Trabzon Forum | resim, fotoğraf, müzik, video, rehber, rapidshare, mp3
Aralık 02, 2008, 09:40:40 pm *
Merhaba, Ziyaretçi. Lütfen giriş yapın veya üye olun.
Aktivasyon mailiniz gelmediyse buraya tıklayın.

Kullanıcı adınızı, parolanızı ve aktif kalma süresini giriniz
Duyurular: Foruma yazı yazacak arkadaşlar; Lütfen yazınızı yazarken Türkçemizin yazım ve imla kurallarına uyun.Aksi taktirde yazılarınız ya düzeltilecek yada silinecektir.
 
   Ana Sayfa   Yardım Ara Takvim Giriş Yap Kayıt  

Sayfa: [1]   Aşağı git
  Yazdır  
Gönderen Konu: Gürcistan: Terkedilmiş cennet  (Okunma Sayısı 634 defa)
rdm
trabzon.org
Administrator
Hero Member
*****

Karma: 0
Offline Offline

Cinsiyet: Bay
Mesaj Sayısı: 851

401213 esergun@msn.com
Üyelik Bilgileri WWW E-Posta
« : Nisan 24, 2007, 11:50:56 am »

Terk Edilmiş Cennet Gürcistan
Polisin durdurduğu şoförümüz bize "Merak edilecek bir şey yok" diyor. Brejnev dönemine ait "uçuk" dostluk anıtı pas tutmuş. Sanki Gürcistan savaştan henüz çıkmış... Köylerde sokakta çocuk yok, işe giden yetişkin yok. Rusya sınırı, artık "bir çelik kafes".


--------------------------------------------------------------------------------
BİA Haber Merkezi
20/05/2006    Erol ÖNDEROĞLU
--------------------------------------------------------------------------------
BİA (Tiflis) - Kafkasya'da doğal varlık çeşitliliğinin korunması amacıyla düzenlenen konferansa katılmak için Gürcistan'ın başkenti Tiflis'ten bir araçla kuzeydeki Gudauri Kayak Merkezi'ne gitmek üzere yol çıkıyoruz. Saat sabahın 2'si...
 
Sert mizaçlı bir şoförümüz var. Yolda sessiz, zaten de kendi dilinden başkasını bilmiyor. Ondan beklediğimiz de işini iyi yapması çünkü delik deşik ve çok bozuk yollardan gidiyoruz. Işıklandırmasız ve aydınlatmasın bu yollarda sınırlı bir hızla henüz 50 km kadar gitmişken aracımız bir polis aracı tarafından durduruluyor. Polis sireniyle yolda uyarılan şoförümüz tedirgin şekilde aracını geride duran polis aracına yaklaştırıyor.

Polis durdurdu: Merak edilecek bir şey yok!

O esnada yanan polis aracının farları bizim aracın içini, yorgun gözlerimizi ayıltıyor. Şoförümüz, sorulara Gürcüce yanıt verdikten sonra evraklarıyla polis aracına yakın bir yere çağrılıyor. Birkaç dakika sonra geri geldiğinde ise, merakımızı yine Gürcüce "merak edilecek bir şey yok" dercesine tatsız sözlerle karşılık veriyor.

Ancak aracının belgelerinin üzerinde Amerikan doları olarak bir kağıt parayı gözüyoruz. Eğer polis ona bunu vermediyse ya da o polise cezasını dolarla ödemediyse, bu onun polise rüşvet vermek zorunda kaldığını gösteriyor. Fazla üstelemiyoruz. O da zaten tatsız...

Yolda birkaç kez, kendi dilinde kısa şeyler anlatması dışında şoförümüz gerçekten sessiz, yorgun ve halinden bezmiş... Gecenin beş buçuğunda nihayet kayak merkezinde bulunan otelimize varıyoruz.
 


Umberto kuşları seviyor, İvelina suskun

İlk kez geldiğimiz bu ülkeyi ise gazetecilere yönelik düzenlenen atölye çalışmalarının ardından ve Gürcistan'daki son günümüzde gezebildik. Oysa ki, ülkede ormanların geniş bir yer kapladığını, daha araçtayken, camdan dışarı baktığımda karanlıktaki koyu bölgelerden fark etmiştim. Ayrıca, araçta bize eşlik eden Umberto Ossi, Avrupa'da kuşlar üzerine çalışmalar yürüten BirdLife Europe kuruluşunda çalışıyor. Umberto, Gürcistan'a dört-beş kez gelmiş; diğer komşu ülkeler olan Ermenistan ve Azerbaycan'da da bulunmuş.

Araçta bir yandan uykusuzluğumu gittikçe daha fazla hissederken, muhabbeti sürdürdüğüm Umberto'nun kendini doğaya vakfetmişliğine hayranlık duyuyorum. Araçtaki üçüncü kişi olan Bulgaristanlı İvelina dahaca suskun. Şoförün yanında oturan İvelina, sadece ara sıra bir soru sorup susuyor. Doğrusu, sorduğu sorunun yanıtını da dinleyip dinlemediğinden de emin değilim...

Umberto'nun Gürcistan'la ilgili araçta verdiği bilgileri, seminerde doğa haberciliği üzerine çalışırken bizlere dağıtılan gerçek bilgi ve istatistiklerle tamamlama fırsatımız oldu:

Gürcistan florasının yüzde 21'i dünyanın başka yerlerinde görülemiyor ve buraya ve Kafkasya'ya özgü (endemic) 900 bitki çeşidi bulunuyormuş.


 
Dünyanın canlı çeşitliliği açısından zengin bölgelerinden

Bu ülkede, 11 bin 100 tür omurgasız hayvan, 79 çeşit küçük memeli hayvan, 9'u sadece bu bölgeye ait toplam 84 çeşit tatlı su balığı, 52 çeşit sürüngen içerisinde 27 çeşit kertenkele ve 23 çeşit de yılan kayıt altına alınmış durumda.

Doğa haberciliği üzerine düzenlenen atölyede ise, Gürcistan topraklarının yüzde 37'sinin orman olduğunu; sadece bu da değil, ülkenin Kafkasya'da kalan bölümün dünyanın koruma altına alınan ve canlı türleri bakımından en zengin 25 bölgesinden biri olduğunu öğreniyoruz.

Biraz da kuşlardan bahsedecek olursak, bu ülkede, çoğu göçmen 300'den fazla kuş çeşidinin varlığını sürdürdüğünü söylemek gerekiyor.



Türkiye, kerestesini Gürcistan'dan alıyor
 
Oysa otelin bulunduğu rakım olan 2003 metreden karşıya baktığımda, Doğu Anadolu'daki Otlukbeli Dağları aklıma geliyor. "Burası biyoçeşitlilik açısından zenginse, o zaman Türkiye'nin bu bölgesi de zengindir" diyorum kendi kendime...

Ancak bu kadar canlı barındıran ve güzel bir bölgede insanların, yoksulluk ve alışkanlıklarından olacak, uzun yıllardır yasadışı ağaç kesimine başvurması ülkenin ormancılığını tehdit eder hale gelmiş. Yasadışı ticaret veya aşırı tüketimden kaynaklı olarak ancak her koşulda sürdürülebilir kalkınmaya ters olarak bu ülkede 1995-2000 yılları arasında her yıl, 310 ile 370 bin metreküp ağaç kesimi yapılmış.

Dünya Çevre Koruma Birliği'nin (IUCN) bir raporunda şu tespit dikkatimi çekmiyor değil: "Kereste içerisinde kayın ağacı (toplamın yüzde 20'sini oluşturur), ladin ve köknar ağaçlarının kesimi var. Kerestenin büyük bir bölümü Türkiye'ye ihraç ediliyor. Kayın, Türkiye'ye ihraç edilen kerestenin yüzde 92'sini oluşturuyor. Yasadışı kereste ihracı, ciddi bir sorun."

Bu durum karşısında geçtiğimiz yıllarda hareket geçen Gürcistan Çevre ve Tabir Kaynaklar Bakanlığı, yeni bir Çevre İzleme Birimi kurulması dahil, bir dizi önemli reforma girişti.



Son gün, ders konusu yerleri geziyoruz
 
yinel uykusuzluğuma rağmen Gudauri gibi çok yüksekte olan bir yerde kalınca insanın canı fazla uyumak gelmiyor ve yataktan da daha dinç kalkılıyor. Üçüncü günümüze de programda Kazbegi Dağları ve çevresindeki yerleşimleri gezmek olduğu için daha bir heyecanla ve erken başlıyoruz.

Bütün gazeteciler bir minibüs içinde, ülkenin daha da kuzeyine doğru yol alıyoruz. Yolda gördüğümüz az sayıda insanın günlük yaşamları içerisinde donmuş, keyifsiz ve ümitsiz görüyoruz.



Uçuk mimarili dostluk kulesi pas tutmuş

Sarsıcı yollara ise bir anıtın önünde ara veriyoruz. Leonid Brejnev'in Sovyetler Birliği döneminde Rusya ile Gürcü toplumları arasındaki dostluk adına dikilmiş, gözetleme kulesi görünümünde olan fakat yarı yuvarlak bir daire biçiminde dikilen anıt artık paslanmaya yüz tutmuş.

Bizler kulede aşağıdaki muazzam manzarayı keyfederken Gürcü tercümanımız, ülkede Sovyetler Birliği'ni çağrıştıran anıtlardan geriye pek bir şey bırakılmadığını söylüyor bize. Ancak kulenin hoş ve "uçuk" mimarisi ve içindeki tarihi çizimler bizi gerçekten etkiliyor.
 
Yolda giderken AGİT, IUCN gibi bazı uluslararası kuruluşlarının araçlarıyla karşılaşıyoruz. Onlara ve ara sıra geçen diğer araçlara duyduğumuz heyecandan el sallıyoruz. Doğanın çetin koşullarını paylaşmaktan memnunuz onlarla...Çetin bir soğuk altında berrak gökyüzü altında arkadaşlarımızın yüzlerinin ne kadar çabuk yandığını fark ediyorum.

Derken, ilk köyümüzle karşılaşıyoruz. Ama önce 63 yaşındaki çoban İlya ile, yakındaki Kobi Köyü'ne varmadan ayakta dertleşiyoruz. Kışları bu köyde kalıyor hayvanlarını otlatmak için ama yakındaki Gergeti yerleşiminde kalıyor İlya. Hayatın zor geçtiğini söylüyor bize...



Gürcü yazar Aleksander Kazbegi'nin kenti

Gergeti'nin başka bir tarafta olduğunu sanarak ilerlediğimizde Siyoni ve Arşa Köylerini geride bıraktıktan sonra Gergeti'ye varıyoruz. Doğa burada daha çok kendisini gösteriyor. Atlar, domuzlar ve pek çok büyükbaş hayvan yavrularıyla geniş ve yeşil alanlarda otluyor. Gergeti ile ismini ünlü Gürcü yazar Aleksander Kazbeyi'den alan Kazbegi yerleşimleri birbirine bitişik.

Bizler kent içi hareketliliği ölçmeye koyulurken tercümanımız Avrupa'nın en yüksek dağlarından Kazbegi Dağları'nın zirvesine yakın ve 14. yüzyılda kurulduğunu söylediği Gergeti Manastırı'nı gösteriyor eliyle...
 
İnsanlarla fazlasıyla kaynaşmak istesek de, hem az sayıda olan insanların çevrede olan bitenlere kapalılığı hem de bu manastırın dağların arasındaki görkemi karşısında ortaklaşa Lada marka bir cip kiralayarak zirveye çıkmaya karar veriyoruz.

Aleksi, duru ve donuk gözlü arkadaşım!

Yolda ise televizyonlardan izlediğim Dakar Rallisi gözümün önüne geliyor. Kısaca, kendi aramızda "Şu Lada'ların da maşallahı var" diyoruz dilimiz döndüğünce...

Bütün doğaya hakim bu küçük manastırı ben dışarıda dağların zirveleriyle bütünleştirirken Gürcistan, Azerbaycan, Ermenistan ve Rusya'dan arkadaşlar manastır içinde mum yakarak dilekler tutuyorlar, Gürcistanlı arkadaşımız manastır kapısından gözü yaşlı çıkıyor. Bense, o arada, ara sıra arkadaşıyla manastıra çıkan 15 yaşlarındaki Aleksi ile tanışıyorum.

Bana duru ve donuk gözlerle bakması beni etkilediği için onunla işaretlerle kaynaşmak için adım atıyorum. Çok doğal ve sakin bir şekilde bana karşılık verince dayanamıyorum, elimi omzuna atıyorum. Sonra, onun da bir şey söylemesi için, dijital fotoğraf makinemin de daha önce çektiğim fotoğrafları gösteriyorum. Daha önce geçtiğim yerlerin birini tanıyor, bu hoşuma gidiyor ama fotoğraf makineme Aleksi'nin gösterdiği ilgi beni bir anda, "varsıl ve şımarık Batı turisti" haline sokuyor ki, bundan anında rahatsızlık duyuyorum.
 
Manastır'dan dönüşte, kayaların yakınından araca yönelirken ilk kertenkelemle karşılaşma fırsatını buldum. İlk fotoğrafım pek parlak olmasa da ikincisinde dizey şeritli kertenkelemi yakaladım (Bu sayfalarda göreceğiniz fotoğrafları başka biri değil, ben çektim).

Yol kenarında hurda araçlar ve terk edilmiş işletmeler

Sıradağların devamı olduğunu için yolda Rusya sınırına doğru yol alırken Rusya'dan kalan kamyon ve araçların yol kenarında çürüdüğünü, çoğu küçük işletmelerin terk edildiği veya harabeye döndüğünü görmek mümkün.

Gürcistan'da askerleri bir tek havaalanında, Rusya sınırında ve dönüş uçağına saatler kala Tiflis'te çarşı merkezinde gördük. Böyle olmasaydı, aslında gezdiğimiz pek çok yerin savaştan henüz çıktığını düşünebilirdik. Sokakta oynayan çocuk yok, hafta için olmasına karşın işe giden veya eğlenen yetişkin yok.

Aslında bu yıkıntı yapılar ve bu faaliyetsizlik ekonomik kriz yaşamakla birlikte, uzun süre merkezi yönetimden tecrit olmuş, tüm alt yapısını yitirmiş bir toplumun durağanlığını gösteriyor kanımca.



Rusya sınırı, artık "bir çelik kafes"

Son durağımız ise Gürcistan'ın Rusya sınırı oluyor. Bir zamanlar çok yönlü faaliyetler barındırdığı, geniş alana yayıldığı pek rahat anlaşılan bu yıkıntı yapılar, henüz temizleniyor. Yolculuğa katılan her ülkeden arkadaşlarla, bu sınır ve gümrükten sadece bir oda büyüklüğünde küçük bir daire ve yanında çelik bir kafes bırakılmış olmasına şaşıyoruz.

Şaşkınlığımız, bizden 100 metre ötedeki sınırda kontrol yapan Gürcistanlı askerlere aldırmadan sınırın fotoğraflarını çekme cesaretini veriyor bize. Bizleri gören askerler, rahat hareketlerle ve acele de etmeden bize doğru gelerek fotoğraf çekmememiz ve çekim yapmamamız konusunda uyarıyorlar bizi.

Halimizde memnunuz, yemekler bahane!

Tercümanımızla aralarında geçen konuşma ve şakalaşmalardan sonra, onları daha fazla kıramayacağımızı anlayarak görev yerlerine geri dönüyorlar. Geri dönüşe başladığımız yere yakın bir yerde, yol kenarında ve nehir kenarında, bizim için hazırlanmış tabldotlardan yemeklerimiz yedik.

Birlikte olma, yeni şeyler öğrenme ve doğal yerler keşfetmenin heyecanıyla ne yediğimizin pek fazla bir önemi yoktur. Söylemesi ayıp, zaten soğumuş tavuk etimizle patates kızartmasına da kimse aldırmadı!

Uygun yerlerde Gürcistan şarap ve birasını tatmak için alan faaliyetleri yürüten Reuters Ajansı'ndan emekli usta gazeteci Colin McIntyre, deneyimlerini keyifle anlattığı genç gazetecilere bir de coşku kattı.

Sermaye girmeden çevreci işi bitirsin

Görece olarak daha canlı bir kent olan başkent Tiflis'i ayrı tutarak, gezdiğimiz kadarıyla Gürcistan'ı ekonomik krizden çok etkilenen, uzun süreli beklentiden de bıkmış bir ülke olarak gördük.

Ancak kaldığımız kısa sürede bizde öylesi bir etki bıraktı ki, oraya kısa sürede bir kez gitmek isterim. İnsanlarının bu doğal hallerini çok paylaşmak istediğim bu ülkede, çevre örgütlerinin, sermaye bu yörelere el atmadan, gerekli çevre koruma yasalarını çıkarılmasına ön ayak olmasını çok isterim. (EÖ/TK
Logged

"Bizim başka milletlerden hiç bir eksiğimiz yok. Cesuruz, zekiyiz, çalışkanız, Yüksek amaçlar uğrunda ölmesini biliriz."

Gazi Mustafa Kemal Atatürk
Sayfa: [1]   Yukarı git
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

Powered by SMF 1.1.7 | SMF © 2006, Simple Machines LLC
Seo4Smf v0.2 © Webmaster's Talks