Trabzon Forum | resim, fotoğraf, müzik, video, rehber, rapidshare, mp3
Eylül 08, 2008, 01:24:23 am *
Merhaba, Ziyaretçi. Lütfen giriş yapın veya üye olun.
Aktivasyon mailiniz gelmediyse buraya tıklayın.

Kullanıcı adınızı, parolanızı ve aktif kalma süresini giriniz
Duyurular: Foruma üye değilseniz,Lütfen üye olunuz.Üyelik için tıklayın
 
  Ana Sayfa Yardım Ara Takvim Giriş Yap Kayıt  

  Mesajları Göster
Sayfa: [1] 2
1  Eğlence / Oyunlar / Ynt: Son kelimeyi al başa koy : Temmuz 07, 2008, 02:33:53 pm
İndi- bindi 750 ykrş (aksıraay  aksıraaay haydeee)
2  Eğlence / Oyunlar / Ynt: SON İKİ HARF : Haziran 03, 2008, 05:31:23 am
ikram
3  Eğlence / Oyunlar / Ynt: SON İKİ HARF : Haziran 03, 2008, 05:28:30 am
emzik
4  Kültür ve Sanat / Dil ve Edebiyat / Ynt: Trajikomik : Mayıs 29, 2008, 12:24:51 pm
Bu hikayenin ilk muciti bendenizim.
5  Kültür ve Sanat / Dil ve Edebiyat / Ynt: Aşk için-Nazım HİKMET : Mayıs 27, 2008, 01:25:52 pm
Çocukluğumda  okurdum.Nazım'ı.  .1970 li yıllarda, Sovyet sosyalizminin dünyayı elegeçirebilme, sıcak denizlere inebilme mücadelesi verdiği (soğuk şavaş) o yıllarda ,Nazım bir ekoldü.DEvrimci demek , Savaş demek , hapis yatmak demek,Emperyalizme karşı çıkmak demek Nazım demekti. Günümüzde de durum farklı değil . Şiirden anlayan , anlamayan birçok insanın dilinde Nazım.

   Siyasi görüşü benim konum değil. Yanında veya karşısında değilim.Nazım'ın sanatından, şairliğinden çok, sosyalist kimliği, DEvlete karşı gelmişliği, Komonist rusya'ya kaçmışlığı,  Kapitalist düzene karşı verdiği mücadeleden dolayı adeta ilahlaştırılmıştır. Birçok Şairimiz, bu Nazım fobisi yüzünden yeteri kadar tanıtılmadığı kanısındayım.serbest şiirimiz çok yol aldı, ogün bugün.

Gençlerimizin Nazım' takılıp kalmasını eleştiriyorum.Yeni değerlerimize sahip çıkılması gerektiğini de söylüyorum. Bugün Şiirimizin katettiği yolda elbette ki nazımın payı büyüktür. Günümüz Türk şiirinin Nazımdan çok daha ilerilerde olduğunu söylüyorum. Birçok Karadeniz'li şairimiz de var.Mesela  Ömer Kayaoğlu. Mesela Şeref bilsel .Mesela Ahmet Özer. Daha onlarca sı Yöremizin insanı.
       Sevgi ve saygılar herkese
6  Kültür ve Sanat / Dil ve Edebiyat / YENİDEN (ŞİİR) : Mayıs 27, 2008, 01:59:03 am

 
yeniden

Gel  başlayalım yeniden
Bıraktığımız yerden
Çıkalım Komada yaylasına
Yiyelim anamın hoşmerisini

Lifora toplayalım Zigana boğazında
Findoslasın boziyalar taylaralar danalar
Kurugöl’de ömen kuralım
Çelik çomak oynayalım yeniden

Gomar odunu keselim Çifteköprü’den
Çayır kurutalım duman gelmeden
Gel goliva pişirelim
Kırbaç oynayalım yeniden

  K.Alkurt
           
7  Meydan Parkı / Trabzon / Ynt: Kadınlar Pazarının Girişindeki Kemençe Heykeli : Mayıs 26, 2008, 07:12:17 am
İlk kez görüyorum bu  kemençe heykelini.  Her yıl trabzon' giderim ama. Tatilim yaylalarda geçer. Şehire nadir inerim. Sanatçımız Sevgili Sait Uçar kardeşimizin dediği gibi "benim ilacım yayla"
kemençeye gelince ,baktığımızda kompozisyonu güzel fakat saat hiç yakışmamış. İnsanın aklına ne alaka gibi bir soru takılıyor. Yakından da görmek lazım. Ahşap işçiliği fena görünmüyor.
8  Kültür ve Sanat / Dil ve Edebiyat / Ynt: Yürek Heybesi : Mayıs 25, 2008, 01:11:47 pm
aferum  kız güzel olmuş  gönlune sağlık
9  Trabzon Forum / Üyeler ve etkinlikler / Ynt: MERHABA HEMŞEHRİLERİM : Mayıs 24, 2008, 08:47:04 am
  Bakın uşaklar ! Birşeyler yazun ,çizun , anlatun.

 Hoş celdun hoş bulduk la yetinmeyun. Ben haçan elli yaşınayum . şiir yolla hekiya yolla. sizleri harekete geçirmağa çalişsam da,  Çoğunuzdan tik yok! üretken olun biraz. Yazmaktan korkmayın ula.
 Bol bol okuyun yazabilmek için. Pilgi fişkirsun gözlerinuzden.Tembelluk etman. Baa alinmayun sakun. Birçoğunuzun agasi yaşindayum.  Dun akluma taşlar geldi yazdum ham****öy sitesine. Ziyaretçi defterinedur. silinmeden açun okuyun. Temem o ki insan istesa taşlari pile yazayii kalun sağlıcakla..
10  Kültür ve Sanat / Dil ve Edebiyat / Ynt: Sen hiç aşık oldun mu ? : Mayıs 24, 2008, 08:24:30 am
içeyisun he mi?
11  Kültür ve Sanat / Dil ve Edebiyat / Ynt: Maziden bir yayla hikayesi : Mayıs 11, 2008, 11:54:49 am
bu sitede l@z kızı ve musti den başka kimse yokmu?
12  Kültür ve Sanat / Dil ve Edebiyat / Trabzon'da bir düğün : Mayıs 10, 2008, 02:17:21 am
          Trabzon’da bir düğün
Amcaoğlu recep abi Trabzon’dan evleniyordu. Düğüne  Pala Seyit’in Commer marka otobüsü  ile gidilecekti. Otobüs komple tutulmuştu fakat düğüncü tayfası çok kalabalıktı. Bu yüzden *** tek tek indirdiler. Muavinimiz Rahmetli Mehmet Güvercin (Sevgili Cemal başkanımızın amcası) bizide indirmek istedi.   fakat yalvarmamıza dayanamamış olacak ki
 –“Şamata etman sinun bi gıyıya yoksa atarım aşağa”  diye tembihledi, İlk kez şehre gitme şansı bulmuştuk. Deniz nasıl bir yerdi? Bu kadar dereler denize  akıyor, nasıl oluyordu da taşmıyordu!  Kafamızda böyle bir  yığın soru içimizde müthiş bir heyecan.  İki kafadar şehre indik. Otobüs bizi Çömlekçi ’de bıraktı. Trabzon’u ilk defa görüyorduk Kıyıya yanaşmakta olan
 balıkçı teknesine, çığlık çığlığa  martılara, Limandaki  uzuun halatlarla bağlı devasa  gemiye, mendireğe,  karayolu tüneline  , üzerinde TMO yazan kocaman silindirik    binaya , Otel Hitit e o ucu bucağı görünmeyen Karadeniz’e  hayranlıkla  baka baka kalabalık la beraber  Taşbaşı’ndan yukarı doğru yürüdük meydan dedikleri  taş döşeli alana geldik
         Amcaoğulları  Erol ve Yılmaz ağabey  Trabzon’u,  sinemaları biliyorlardı. İzzet  emicem le muavin olarak çok defalar buraya gelmişler  hangi sokakta hangi sinema  var matine saatleri kaçta  ezber biliyorlardı. Ben ortaokul 1 , dayıoğlu Ahmet’se 5. sınıf öğrencileriydik.

      Meydan da  şimdi anımsayamadığım bir yerde  sinema afişlerinin yapıştırıldığı kocaman panolar vardı. Karate filmleri  Yılmaz Güney filmleri , Cilalı İbo filmleri. ..Kafile ikiye bölündü. Düğün evine gidenler Maraş Caddesine doğru yöneldi Sinemaya gitmek isteyenler  Uzun sokağa daldılar. Ahmet’le ben de sinemalara yöneldik. Cebimizde toplam 150 kuruş  harçlıkla sinemaya giremedik.  Paramız yetmedi. Düğün tayfasını da kaybettik  Kalakaldık orta yerde  .Okulumuzda,   ben filan artisin filmine gittim diye hava atan arkadaşlarımıza mahcup düşmemek için bizde,  o boy  boy  afişlerden bol bol  artist isimleri ezberledik.  Sonra,  şehri gezmeye karar verdik.

      Daracık sokaklardan,  yüksek köprülerden yürüdük.  Kemer köprülerin altlarından geçtik, yürüdük, yürüdük, yürüdük. Bir balıkçı pazarına düştük. O zamana kadar yediğimiz hamsi ve istavritin dışındaki balıkların sadece isimlerini biliyorduk,  okul kitaplarından. Zargana mezgit, lüfer, barbunya, palamut daha birçok balığı ve orta yere kalın misinalarla yüzgeçlerinden astıkları o kocaman kılıç balığını hayranlıkla seyrettik balıkhanede.

      Sırtlarında semerle dolaşan şehir hamallarını görünce şehirde yaşamanın zorluğunu iliklerimize kadar hissettik. Elleri nasırlı,  ayakkabı boyayan ***n giyimleri kuşamları çok perişandı. Belli ki biz köyde yaşayanlardan daha fakirdiler. Çöplüklerden  kağıt ve boş meyve kasası toplayan gariban kadınlar gördük.”Uşuğum  bir ekmek parası “ diye dilenirken bazen horlanan yaşlı adamlar, gencecik ruhumuzda derin izler bırakmıştır. Şehrin bu yüzünü gördükten sonra köyümüzün daha medeni olduğunu insanlarmızın daha saygılı ve  daha bilgili olduğunu keşfettiğimi söylesem abartmış olmam. .
      Yazımın burasında sizleri sıkmama adına, İstanbula geldiğim ilk yıllarda (1976) Yazko edebiyat dergisinden ezberlediğim bir şiirden aklımda kalanları paylaşayım sizlerle;
                             “ Şaşkınlığın toprağına uzanan
                              Tek dallı bir ağaçtan
                               Sanki döne döne düşen yapraktım
                               Vapurdaki İstanbullu söylemeseydi
                               Martıyı deniz seven güvercin sanacaktım

                               Mavilik te beyaz çiçek açarmış
                               Köpük biçiminde öyle kocaman diye
                               Çığlık attığımda gülmüştü kızlar
                               İnce beyaz giysilerin içinde”                                     Devamı var



   
13  Kültür ve Sanat / Dil ve Edebiyat / Maziden bir yayla hikayesi : Mayıs 05, 2008, 01:29:17 pm
 Senin adın ne idi


Yayla çayırları biçilmiş ,İstavroma göçleri Balahor’a inmişti Evler şenlenmiş, obada tütmeyen
baca yok gibiydi.Kurutulup üstü naylonla kapatılmış balya yapılmaya hazır ot kumulları
ve biçilmemiş bir iki çayır dışında ineklerin zarar verebileceği tek bir yer kalmıştı:
Bizim Gartubuluk!

Ayeser yönünden güz yelleri esmeye başlamış olsada kırlardaki bahar tazeliği
devam etmekteydi . Karadeniz bölgesinin yaylaları, ayamlar yağışlı geçerse hep yemyeşil
kalırdı.Güz geldiğini günlerin kısalmasından bir de vargit çiçeklerinden ancak anlayabilir
diniz.
Şunu itiraf etmeliyim vargit çiçekleri beni hep hüzünlendirmiştir.Bu nazik ve kırılgan çiçekler
biçilen çayırlardan sonra liforla birlikte etrafı sarınca bir sonun haberini de vermektedirler.
Yayla aşığı iseniz bunu iyi bilirsiniz.İçinizi bir hüzün kaplar, kırlangıçlar gitmiştir.Gökyüzünde
Uçurtmalar gibi yüzen kartallarda yoktur artık. Aç karnınıza iseniz guguk kuşu sizi yener.Gugu ya
yenilmemek için sabah erkenden kalkıp gugular bağırmadan evvel ağzınıza bir lokma ekmek koymalı
sınızdır ki yenen siz olasınız..Ama gugular da göçtü. gitti.  Güneş de ısıtmamaktadır eskisi gibi.Firak kaçınılmaz
olmuştur.İnsana şiirler yazdıran değil mi ki bu hazan mevsimi!

Vargit çiçekleri kırları sardı çimenler sarardı
Günler kısaldı göç vaktidir şimdi
Takalım püskülleri buruncaları
Sen unuttun mu yoksa bizim oraları

Kışlık keselim Tilkibeli’nden
Selene verelim odunları
Eğilsin yerlere doruk dalları
Sen unuttun mu yoksa bizim oraları

hatırla temmuzda yaylaya kar yağdığını
hatırla balahor köprüsünü
hatırla yaban kirezlerinin açtığı sıraları
sen unuttun mu yoksa bizim oraları

(Ham****öy 2dergisindeki şiirimden)

Güz gelmesine rağmen bizim Balahor’daki patates tarlamız(gartubuluk) hala yemye
şildir.Daha iki ay gereklidir ki yumrular olgunlaşabilsin.Etrafını çevreleyen fıraklı onu
daha da cazip kılmaktadır.Sararan çimenlerin arasında yeşillik denizine bürünen bu bahçeyi
24 saat gözetim altında tutma mecburiyetindeyiz.Gündüzleri ineklerin, danaların gece
leri ise yaban domuzlarının tehdidi altındadır bizim gartubuluk.Kisaların(ala karga)
saldırısı ayrı bir zul.Babam,eski ceket ve eski pantolonların içini ot doldurup insan
suretinde korkuluklar yapar tarlanın değişik yerlerine takar başlarına eski şemsiye,
eski şapka geçirip tarlayı korumaya alırdı (göya) .Tarlanın tam orta yerine uzun
bir kazık çakıp ucuna da gemici feneri asmıştı.Akşam karanlık olunca gelip feneri
yakardık.Bir sabah feneri söndürmeye geldiğimde ne görsem iyi dersiniz! Hınzır gel
miş tam fenerin dibini eşmiş yeni yeni olgunlaşmaya başlamış gartubuları toplayıp
yemiş her tarafı talan etmiş . Kisalar başka tiraji komik bir olaylın kahramanı idiler;
Tarlayı eşeler, patatesi gagasına alır, uçup bizim korkuluğa konar orda afiyetle yer,
korkuluğun üstüne de ziniyasını bırakırlardı.

Bir gün Hebiloğlu Muhammet’in inekleri fıraklıyı kırıp dalmışlar bizim gartubuluğa.
Ziynet ortalıkta yok, koştum taş kesek ne elime geçerse vura vura hayvanları bahçe
den.kovuyorum! ama bütün öfkemle hayvanlara vuruyorum. TulukÇavuş öteden
seslendi- dilsiz hayvanın ne günahı var! Çobanı tut…döv.Düşündüm iyi fikir, öfkemi
bari çobandan alayım. Başladım kızı kovalamaya.Benden kaçarken sara nöbeti tut
masın mı! Düştü bayıldı .bütün oba Ziynet’in başında su dök,kasılan yumruklarını aç
maya çalış, soğan koklat, yarım saat uğraştırdı bizi. Çok üzüldüm tabi. Ayılıp kendi
ne gel diğinde; seni agama söyleyeyim de görürsün dedi. 
Komada yaylasından bir pazar günü sepetlere yağı peyniri doldurup eşeği
yükledik. koyulduk köyün yoluna, merkep önde ben arkada,tam Çifteköprü’nün
üst tarafındaki dönemece geldiğimde karşımda Hebiloğun Mustafa dor ata binmiş
Nazmiye’ si yanında olduğu halde yaylaya gidiyorlar. Mustafa ağabeyi görünce ayak
larımın bağı çözüldü, korkudan zangır zangır titremekteyim.Etrafıma baktım kaçıp
kurtulma şansım sıfır, ben bu halet i ruhiye açmazında kıvranırken , at eşeğe eşek te
ata hucum etti .O atının dizginlerine ben merkebin yularına asıldım hayvanların dalaş
masına mani olduk
Bana zaman kazandıran bu kısa süreli olayın ardından eşek enişe döndü yola
koyuldu bende gitmeye yeltenirken, gür bir sesle bi dakka dedi Mustafa!
“seğen adın ne?” ben en masum yüzümü takındım :Şenol dedim . O, yok yok dedi,
Cemil,,,Zeki ,,Yok yok Nejmi ,Cemal,,,,.
Rahmetlim bütün kardeşlerimin adını hatırlıyor ama benim adımı bir türlü anımsa
yamıyordu. Bana fena bir “zırpantu” çekecek çekmesine ama yanlış kişiyi dövmek
te istemiyordu. Tam da bu sırada bizim merkebin köprüye girmekte olduğunu gör
düm. Eşek yüklü ,köprü daracık ve aşağı ki virajdan petrol yüklü tankerler aştı geli
yor. Eyvah eşek ezilecek deyip fırladım. Mustafa ağabeyin bir anlık dalgınlığı ve şaş
kın bakışları arsında yakalanma menzilinden çıktım. Taş attıysa da isebet ettiremedi.

Son sözleri “Seni agibet elime korum”  : Şaşırmış Ağlayan
14  Kültür ve Sanat / Dil ve Edebiyat / Ynt: ŞİİR : Mayıs 03, 2008, 06:57:46 am
 Teşekkürler yönetici Sırıtan
15  Kültür ve Sanat / Dil ve Edebiyat / Ynt: ŞİİR : Mayıs 03, 2008, 06:11:15 am
  Mesaj bana'ysa teşekkürler laz kızı! Hoş bulduk
Sayfa: [1] 2
Powered by SMF 1.1.5 | SMF © 2006, Simple Machines LLC
Seo4Smf v0.2 © Webmaster's Talks