi. Türkü’nün söylendiği
yer ve konusu bilinince anlamındaki değer de daha farklı
olurdu.
Atma türkülere, yolda giderken iki türkü ustasının
karşılaşmasında, imecelerde, kına gecelerinde, düğünlerde ve
yedilerde kısaca her alanda rastlanır. Merhum İsmail GÜVELİ
çiseli bir havada koyun beklemektedir. İki gün önce evlenen
Ali CANSIZ, İsmail’i görünce;
Ali : Küyam koyin beklersun
Haniya kabalağun.
İsmail :Ya geç ta git evune
Soğumasun yalağun
Bir Kına gecesinde iki usta türkücü atışır. Ancak ustalar
oradakilere göre biraz yaşlıdır.
Y : İhtiyar düğuni var
Kazanun kurulmasun
B : Kırktan sonra bu işler
Derum ayip olmasun
Y : O ki gelduk buraya
Fursat kayip olmasun
B : Göreyim ay yüzünü
Çömbere sarılmasun.
Y : Oyna horomci oyna
Günahun yazılmasun.
Yayla ortası günü Ağaçbaşı’nda horon kuruldu. İlçemizden
Hanife GÜVELİ ile Hopşera’dan bir kız atışmaya başladı.
Hopşera’lı : Gel bizum Hopşera’ya
Yenlik olur kışluği
H.GÜVELİ : Kar yağanda kapatur
Soyinur ateşluği
Hopşera’lı : Kestureceğum sağa
Kemha kutni kışluği (İpek Fistan)
H.GÜVELİ : Ağa dizer koynuna
Hep ta liğra beşluği.
Bir ırgat gecesinde horon oynanırken Behram ağa ile Mustafa
SARI atışır.
B.AĞA : Topçinun düğuni var
Sabah pişer mançalar
M.SARI : Ya ankma komşisini
Şimdi seni parçalar
B.AĞA : Sizun Merzanto başi
Yamaçtur, kaban çalar
M.SARI : Ya bakun şu topçiya
Güneşten ova çalar.
B.AĞA : Çok taşlama topçiyi
Birazdan horoz çalar. (Kabadayılık)
Şimdi eder bir düğün
Patlarlar tabancalar.
Yine bir ırgatta Hopşera’lı Arkuvaçoğlu ile Holalı Ğacoğlu
karşı karşıya gelir; bir süre atışırlar. Belleklerde kalanı;
Hopşera’lı : Hololarda ayı çok
Zamano’da Ğacoğli
Holalı : Hopşera’da yokmidur
Hane Argovaçoğli.
b) Şiirler
Kondu Mahallesinden Mustafa Sıtkı CANSIZ 1927 yılında Doktor
Cudi Bey’e takdim ettiği hatıra fotoğrafının arkasına şu
mısraları düşmüştü:
Beni bir çehre zügürttü tanıyorken ihvan,
Ne için istedi tasvirimi Nevzat bilemem,
Kaçarım bakmadan aynaya sorma her an,
Ağlarım şeklimi gördükçe, emin ol gülemem.
Bizi bir hikmete müpteni halak-u ezel,
Şu acayip şekil ile halk etti demek layık olur,
Bir de şuna bak, şu kaziye ne kadar sadık olur.
Çirkin olmazsa cihanda bulunur zıddı güzel,
Arkadaş, kanma sakın bizce teselliyettir bu,
Aslı yok mantığımın sevk-i tecellidir bu.
Mustafa Sıtkı CANSIZ, Mezar Taşı kitabesin de :
Alımlı çalımlı gezerdim, şendim,
Uçurumda biter sanmadım yolum.
Kuruntum engindi, duygumu yendim,
Ansızın karşıma dikildi ölüm.Uzak geçme fani sessizce dinle
Hasbihal eylesin taşım seninle.
Halimden ibret al, içinden inle,
Sen gibi oynardım, gülerdim oğlum.
Toprak oldu yığın yığın emeller,
Bir çiçek vermedi diktiğim güller,
Dağıldı varlığım götürdü yeller,
Bozuldu rubabım kırıldı teller,
Bir telden çalarken duygulu gönlüm.
Yine Mustafa Sıtkı CANSIZ,bir başka mizahi dizelerinde:
Deste deste bankonotlar ceplerimden serpilir,
Bahtım üstün, şüphe yok hey’et bilir, fertler bilir.
Bir oyun olsun, bezik olsun, poker olsun yeter,
Servetim gitsin bu yolda, yoksula vermek heder.
Lütfü layık görmedim ben, ağlayan düşkünlere,
Varlığım olsun feda ah, göz süzen pişkinlere.
Dökme yoksul kanlı yaş, yollarda çıktım gezmeğe,
İstemem uygun değil, gitmez kızıl renk çizmeye.
Yurttaki deprem hayatta, başka olmaz niyetim,
Duymadım hiçbir inilti varsa boşluk dinlesin,
Dinleriz bir mandolin, tanbur, keman, ud inlesin. Dünyü
yapılırmış, yıkılırmış neme lazım?
Vicdanlar olurmuş, sıkılırmış neme lazım?
Suçlu yakayı kurtarıyor, kurtarıversin,
Zindana da suçsuz tıkılırmış neme lazım.
Bir iş bulabilsem, çalabilsem de düşünmem,
Sonra kara yüzle çıkılırmış neme lazım?
Dağlar gibi servet yığarım, mümkün olunsa,
Servet çok olursa bıkılırmış, neme lazım?
Ben zevkimi bozmam, yaşarım aldırış etmem,
Evler yıkılırmış, yakılırmış neme lazım.
Vahit ÇİMEN askerden gönderdiği son mektubun da:
Gardaşum buni yazan,
Kalb-i terazi mizan,
Belki bulunur kızan,
Asla tokmem surati. Çok şükur kalbum toktur,
Size sevgim pek çoktur,
Fegat tahsilum yoktur,
Ezber bilmem kerati.
H. Mehmet KILIÇ tarafından yazılan Ayrılık Mektubu’nda:
Of Dernek Holo vatan, Kazankıran baştasın, Kış oldi mi
kaçarum,
Kaçan Kurtulur ordan, Sorsam kaç yaşındasın, İlkbaharda
açarum,
Şehittir orda yatan, Köylerin başındasın, Misk-ü anber
saçarum,
Ayrılan olur gazi. Sanki sabah yılduzi. Reyhalar sarar sizi.
Holo etrafı dağlık, Ey Kazankıran, dağın, Açılmaz bir
kilerim,
Köyler yedi muhtarlık, Nedir senin merağın, Herkesi
etkilerim,
Mevlam onlara sağlık, Ben gibi geçti çağın, Çeşidi
bitkilerim,
Hak’ka yaptım niyazi. Biturduk ömrümuzi. Yeşil, pembe,
kırmızı.
Hayrunla şerrun sana, Kazankıran ebedi, Esalet ile soyum,
Varmam senun yasana, Hiç yüzumuz gülmedi, Böyledir benim
huyum,
Oturamam masana, Günahumuz ne idi, Şifadır havam, suyum,
Ne bahar da ne yazi. Terkettuk köyumuzi. Anlattuk soyumuzi.
Yol vermez Kazankıran, Ey Kazankıran kışın, Selam var yad
ellere,
Hasret ile ayrılan, Niye akar gözyaşın, Hasretlik çekenlere,
Yok mu onu kayıran, Var mı acuza komşun, Selam olsun
sizlere,
Ey Mevlam kayır bizi. Varsa takip et bizi. Beklerim
hepinizi.
DEDİ ve KESTİ
Kazankıran yolların, Ey Kazankıran varsam, Kazankıran’dan
geri
Açılacak baharın, Oturup da ağlasam, Asla varmam ileri,
Eridimi karların, Ne kadar yazı yazsam, Görnek, Barma
dilberi,
Davet et hepimizi. Almaz efkarumuzi. Alacak aklumuzi.
Köprüsu Kazankıran, Kazankıran eğilmez, Barma ne güzel
diyar,
Efkarlısın her zaman, Kederli gün sevilmez, Bağrında nazlı
bir yar,
Daima başın duman, Kalbin yaresi bitmez, Korkarım burdan
duyar,
Selamlarsın denizi. Gidersa kalır izi. Acı feryadumuzi.
Kazankıran baksana, Barma doymadım senden,
Hasretleri yaksana, Kazankıran Cevap Çamından çümeninden,
Her yandan bakar sana, Veriyor.: Hasretliktir söyleten,
Bütün Holo Boğazi. Ayıplamayın bizi.
Kazankıran baharun, adımız Kazankıran, Sultanmurat şanın
var,
Açılır çiçek, gülün, Yükseklerden haykıran, Firdevsten
nişanın var,
İçilir tatlı suyun, Hem aşığım, hem ozan, Benim de zişan’ım
var,
Vücut da eder hazi. Alayım ele sazi. Affede hepimizi.
Kazankıran aşalım, Yükseklerden bakarum, Selam ver şühedaya,
El uzat barışalım, Şerbet sular akarum, Niyazım var Hüda’ya,
Hem de helallaşalım, Hasretleri yakarum, Avuç açtım semaya,
Kabul et ricamuzi Hatıra alan bizi. Dilek temennimizi.
Kazankıran boyuna, Gönderdim davetiye, Yordum seni bir
zaman,
Şeker kattın suyuna, Ne düğun ne yediye, Muhterem Hasan
DUMAN,
Gelir girer koynuna, Kabul etmem hediye, Yeter bu kadar
ferman,
Baharda koyun kuzi. Sizi ve illa sizi. Anlayın derdimizi.
Köyümüz Çayırbaşı, Dünye keçti bir adım, Ağaçlara taşlara,
Mahallemiz Kılıçlar, Garip geçti hayatım, Köyde uçan
kuşlara,
Kışın yalanız kışlar, Mehmet KILIÇ’tır adım, Soran
arkadaşlara,
Yazın da bazı bazı. Okuduk künyemizi. Deyun selamumuzi.
Yavuz ORHAN’ın Dernekpazarı hakkında yazdığı şiirin de:
Yılan gibi kıvrılan yolların var, Tabiatın çok güzel,yeşilin
her tonu var,
Seni zindanlara kapatan dağların var, Güneşe tam
doyamam,eğilin biraz dağlar,
Yazın Cennete benzer kırların var, Sana güzellik vermiş anıt
gibi kayalar,
Senden ayrı olamayız derneğim. Senden ayrılamayız Derneğim.
Kuş sesleriyle çınlayan ağaçların, Arpan var,mısırın
var,fındığın var,Çayın var,
Seni sımsıkı örten yeşilliğin, Çeşit çeşit ağaçlar
ormanlarını kaplar,
Anlatarak bitmeyen güzelliğin, Ormanlarında yaşar türlü
yabani hayvanlar,
Senden ayrı olamayız Derneğim. Senden ayrı olamayız
Derneğim.
Git, gör Kaçala’yı, Çikoşo’yu, Livela’yı, Gelirin çok
kısıtlı, tatmin etmez halkını,
Otur tepelerden seyret yedi köylü holoyu, Erkeğin hep
gurbette aramıştır rızkını,
Kadınların çalışmaktan buldu belayı, Kadının tarlalarda
yıpratıyor ömrünü,
Senden ayrı olamayız derneğim. Senden kalamayız Derneğim.
Alasıyla, sazanıyla meşhur bir deren vardı, Çeşit çeşit
ırmakların,kaynaktan akan suların
Balıkları gitti ama deren yerinde kaldı, Dağlarına geçit
veren stablize yolların,
Senin alabalıkları teknolojiler çaldı, Açılmış her
yabancıya,misafirperver kolların
Senden ayrı olamayız Derneğim. Senden ayrı olamayız
Derneğim.
Solaklı Deresi sana güzellik vermiş, Dört Mahalle,
ikibinyediyüz nüfusun var,
Asırlardır beraber kardeş kardeş geçinmiş, Kürkün sığmaz
sana ama yerin dar,
Eski şahlanışı yok, kabuğuna çekilmiş, Sendeki güzellik
bilmem nerde var,
Senden ayrı olamayız Derneğim. Senden ayrı olamayız
Derneğim.
Aksilisa demişler Akköse’den gelene, Senin suyunu içen bir
daha unutamaz,
O da destek veriyor Solaklı Deresine, Sana doymak imkansız,
isteyen de doyamaz,
Ordan gelen su düşer, değirmenin bendine, Tüm Dünyayı da
gezse benzerini bulamaz,
Senden ayrı olamayız Derneğim. Senden ayrı olamayız
Derneğim.
Hamsi için yörede söylenen;
Kız Fadime duydun mi, Kaç gündur Osmancuğum,
Gene hamsi çikayi, Hamsi deyup ağlayu,
Mubareğun hasreti, Uşağumun hasreti,
Yureğumi yakayi. Yüreğumi dağlayu.
YÖREDE SÖZLÜ, KÜLTÜREL HAYAT c)Destanlar
Oğluna kız isteyen Merhum Esat CANSIZ, oğlunun
beğenilmemesinden çok kendileri için sarf edilen sözlere
kızarak kız babası Yerakarli’ya bir destan yazar.
Rastgeldum bir hayıra,
Sordum davalısı yok.
Geldun Cansızoğluna,
Odaya halısı yok.
Sofra kurdiler sana,
Yoğurt mayalisi yok.
Oğlum beğenilmedi,
Kaval zurnalisi yok.
Ne kusuri var idi,
Yüzde sığnalisi yok. (Kızın Yüzünde yara izi vardı.)
Tarlam düzün içinde,
Taşı kayalısı yok.
Her kim seni severse,
Ondan sevdalisi yok.
Osman Bey’e sorarsan,
Kaymakam Valisi yok.
Evun kıran üstinde
Kasaba yalısı yok.
Mart dokuzine kadar,
Senden sevdalisi yok.
Mehmet USTA, gurbetten gelir gelmez askere gider. Köydeki
sevgilisine hitaben yazdığı destanında o zamanki askerliğin
zorluğunu dile getirir.
Vurulmuşum fistana, Beyudun oldun şişe,
Başlayirum destana, Kimse deyemez bişe,
Söz vermişidum sana, Sarıl da yat dört köşe,
Destan yazacağuma. Bakma sol ve sağına.
Kurtulmaz hükümetten, Kimse bilmez sirruni,
Gelur gelmez gurbetten, Tanımaz birbirini,
Ayrıldum memleketten, Sabahtan kalk emrini,
Girdum asker çağına. Duyurur kulağına.
Sevk olduk Çaykara’dan, Tamam gelmiştur çağum,
Pişman olduk soradan, Şimdi okuyacağum,
El da kurtul dünyadan, Kirli ise bacağum,
Asker olacağına. Bak Çavuş dayağına.
Yaylalarun sesinun, Esselat-ü vesselam,
Piyade askerinun, Deyelum birkaç kelam,
Candarmanun erinun, Hergün veruruk selam,
Su yürur ocağına. Hükümet sancağına.
Saçı yumak yumaktır,
Her işi anlamaktır,
Zannetma uyumaktır,
Annenun kucağına
İlçemiz Müftülüğünde çalışan Murat KÜSKÜN’ün, Kaymakam
Turgut SUBAŞI’nın İlçemizden ayrılmasından sonra Kaymakam
Bey’e yazdığı destanında;
Selam, saygı ve sevgi, Müdürüm güleryüzlü, Sık sık olmasa
bile,
İyisiniz sanırım, Durumu iyi yani, Bazen misafiri var,
Mektubuma başlarken, Bir de odası var ki, Belki
hatırlarsınız,
Hürmetler Kaymakam’ım. Kıskanırsınız hani. Çok güzel imza
atar.
O kadar doluyum ki, Bunalmışsa mutlaka, Nüfusta iki memur,
Anlatsam kağıt yetmez, Okunur gözlerinden, Biri ÇIKRIK
Süleyman,
Denizde su misali, Kurtulamadı gitti, Oğlu okulda şimdi,
Benim dertlerim bitmez. Maçka seferlerinden. İşi zor, hali
yaman. Şaşıp kalmışım burda, Hani Yavuz vardı ya, Dedim ya
hali yaman,
Acep nerden başlasam, Şu müzmin bekarlardan, Çocuk vermiyor
aman,
Öyle çok olay var ki, İşte o zat evlendi, Bolca harçlık
almaya,
Hangi birini yazsam. Hem de masraf yapmadan. Geliyor zaman
zaman. Yakınımdan başlayıp, Şimdi evlendi gitti, Diğer memur
Fahri GENÇ,
Bir hal hatır sorayım, Ve biz onu kaybettik, Nüfusun ana
çarkı,
Burdaki son durumu, Ne gariptir düğünde, Onun da hali yaman,
Sizlere aktarayım. Bir çorba içemedik. Yok Süleyman’dan
farkı. Malum, Kaymakamlıkta, İnan şikayetçiyim, Nüfusta
kıdemli ya,
Sizden başka giden yok, Şu Vekil Kaymakam’dan, Ağır iş hep
sırtında,
Arçil-Şota olunca, İlçeyi ve bizleri, Biz maaş alırken, o,
Muhabbet çok, gırgır çok. Hiç saymıyor adamdan. Borç verir
aybaşında.
Ellerine düştünüz, Azami yarım saat, İlçe Tarım malumun,
Mutlak bastınız faka, Gelir oturur gider, Boştur desem
yeridir,
Lakin yeni Kaymakam, Yetişirsen ne ala, Yılmaz KUMAŞ’sa
hala,
Pek kaldırmıyor şaka. Değilse rüya biter. Geç gelme
lideridir.
Onların boş laflara, Kaymakamlık bitince, Elde büyük bir
çanta,
Her zaman karnı toktur, Yan tarafta Tapu var, Gece yokmuş
uykusu,
Dursunbey’le, Dursun’la, Ahmet Bey’li günleri, Çantada ne
var bilmem,
Şakada sınır yoktur. Mehmet Ali çok arar. O da merak konusu.
Dursunbey Çaykara’lı, Misafiri olanda, Tarımda iş geç yürür,
Sıkıdır çalışması, Soğuk bir şeyler için, Evraklar boyu
aşmış,
Dursun ATALAY ise, Çok çaba sarfediyor, Geç gelme hastalığı,
Fukaranın babası. Tayin yaptırmak için. Yusuf’a da bulaşmış.
Bir abi kardeş gibi, Serpil YILMAZ vardı ya, Allah’tan Müdür
kadar,
Onları seviyoruz, Şu Nüfus Müdüresi, Geç gelmez işyerine,
Zaten onlar olmasa, Sabah sekiz, akşam beş, Yürümeyen
işleri,
Gülmeyi unuturuz. Dakiktir mesaisi. Bırakır kendi haline.
Teknisyen veteriner, Bir de veznecimiz var, Nasıl biri
olduğu
İşte yeni eleman, Allah vermesin başa, Bellidir gezişinden,
Köye hastaya gider, Aynı bir buzdolabı, Pek de güzel
anlıyor,
Kaçırmaz hiçbir zaman. Kendi çapında Paşa. Dekorasyon
işinden.
İlçe Milli Eğitim, Her zaman sinirlidir, Askerliği bitirmiş,
Hasan KARATAŞ Müdür, Muhalefete düşmüş, İşi de var üstelik,
İlk gören mutlak sorar, Beş yıldır buradayım, Evlenir bizim
Ali,
Bu adam Müdür müdür? Görmedim onu gülmüş. Cepte olsa
metelik.
Dünya onun için düz, Sanırım bahsetmedim, Ben ise çok
yakında,
Şen şakrak ve neşeli, Ali Kemal KUZU’dan, Gideceğim askere,
Koltukta otursa da, Ara sıra muhabbet, Evleniri; alırsam,
Cebinde durur eli. Yapar havadan sudan. Ölmeden bir teskere.
Böyle ilginç müdüre İşte olduğu zaman, Maziyi hatırlattık,
Lazım Şube Müdürü, Hep çalışadurmakta, Hüzünlenmeyin öyle,
İşler hep sırtındadır, Romatizma mı nedir, Askere gidiyorum,
Müdüründen ötürü. Pek duramaz ayakta. Hakkını helal eyle.
Evet evet Kenan Bey, Bizim eski meslektaş, Beni biraz
tanırsın,
Bu bahsettiğim kişi, Müdürdür şimdilerde, Kıza bakarım;
almam,
İyi niyetli olup, İki yıllık okulu, Yavuz da evlendiyse,
Çok resmidir gezişi. Bitirecek ilerde. Ben kesin bekar
kalmam.
Şef Musa ACAR ise, Bir Müdür koltuğu var, İşte böyle amirim,
Dairede gerekli, Bir de Renosu binek, Buradaki son durum,
Olmayı düşünüyor, En çok kızdığı zaman, Burdan kucak dolusu,
Çok yakında emekli. Der “İnek oğlu inek” Selam gönderiyorum.
Çocukla çocuk olur, Gezmeyi sevse bile, Sizi uğurlamıştık,
Büyükler ile büyük, İşinde yok şakası, Gözlerimiz dolarak,
Onca hizmetten sonra, Hızla ilerlemekte, Selam gönderiyoruz,
Ağırdır O’na bu yük. Halk Eğitim binası. Size İlçe olarak.
Bir Maliyemiz var ki, Amiri memuruyla,
Sen sor ben söyleyeyim, İşte Müftülüğümüz,
Müdür derki ödenek, Okuyup okutmayı,
Gelsin de ödeyeyim. Çok seviyor Müftü’müz.
Her şeyden haberi var, Hastadır hastası var,
Bilmezse araştırır, Kimse bilmez halinden,
Yardım istersen ondan, Bu yıl mutlak emekli,
Kafanı karıştırır. Olacak yaş haddinden.
c)Maniler
Sen karşuda ben beri Eldi sevduğum eldi, Sevdaluk edecesun,
Uzatalum çömberi, Ben zannettum bayildi Oni da bilenlerlan,
Sevda vuruldum sana O dalgali saçlari, Kaldi başum belaya,
Kirez ayından beri. Teneşure yayildi. Yüzüme gülenlerlan
Gel gidelum ormana, Çikardum sığırlari, Bulunur köyümuzde,
Odun edelum odun, En öğunde Nazara, İlmi alışanlar,
Odun değil meramum, Kızardi yanaklarun, Habu işten dolayı,
Seni akluma kodum. Bal mi surdun onlara. İsmidur Çalışanlar.
Al başuna başuna, Boğazunda boncuklar, İki ismi var köyün,
Çömberun bir katini, Yılan olur yer seni, Bir diğeri Kalanas,
Gel edelum sevdaluk, Söz dema görimune, Bizim köyümüz şirin,
Çıkaralum tadini. Gider eve der seni, Başka diyar aratmaz.
Gel çıkalum dağlara, En dereye dereye, Dedi sevduğum bari,
Dağlar olsun evumuz, Al dereden taşlari, Al beni kaçacağum,
Her komardan bir yaprak, Geçti bizden sevdaluk, Acele etma
yavrum
Olsun keremidumuz. Al cebumden saçlari. Daha okuyacağum.
Bu gün çıktum ağaca, Derenun kıyılari Dahaden talebeyum,
Buldum kuşun folini, Ata vurdum yulari, Sevduğum ne edeyim,
Pencereden aşağa, Aldi mi sana yarum, Cebumde para yoktur,
Ver boncukli koluni. Sevdaluk uykulari Ben nasıl evleneyim.
a) Bilmeceler
Biz biz iduk biz iduk Etten kantar
Otuziki kız iduk, (Dişler) Altını tartar. (Kulak ve Küpe)
Bir tahtaya dizilduk.
Bir küçücük mil taşı
Ben giderum o gider, Dolanır dağı taşı. (Göz)
Yanumda tın tın eder, (Baston)
Benden öğune gider. Bilmece bildirmece
El üstünde kaydırmaca. (Sabun)Soğandan acidur,
Baldan tatlidur. (Söz) Eriye de beriye
Kuşlar kalsun geriye (Cenaze)
Ateşe girer yanmaz, Kuşlardan da bir tane
Suya düşer ıslanmaz.(Güneş) Arka üstü yürüye Yedi delukli
tokmak,
Bunu bilmeyen ahmak. (Baş)
b) Fıkralar
Muhtar Temel
Muhtar Temel, Almanya’ya gidecek olan bir işçi kadının nüfus
cüzdanı suretini doldurup imza attıktan sonra kendisine
verir ve kadını uğurlar. Fakat aradan yarım saat geçer
geçmez kadın, yanında bir erkekle içeri girerek büyük bir
kızgınlıkla bağırır: - Muhtar Efendi, sen benum kağıduma
“Dul”dur yazmışsun, halbuki ben evliyum. Habu görduğun herif
da benum kocamdur. Otobosun kalkmasına çok az kaldı, tez ha;
bu yanlişi düzelt.
Muhtar Temel, gayet sakin, tabancasını çekip kadının
yanındaki adamı cansız olarak yere serer ve sonra kadına
dönerek;
- Aha ettum seni dul. Kağıdun da düzeldi, var git güle güle;
der.
İyice kokacaktın
Genç Temel ile genç Fadime evlenmeye karar verirler. Evlenme
gününü aralarında kararlaştırdıktan sonra hazırlıklara
başlarlar. Bir gün konuşurlarken;
- Evlenmemize daha 20 gün var. Neden o kadar bekleyelim?
Derler ve hemen evlenmeye karar verirler. Gerdeğe girince
Temel:
- Kız Fadime; Sen biraz kokayisun, eyi ki erken evlenduk,
eğer bekleseyduk iyicene kokacaktun; der. İnandırıcı sebep
Trafik memuru hızlı giden Temel’in arabasını durdurur;
- Beyefendi hızlı gidiyordunuz.
- Hayır memur bey gitmeyirdum.
- Hızlı gidiyordunuz, çünkü radar tespit etti.
- Mümkün değil memur bey, imkansuz. Hızlı gitmem içun aklumi
oynatmam lazim.
- Neden suçunuzu kabul etmiyorsunuz, anlamıyorum.
Temel tebessüm ederek cevap verir:
- Yahu memur bey, düşün bir kere, Kaynanamı ziyarete
gideyirdum; hızlı gitmemun imkanı var mı?! Senin için hayır
yaparsam
Holo köylerinin birinin mesire yerindeki obalara su getirmek
için Ahmet usta ön ayak olmuş, her oba sahibinden zamanın
parasıyla 150’şer lira para toplamaya başlamış. Komşusu
Mahmut ustaya konu ile ilgili ziyarete gittiğinde durumu
kendisine iletir. Amaç herkes gibi kendisinden gerekli olan
150 lirayı almaktır.
Emekli olan ve aynı zamanda ekonomik durum da fena
sayılmayan Mahmut usta bu hizmete sıcak bakmaz. Ahmet
ustaya;
- Ben obaya çıkmıyorum.Su falan da istemiyorum. Diyerek
katılım payını ödemeyi reddeder.
Bu arada zaman içinde hizmet yürür. Su boruları döşenir,
Mahmut ustanınki hariç tüm obalara su verilir.
Derken kısa bir süre sonra Mahmut usta, işletmeci olan oğlu
Dursun’un yanına gider. Hasret giderildikten sonra oğlu,
babasından köyle ilgili haberler sorar. Mahmut usta da
elinden geldiğince anlatmaya çalışır. Söz arasında obalara
su verilmesi ile ilgili hizmeti de zikreder. Tabii hizmete
katılmadığını da anlatır. Dursun Bey babasını dinledikten
sonra sorar;
- Baba! paran var mıydı?
- Evet vardı.
- Peki neden vermedin?
- Sen sağlığında kendi hayırın için 150 lirayı esirgedin,
vermedin. Sen öldükten sonra senin için hayır yaparsam
namussuzum.
Oğlunun, yerinde yapmış olduğu bu tepki karşısında düşünmeye
başlayan Mahmut usta yaptığının yanlış olduğunu anladı.
Mahmut usta, oğlunun yanından köye döndüğünde doğruca Ahmet
ustanın yanına gider ve durumu anlatır; kendisinden özür
diler, bilahare de payına düşen parayı ödeyerek hizmete
ortak olur Ah şu merak
Bir gün rahmetli Kümbet Hocanın komşusu hastalanır. Hoca
komşusuna sıcak bir yemek götürmek üzere, üzeri kapaklı
bakır bir sahanla evden çıkar. Yolda fazlaca meraklı komşu
bir kadına rastlar. Kadının gözleri, hocanın elinde tuttuğu
kapalı sahanın üzerindedir. Kadın, hocaya hal-hatır
sorduktan sonra:
-Hocam sahanda ne var acaba? Diye sorar.
Hoca, bu merak küpü kadının yersiz sorusuna fena halde
kızar. Cevapları eşsiz bir öğüt ve bir atasözü kadar kıymet
ifade eden hoca ses tonunu biraz kalınlaştırarak;
-A be meraklı! İçinde ne olduğunu sana söyleyecek olduktan
sonra üstünü kapakla kapatmazdım. Diye cevap verdi.
g)Folklor
Erkek-Kız Folklor Ekiplerinden Görünümler
İlçemizde oynanan oyunlar İl çapında oynanan tüm oyunlar ile
aşağı yukarı aynı olup çok az farklılıklar içerir.
Oyunlarımız, genelde kaval ya da kemençe eşliğinde
oynanmakta olup bu ikisinin bulunmadığı yerlerde ise ritim,
ağız kaydesidir. Oynanan oyunların tümüne Halk Oyunları
dense de yöremizde Seyir olarak adlandırılır. Yöremizde
oynanan halk oyunları;
- Düz horon
- Atlama
- Sallama
- Yan demirağa
- Hoş bilezik
- Sık sara
- Yeşil Kurbağalar
- Candarmanın alayları
- Lalay
- Görçek
Bu gün bu oyunların hepsini oynayabilen kişiler, parmakla
gösterilebilecek kadar azdır. Genel olarak Düz Horon, Atlama
ve Sallama oynanmaktadır.
Çikoşo
Çikoşo, Kondu Köyü’ne 5 km mesafededir. Rumca’da; konaklama
yeri, duraklama yeri anlamına gelmektedir. Kimi zaman Kom
adı ile de anılmaktadır bu bölge.
Çikoşo ‘nun kuzeyinde çevrenin en yüksek dağlarından Kacalah
dağı, güneyinde Günebakan ve Yenice köylerine ait dağ
ormanları ve çayırlıkları bulunmaktadır.
Eğer Ağustos ve Eylül ayları arasında Çikoşo’da güneşin
doğuşunu ve batışını seyrederseniz doğanın tüm
güzelliklerinin burada nasıl sergilendiğini görebilirsiniz.
Çikoşo’da güneş daha bir sıcak ve parlak doğar. Gün
batımında Kambo’ya, Purul’a, Çark Irmağı’na parça parça
vuran güneş insana huzur verir. Ağustos sıcağında bile akşam
yelleri insanı üşütür orada. Çisintili havalarda rüzgarı
türküler söyler hüzünlü hüzünlü. Doyamaz temiz havasına
ciğerler, yerden kaynayan pırıl pırıl buz gibi sularına
bakmak dahi susuzluğunuzu gidermek için yeterlidir.
Çikoşo eşsiz doğa güzelliklerinin yanında tarihi değerlere
de sahiptir. Kambo’daki sıra sıra dizilmiş tümsekler 1.
Dünya Savaşı’ndan kalmadır. Kazankıran’daki Türk Ordusu’na
karşılık Ruslar bu siperlerde savunma yapmışlardır.
Tümseklerin olduğu bölgede halen daha tüfek ve mermi
kalıntılarına rastlamak mümkündür.
Ne varki Çikoşo’nun bu tarihi ve doğal güzelliklerinden
yerel halktan başkasının haberi yoktur. Yöre halkının
ilgisinde bile eskiye oranla bir azalma olmuştur. Eskiden
Mezireler şenlenir çayırlar kesilirdir. Çayır kesme
zamanında şenlikler olurdu. Çayır taşımak için yola erkenden
çıkılır ve yol boyunca sık sık mola verilip horonlar edilir
ve türküler atılırdı. Yol boyunca Livela’da, Likosara’da
Gürniboğaz’da ve Kondarisa’da mola verilir buz gibi
sularından da içilirdi.
1988 yılında açılan yol ile sırtlarda ot ve odun taşınması
yerini kamyon ile taşımaya bıraktı. Zamanla kuşaklar değişti
ve bölgeye ilgide azaldı.
İlgisizlik yüzünden bir çok ev yıkılmış bir çoğuda
kullanılamaz hale gelmiştir. Çayırlar ormanlaşmış
kestirmeden giden patika yollar ise diken kalktı artık.
Bütün bunlara rağmen dünyaca ünlü “KOM” mayolarına ismini
vererek evrenselleşmiş ve adına türküler de yazılmış
Çikoşo’nun.
Gazeno
Halkımız tarafından Gazeno olarak adlandırılan mahallemizin
isminin nereden geldiği belinmemekle beraber güzelliğinden
dolayı bu yakıştırmanın yapıldığı tahmin edilmektedir.
Hane sayısı yetmişlere varan Gazeno Mahallesi önceleri
yanlızca yazlık olarak kullanılırdı. Ailelerin bölünmeleri
ve teknolojik imkan ve alt yapının (yol, su, elektrik,
telefon gibi) mahallemize ulaşması, mahallemizi dört mevsim
yaşanan bölgelerimiz arasına girmesine neden olmuştur.
Mahalleye telefon ve elektrik devlet tarafından yol ve su
ise bizzat yöre halkı ve devlet işbirliği ile sağlanmıştır.
Gazeno Mahallesinin güneyinde Kondu Köyüne ait dağ ormanları
ve Solaklı Deresine dökülen küçük ırmak; doğusunda Gülen
merkez mahalleleri, kuzey ve batısında ise yine Gülen Köyüne
ait çayırlıklar, otlak arazi ve de obalar bulunur.
Gazeno’nun düz bir arazisi vardır ve yeşilin her tonunu
barındığı bir ormanla kaplıdır. Yazları serin kışları ise
kışı sert bir mahalledir. Havası temiz, suyu pırıl pırıldır.
Sivri sinek ve haşeratın bulunmadığı Gazeno’da bir hafta
kalmak sağlığınızda farkedilir bir iyileşmeyi size
hissettirecektir.
Mahallenin ekonomik getirileri mısır, fındık ve çaydır.
Ayrıca mısır tarlalarına ekilen fasülye, patates ve lahanayı
da unutmamak gerekir. Ağacın bol olduğu mahallemizde erik,
armut ve ceviz ağaçları da bulunur. Hayvancılık mahallenin
önemli geçim kaynaklarında son sıralarda yer almaktadır.
Dernekpazarı ’na geldiğinizde mutlaka bir fırsatını bulup
Gazeno ’yu görün. Bizden demesi.
Yaylacılık
Yöremizde yaylacılık, Anadolu ‘nun bir çok bölgesinde olduğu
gibi, halkın geçimini sağlaması için vazgeçilmez bir
hayattır. Halkımız yaylasız yapamaz. Hava ve su gibi
hayatını sürdürebilmesi için gereklidir.
Öküzlü Yaylasından bir görünüm
Halkımız, çoğunlukla hayvancılıkla uğraşır. Hayvanları
beslemek için yaylaya gitmek şarttır. Yayla süresince
hayvanların yaylımı hayvan sahiplerinin bütçesini
hafifletir. Yaylacılıkta evin kışlık yağı, perniri,
hayvanında kışlık otu sağlanır. Yaylada herkesin çayırı
vardır. Yaylacı yayla mevsiminde çayırını gübreler (ahbinler)
ve kesip köye indirir.
Yurt Yaylası ‘ndan bir görünüm
Günümüzde hayvancılık yapmayanların da yaylaya çıktığını
görüyoruz. Bunun sebeplerinden birisi yaylacılık yapan
nüfusun giderek yaşlanması, diğeride hayvancılığın yöre
geçim kaynağındaki yerinin eskisine nazaran düşüş eğiliminde
olmasıdır. Yayla artık dinlenmek ve gezmek amaçlı kullanılır
olmuştur. Hatta yaylalanmak diye anılır olmuştur.
Yaylalanmak yeni nesil gençler için bir eğlence mevsimi
olmuştur.
Yaylaya gitmek ve yayladan inmek eskiden başlı başına bir
olaydı. Eski yolların izleri yaşlıların hafızalarında
unutulmaz izler bırakmıştır. Eskiden yaya olarak gidilen
yollarda yöre folkloru yaşatılırdı.
Belli yerlerde konaklanır, horonlar edilir, türküler
atılırdı. Şimdi bunlar eskilerin anlattığı nostalji kokan
hikayelerde saklı kaldı. Bu büyük toplanmalara SEYİR
denirdi. Seyirin ritmini ise kemençe veya kaval verirdi.
Yayla yollarında eki usul ulaşımın yerini araçların
almasından beri bu gelenek yeni çağın getirdiklerine göre
değişti. Artık yayla şenlikleri zamanında yollarda arabalar
toplu olarak yola girip aynı yaya yolculuk zamanındaki gibi
bir iki mola ile seyir yapıp yayladan iniyorlar.
Köprüler
Yöremizde, özellikle köy kesimlerinde belli bir mimari
özelliği ve estetik bütünlüğü artık bozulmaya yüz tutmuştur.
M.Ö. 2000 yıllarına değin ulaşan yöre tarihimizde Eski
Yunan, Roma Bizans, Pontus, Osmanlı Mimarileri belli bir
sırayı izleyerek birbirlerinden etkilenmişlerdir.Bunlara
bağlı doğa şartlarıda eklenince yöremize özgü bir mimari
tarz ortaya çıkmıştır. Engebeli doğal yapı yerleşme şekli,
iklim, bitki örtüsü ve yapı malzemeleri yöre mimari tarzını
etkileyen etkenlerdir.
Ancak geleneksel mimari örneklerin çoğu artık günümüzde
yıkılmaya yüz tutmuştur. Modern mimarinin araç ve gereçleri
ile birlikte kendine has görüntüsü de yöresel mimariyi
tarihin sayfalarına itmişti. Bu yozlaşmadan nasibini
alanlardan biri de Ahşap Köprülerdir. Bugün yöremizin yukarı
köylerinde seyrekçe görülen bu köprüler eski işlevlerini
yitirmiş durumdadırlar. Yalnızca eskilerin anılarını sıcak
tutmaya vesile olurlar. Çoğunun yollarını yürünemeyecek
kadar ot kaplamıştır. Yörenin sarp dağlar ve yoğun
ormanlarla kaplı olması bu tarz köprülerin eskiden sıkça
yapılmasına sebepti. İki vadiyi ayıran ırmakların üzerine
inşa adilen köprülerin yapımında ahşap kullanılırdı. Suya
dayanıklı olması nedeni ile genellikle Kestane ağacı
kullanılırdır. Göze çarpan önemli bir özellikleri de
köprülerin çatılarla kaplı olmasıdır. Çatılar yağmur
sebebiyle oluşacak çürümeyi geciktirme açacıyla yapıldıkları
gibi sırtında yükleri ile kadınları yağmurdan korurlar.
Yağmurun dinmesini beklerken koyu bir sohbet şansı da
bulurlar. Yöremizin yaşlılarını köprülerle ilgili
anlatrabileceği bir sürü anısı vardır
Sultan Murat Şenlikleri ve Güreş
