Mesajları Göster
|
|
Sayfa: [1]
|
|
1
|
Yaşam / Çevre / Meyve cekirdegi komedisi!!!!!!!
|
: Haziran 20, 2008, 01:25:07 pm
|
???MANÝSA GÖNÜLLÜLERÝ: ÇEKÝRDEK TOPLAMA? (!) KAMPANYASI&Onaylayan admin Çarþamba, 21 Kasým 2007 Son Güncelleme Çarþamba, 21 Kasým 2007 SÜCAATTÝN ERDEM - ÇEKÝRDEK TOPLAMA? (!) KAMPANYASI… 19.10.2007 / MANÝSA YARIN GAZETESÝ Meyve yetiþtirmek, diðer bütün bitkilerden daha zor emekli bir iþtir. Aðaçlar devamlý ister. Budama, ilaçlama, gübreleme, gereðinde sürme, sulama, çapalama... derken hem zaman, hem de güç gerektirir. Ayrýca bu gibi iþlerin tekniðinin de çok iyi bilinmesi lazýmdýr. Doðru ve vaktinde yapýlmazlarsa: verim alýnmaz, aðaçlar zamanla çalýlaþýr ve kurur. Tohumla (çekirdekle), çelikle, yada kök sürgünüyle... meyve fidaný yetiþtirilebilir. Çekirdekle yetiþtirme çoðunlukla pratik deðildir. Çünkü kültür meyveleri çekirdekten yabani çýkar. Yani yinetik anlamýyla açýlýrlar!.. Örneðin: kiraz - viþne çekirdeðinden mahlep (idris) çýkar. delicelerin yerinin deðiþtirilmesi, yeterli kalýnlýða ulaþtýktan sonra aþýlanmasý oldukça uzun zaman gerektirir. Kayýsýdan zerdali, þeftaliden nemaguart, erikten yabani erik çýkar. Ceviz, badem, kestane ise aslýna uygun meyve verirler. Þayet tohumdan çekirdekten fidan üretilecekse! Ýyice olgunlaþmýþ kaliteli meyvelerden çekirdek veya tohumlar kasým ayýnda bol gübreli ve kumlu topraða ekilir, baharda çýkan fideler 2 yaþýna gelince asýl yerlerine dikilir. Çeþidine ve gövde kalýnlaþmasýna göre dört beþ yaþýna geldiðinde aþý vurulur. Manisa bir tarým memleketidir. Üretim deðerleri sýralamasýnda ülke birinciliðini yýllardýr korumaktadýr. Manisa Ýlinde yüzlerce ziraat ve orman mühendisi, biyolog, veteriner... teknik elaman görev yapmaktadýr. Yukarda açýkladýðým hususlar, az çok rençper olan her Manisalýnýn da malumudur. Tereciye tere satmayalým!? Bu güne kadar kimseden ses çýkmayýnca, her çekirdek bir meyve yaygarasýný inceleyip, halkýmýzýn gülümseyerek izlediði bu kampanya hakkýndaki görüþlerine tercüman olmak ihtiyacýný hissettim. Oluþturulacak çevre gönüllüleri marifetiyle, orman ve aðaçlandýrma dairesinin uygun verdiði yerlere çekirdekler kendi kalýnlýðýnýn 3-4 misli derinliðe gömülür, çýksýn da ne çýkarsa kadarý çýkarsa çýksýn diye beklenir! Bu düþünce, bu niyet bir ölçüde anlaþýlabilir... Eðer çekirdek saðlýklý ise uygun nem, toprak ýsýsý bulduðunda çatlamasý, filizlenmesi muhtemeldir. Bu yabani (delice) fidelerin bir kýsmýnýn, ilk evrede kurumadýðýný varsayalým! Ya sonrasý?! Muhterem hemþerilerim! Fidan üretmenin yolu yöntemi vardýr. Eðer samimiysek topladýðýmýz çekirdekleri; hava, nem, ýsý, ýþýk... koþullarýný kontrol edebildiðimiz bir ortamda kumlu, milli (týnlý) topraða ekerek filizlenmelerini temin edebiliriz. Üretilen yabani fidanlar o hali ile ya da aþýlandýktan sonra istenilen yerlere taþýnýr ve dikilebilir. Bu fidanlarý dikmekle iþimizin bitmeyeceðini yineliyorum... Yurdumuzun hemen her bölgesinde bulunan meyvecilik araþtýrma enstitüleri ve yüzlerce giriþim sahibi kendi yörelerinde yetiþtirilmesi uygun meyvelerin fidanlarýný bu yöntemlerle üretmektedir. Fidan üretmek aðaç yetiþtirmek ciddi bir iþtir... Çekirdeklerin paraþütten saçýlarak toprakla buluþturulmasý fikri ise adý üstünde tamamen saçmalýktýr?! Araziye serptiðimiz - saçtýðýmýz (torbaya tüplere vs. konsa dahi) çekirdekler toprakla buluþacak? Daðda, ormanda, rasgele bir yere düþmek toprakla buluþmak mýdýr? Bunlar sülük mü, solucan mý, mantar mý?! Çekirdeðin yeri delecek burgusu mu var? Vantuzlu mu, zýpkýn mý? Topraðýn içine nasýl girecek? Tarlaya ekilen hububat bile yüzlek (yüzeysel) yani ikileme bir sürümle kapatýlýr, çoðu tapan çekilerek bastýrýlýr!.. Diyelim ki! Serptiðimiz dört milyon çekirdekten üç yüzü, beþ yüzü hasbelkader çatladý zayýf kökçüklerle bir süre toprak yüzeyine tutundu... Peki!? Sýcak ve kurak yazý ? güzü ? zorlu bir kýþý nasýl atlatacak? Onlardan kaçý büyüyüp aðaç olacak meyve verecek!? Bu kadar gürültü koparmaya deðer mi? Ramazan boyu ziyaretinde bulunduðum birçok esnaftan: Yahu bu iddialara çocuklar Bu kampanya nedir Allah aþkýna? Millet dilini mi yuttu? Ziraatçýlar niçin seyirci kalýyor, kimse niçin zahmet edip bir þeyler söylemiyor?.. Sözlerini defalarca iþittim. Ýþin aslýný astarýný, esasýný bilmeyenlerin gösterdiði ilgi, Hollandalýlarýn yüzyýlýn kampanyasý olarak bakmalarý... Manisa Belediyesi, tema vakfý, Manisalý paraþütçülerin, havacýlýk topluluðu ve daðcýlarýnýn yapmaya hazýrlandýklarý þov da bilimsel gerçekleri deðiþtiremez. Tarihi insanlýk kadar eski olan botanik, yinetik ilmi sayýlarla ifade edilemeyecek zengin bir literatüre sahiptir. Sizler halký akýldan mantýktan yoksun, ilimden irfandan bihaber mi sanýyorsunuz? Karbondioksit, oksijen, fotosentez, küresel ýsýnma... yok efendim! ?Ormanýn mutfaðý? peh peh! Laf salatasý yaparak ?Amerika?yý yeniden keþfetmeye, Dünyayý kurtarmaya kalkmayalým!? Konuyla alakalý alakasýz... Söylediklerinizin çok daha fazlasý ilköðretim ders kitaplarýnda yazýlý. Ormanlara meyve aðacý dikilmesi gerekçesinin haklý veya haksýzlýðýndan evvel, sözü edilen yollarla; çekirdekten yeterince aðaç yetiþtirebilmenin mümkün olup olmadýðýný sorgulamalýyýz. Aylarca kamuyu seferber ederek, zihinleri meþgul etmenin, belediye depolarýný çöplüðe Zeki Bingöl'ün veb Sitesi http://www.zekibingol.com Joomla! ile Güçlendirilmiþtir Oluþturan: 20 June, 2008, 22:03 çevirmenin... þimdide gariban iþçilere, zavallý hastalara pösteki saydýrmanýn maliyeti sýfýr mý? Dört beþ ton çekirdeði serpmeyi üstlenen paraþütçülerin baþýna bir iþ gelirse!? Allah birileri kazaya maruz kalýrlarsa bunlarýn sorumlusu kim olacak?.. Onca kuruluþun, nasýl gaza gelip dolmuþa bindiðini hala anlamýþ deðilim. Nasrettin Hocanýn Akþehir Gölüne ya tutarsa!? diye yoðurt mayasý çalmasý þayaný dikkattir. Lakin O sadece bir nüktedir. Zeki Bingöl'ün veb Sitesi http://www.
|
|
|
|
|
2
|
Yaşam / Çevre / ÇEVRE Mİ? EKOLOJİ Mİ?
|
: Haziran 01, 2008, 10:55:06 am
|
|
Kitap Adı Çevre mi? Ekoloji mi? Yazar Adı Tahir Çalgüner ISBN 975-591-527- 3 Fiyatı 8.00 YTL Ebatı 13.5 x 19.5 Sayfa Sayısı 108 Sayfa Baskı Sayısı 1. Baskı Baskı Yılı 2003 Açıklama Ekolojik düşünce; doğayı “müzeci”, “salt koruma” yaklaşımlarına teslim etmek değildir. Toplumsal kalkınma ve gelişmenin uzun vadeli “iktisadiliğini” de garanti altına alan yeni bir bilim paradigmasıdır. Bu baplamda konuları üç büyük başlık altında ele alan eser Üniversitelerde kabul edilemeyen grüşleri toplum jürisi önüne sunmaktadır. Yayıncı NOBEL
|
|
|
|
|
3
|
Yaşam / Çevre / Kıssadan üç hisse ve düşündüren “Ekolojik "bir" bilmece
|
: Mayıs 24, 2008, 04:21:57 pm
|
Kıssadan üç hisse ve düşündüren “Ekolojik" bir bilmece”  Bir akademisyen, bir bilim adamı ve bir Entellektüel, fakültede oturmuş aralarında Ekoloji ve Çevre tanımlamaları hakkında derin bir sohbet içinde tartışıyorlarmış. Bir ara, Akademisyen, bilim adamına sizin şu anda çevrenizde kaç kişi var demiş? Bilim adamı 2 cevabını vermiş. “sen ve entellektüel.” Entelektüel, bilim adamına aynı soruyu sormuş 2 cevabını almış…”sen ve akademisyen” Tartışma uzamış durmuş devamlı olarak bir kişi ek**** çıkıyormuş. Daha sonra aralarında iki kişinin aklına “biz kaç kişiyiz?” demek gelmiş. Sonrasında birbirlerine,biz kaç kişiyiz? sorusunu sormuşlar. Bir kişi dışında herkes üç kişiyiz demiş. Bir tutanak düzenlemişler 2 = 3 olmadığından dolayı Çevre merkezcilik kuramına dayalı ”Çevrecilik” ile, bütünü simgeleyen “ Ekolojizm” in, birbirinden farklı iki yaklaşımdır sonucuna vararak imza altına almışlar. “oy çokluğu” ile verilen bu karara bir kişi imza atmamış ve muhalif kalmış. Acaba, bu iki kişinin çevresinde yer alan bir(1) kişi kim miş ? Dilden dile dolaşan bu hadisenin esasını öğrenmek isteyen “bilgiç bir kişi , olaya şahit olan ve tesadüf eseri bu kişilere üç adet çay servisi yapan üniversitede bilge kişiliği ile tanınan “James Bond Sulhi”ye (fakülte çaycısına) sormuş. Sulhi gülümsemiş … ve lafı yapıştırmış; “Sözde ekolojist özde çevreci olan, hayatın ve bilimin görünürlüğünü anlamayan kişi” der. Sonra, bilgiç kişiye dönerek; seçiminizin kabulü, size aittir demiş. Senin de düşündüğün “kişi” diyerek… Çay ocağına doğru çekip gitmiş… Acaba sizce bu karara muhalif olan kişi kim miş? TAHİR ÇALGÜNER
|
|
|
|
|
4
|
Meydan Parkı / Fıkralar / Ekoloji bilmecesi
|
: Mart 14, 2008, 02:23:38 am
|
Bilmece.. bildirmece (Ekoloji) - Yasanir, bir butunun "aynen" kendisinde. - Algilanir, aslinda.. butunun ,tek bir parcasinda. - Ancak, anilir.. ismi, binbir (1oo1) türlü "çevre"!! adındaki bir yanlis "anlam"da. -Yurekte benimsenir sozu. -Akilla anlasilir ozu. -"Bir"dir. Ozu, sozu. -Dort hecedir, kendisi. -O, bir "bilim"dir. -Bilin bakalim.. bu nedir? Sevgiler. ..... Tahir Calguner
|
|
|
|
|
5
|
Yaşam / Çevre / Ekolojinin Türkcemizdeki anlamı.
|
: Mart 11, 2008, 05:33:37 pm
|
www.istanbulindymed ia.com _/EKOLOJI/ alintilama 2008 CR
Farkli bir Ekoloji tanimi:
Bir Ekolojide ; a) Ureticiler b) Tuketiciler ve c) Ayristiricilar olmak üzere uc temel katagori vardir. Dusunce ureten "Ekolojistlerle" ile Dusunce tuketicisi "Cevreciler" arasındaki , "cevreciler" lehine olusan bu dengesizlik "dusunce ayristiricilarinin", bir toplumdaki populasyonunun, azalmasindan kaynaklaniyor. Dolayisiyla, dusunsel ekosistemimizde olusan bu anamoli de ; ekosistemlerdeki zincirleme yikimlar olarak biz insanlara geri donuyor. Ekolojik olmayan bu durumu onlemekte; Ekolojist paradigma ile "Cevrebilim- cilik"! arasindaki "ayirimi" algilayan ayrim-laştiricilarin ; ekosistemin zihinsel "dilini" ve (domino etkisindeki) iliskilerini cozumlemelerinden geciyor.... Dusuncelerin de bir ekolojisi vardir. "Asinan asilir" ve "Olum, yasami beslemeye devam eder"! Saygilarimla. Tahir CALGUNER
|
|
|
|
|
6
|
Yaşam / Çevre / T.D.K, "Ekoloji" kavramına sahip çıktı.
|
: Mart 07, 2008, 10:33:37 am
|
|
ekoloji, "çevrebilim" değildir. (t.d.k y. kurul kararı)
'Ekoloji 'sözcüğü yeniden tanımlandı 26.01.2005 Hürriyet Türk Dil Kurumu (TDK),
Türkçe Sözlük'te 'çevre bilimi' olarak geçen 'ekoloji' kelimesi sözlükten çıkartıldı.
Türkçe Sözlük'ün yeni baskılarında "çevre bilimleri" ve "ekoloji" sözcükleri ayrı ayrı yer alacak. Gazi Üniversitesi Mühendislik Mimarlık Fakültesi öğretim elemanı Tahir Çalgüner, A.A muhabirine yaptığı açıklamada, TDK'dan "ekoloji" ve "çevrebilim" sözcüklerinin ne anlama geldiğini sorduğunu ve "Yunanca kökenli ekoloji sözcüğünün, Türkçe'de çevre bilimi olarak tanımlandığı" yanıtını aldığını belirtti. Bunun üzerine "ekoloji" sözcüğünün "çevre bilimi" anlamına gelmediğine ilişkin çalışma yaparak kitap haline getirdiğini ifade eden Çalgüner, yeniden TDK'ya başvurduğunu anlattı. "PEK ÇOK BAŞVURU GELDİ" TDK Başkanı Prof. Dr. Şükrü Haluk Akalın, Güncel Türkçe Sözlük'ü internette kullanıma açtıktan sonra sözlük kullanıcılarının, kelimelerinin anlamları konusunda pek çok öneri ve görüşlerini kendilerine iletiklerini belirterek, "Adeta imece usulü Türkçe sözlüğü geliştiriyoruz" dedi. "Ekoloji" kelimesiyle ilgili olarak da çok sayıda başvuru aldıklarını anlatan Akalın, bunların, "ekoloji kelimesine karşılık gösterilen çevre biliminin bu kelimeyi tam olarak olarak karşılamadığı, çevre biliminin daha alt bir dal" olduğunu kaydetti. Akalın, bu görüşleri Güncel Türkçe Sözlük Çalışma Grubu'nda değerlendirerek üniversitelerden görüş alınmasına karar verdiklerini söyledi. Üniversitelerden gelen görüşler doğrultusunda "ekoloji" kelimesinin tanımını değiştirdiklerini belirten Akalın, internetteki sözlükte değişiklik yaptıklarını, Türkçe Sözlük'ün yeni baskılarında da ekolojinin yeni tanımına yer vereceklerini bildirdi. TDK'nın kararına göre, ekoloji kelimesi, "canlıların hem kendi aralarındaki, hem de çevreleriyle olan ilişkilerini tek tek veya birlikte inceleyen bilim dalı" olarak tanımlanırken, sözlüğe, "ekolojist, ekolog, ekolojizm" gibi terimler de ilave edildi ve bunların tanımları yapıldı. TDK, "Çevre bilimleri"ni ise çeşitli bilim dallarını içerisinde toplayan, insan-doğa ilişkilerini ve çevre sorunlarını inceleyen, uygulamalı ve disiplinler arası bilimler olarak tanımladı.
|
|
|
|
|
7
|
Bilim ve Bilişim / Bilim ve Teknoloji / " Çevrecilik" kelime takiyesidir.
|
: Mart 07, 2008, 10:29:50 am
|
|
Ekolojizmi Çevrecilikten Ayırmak: Bir Yeniden Düşünme Denemesi Ümit Şahin
“Yeşiller sık sık ‘çevre’ politikalarına sahip partilerin renksiz partiler olduklarını söylerler. Diğer bir deyişle eğer sorunları birbiriyle karşılıklı bağlantı içinde görüyorsanız, o zaman bir ekolojist ya da bir yeşilsinizdir. Eğer yumaktan sadece tek bir ipliği çekip onu izole bir biçimde ele alıyorsanız o zaman da siz bir çevrecisiniz demektir. (...) Çevrenin korunması ağaçlar ve yeşil alanlar için tasalanmak kadar ekonomik ve sosyal değerlerle ilgili şeyler yapmayı da gerektirir.”1
Bu tanımlama İngiliz Yeşiller Partisi’nden Jean Lambert’in yazdığı bir yeşil siyaset kitabından, “Değişim Yoksa, Şans da Yok”tan. Yeşillerin çevrecilerle araya mesafe koyarken kullandıkları standart argümanı oldukça iyi özetleyen bu alıntıda gözlemlenen bakış açısı, bir yandan da hala yeşillerin kamuoyunda çevrecilerle eşdeğer sayılmasının nedenlerinden biri olabilir mi? Daha doğrusu çevrecileri ekolojiyi dar bir perspektifte kullanmakla suçlayıp bütünsel bakışı yeşil politikaya özgü saymak yeterli bir açıklama mıdır?
Yeşiller arasında çevrecilik ile yeşil politikanın ya da ekolojizmin birbirinden ayrılması kadar sık tartışılan ve hayati olarak görülen az konu vardır. Bunun nedeninin ideolojik bir kavramsallaştırmadan ziyade yaşanan deneyimler olduğu söylenebilir. Çevreci hareketler yinellikle belirli bir çevre sorununun çözümü için noktasal çalışmalar yaparlar. Meşhur “küresel düşün, yerel hareket et” sloganının da bir uygulaması olarak bulundukları yerlerde yaşanan çevre sorunlarını ele almak, çevre bilincini geliştirmek için eğitimler düzenlemek, mesleki veya bilimsel alanlarla çevre sorunlarının kesişme noktalarında çalışmak ve politik ve makro düzeydeki tartışmalara pek fazla prim vermeden saptadıkları sorunun çözümüne ilişkin somut çalışmalara öncelik vermek çevreci tarzın karakteristikleri arasında sayılabilir. Sahile vurmuş denizyıldızlarını tek tek denize atmakla ilgili hikayeyi çevrecilerin severek sahiplenmeleri boşuna değildir. Kurtarılan tek bir kaplumbağa, yanması engellenen bir orman, bir sulak alanın yeniden canlılık kazanması sonuçları daha elle tutulur çabalardır ve bireysel anlamda da daha fazla tatmin ve mutluluk sağlarlar. Ancak seçtikleri bu yol, çevrecileri sıklıkla ilgilendikleri çevre sorununun kökenini göz ardı etmeye (ya da gereğince öncelik vermemeye) zorlar ve hatta daha da önemli bir risk almalarına, yani dert ettikleri çevre sorununun kökenindeki aktörlerle (devlet, kapitalistler gibi) zaman zaman aynı tarafa düşmelerine, ya da karşı tarafta kalsalar bile taviz vermelerine, veya düpedüz kullanılmalarına neden olabilir. Tabir doğrudan sermayeye ya da devlete ait çevreci hareketlerden değil, gerçek anlamda sivil çevrecilerden bahsediyorum, diğerleri bütünüyle bu analizin dışında kabul edilebilir. Öte yandan çevrecileri de homojen bir blok olarak görmemek gerektiğini, örneğin doğa korumacılarla çevre sağlığı için çalışanları, ya da hayvan hakları için mücadele edenlerle çocuklara çevre bilinci vermeyi hedefleyenleri aynı kategoride değerlendirmenin yanıltıcı olabileceğini söylemeye, bilmem gerek var mı?
Yeşillerin politik alanda var olmayı önemsemeleri, noktasal çabaları bütünüyle yararsız ve yanlış saymasalar da, sorunu daha bütünlüklü bir resmin içinde ele almaya çalışmaları sadece yeşilleri çevrecilerden değil, çevrecileri de yeşillerden uzak tutmuştur denebilir. Ayrım sadece kimi yeşillerin politik alanı temsili demokrasi sınırlarına kadar genişletmelerine ve parlamenter sistemde yer almayı da kabul edilebilir, hatta tercih edilir görmelerine bağlı değildir. Çalışma alanları ve tarzlarındaki farklılıktan toplumun algısındaki resmin önemsenmesine kadar bir dizi neden sayılabilir. Yeşiller çevrecilerle birlikte çalışırlar (ya da tersi durumda çevreciler yeşilleri çalışmalarına kabul edebilirler), hatta yeşiline göre değişmekle birlikte, yeşiller çevrecileri yeşil politikanın tabanı olarak bile görebilirler. Öte yandan çevrecilerle birlikte anılmak, hele hele çevreci olarak adlandırılmak çoğu kez yeşiller için bir kabustur. Bu durum yeşillerin politik bir hareket olmaları nedeniyle asıl hedeflerinin düşünsel ve eylemsel zemindeki ‘taraftarlarının’, daha doğrusu kendine ‘yeşil’ diyen bireylerin sayıca ve nitelik olarak artması olduğu düşünüldüğünde normal karşılanabilir. Yeşillerin, şiddet karşıtlığı gibi bazen ekolojik kaygılar kadar önemsedikleri ilkelerinin ‘çevreci’ tanımlama altında tümüyle arka planda kalması da önemli bir sıkıntıdır. Bu kadar basit bir kavram karışıklığı yeşillerin bütün bir politik zeminlerinin altlarından kaymasına bile neden olabilir.
Yine de yeşil politikayla çevreci hareket arasındaki ayrımı bu kadar “davranışsal” bir tarzda ele almak bana yeterli görünmüyor. Öyleyse biraz daha “ideolojik” bir bakış açısıyla yeşillerin çevrecilerden nasıl ayrıldıklarını ve aradaki temel gerilimleri anlamaya çalışalım.
Sosyal ekoloji – Derin ekoloji - Çevrecilik
Yeşil siyasi düşünce yelpazesinde kendini doğrudan doğruya ekolojist olarak tanımlayan en azından iki ana akım bulunuyor: Sosyal ekoloji ve derin ekoloji. İlginç olan sosyal ekolojinin de, derin ekolojinin de, kendi aralarında düşünsel olarak pek geçinemeseler de, çevrecilere çok sert çıkmaları, hatta neredeyse kendilerini çevrecilikle aralarına koydukları ayrımla tanımlamalarıdır. Derin ekoloji ismiyle bile bir noktaya kadar bu tartışmaya işaret eder. Derin ekolojistler tarafından doğadaki çeşitliliği kaynak olarak gören ve kirliliği ekonomik kalkınma için bir engel olmadığı sürece tolere edebilen insan merkezli bir yaklaşım olarak görülen (daha doğrusu suçlanan) yüzeyel ekoloji (yani çevrecilik), derin ekoloji yaklaşımında bunun tam tersiyle karşılanır. Derin ekolojistler doğanın kendisi için ve kendinde bir değer taşıdığını söylerler, kalkınmayı ikinci plana atarlar ve insan merkezciliğe bütünüyle karşı çıkarlar. Günseli Tamkoç “derin ekoloji çevreci reformculuğun tam tersidir” der. “Yani insanı odak alan bir düşünüş değil, doğayı odak alan (biyosantrik) bir görüştür.”2 Günseli Tamkoç çevreci hareketin 19. yüzyılda gelişmeye başladığı dönemden itibaren pragmatik amaçlı olduğunu ve endüstrileşme ve kentleşmenin temelindeki sosyal ve felsefi varsayımları pek kurcalamadığını söyler. Çevreciliğin gelişimindeki kaynak korumacı yaklaşımı ve ekonomik değerlere verilen önemi eleştirir.
Arne Naess’in derin ekolojistlerin teknik çözümleri reddederken bilimsel bakışı da bütünüyle sorgulaması, hatta bütünsel bir görüş olarak tanımladığı derin ekoloji hareketini bir bilim olan ekolojiden ayırmak için “ekosofi” kavramını ortaya atması ve ekolojik bilgelik kavramına atfettiği önem, derin ekolojinin çevre kirliliğini önlemek için daha az kirletici, ve yaratılan kirliliği önleyici yeni ve ileri teknolojilere ve mühendislik yaklaşımlarına prim veren, böylece hemen ve etkili bir biçimde sonuç almaya odaklanan çevreci hareketlerden bayağı uzak noktalara düştüğünü gösterir 3.
Bookchin’in derin ekolojistlerle sert polemiklere girmeyi sevmesi, sosyal ekolojinin de çevrecilikle arasına en az derin ekolojinin yaptığı kadar kalın çizgiler çekmesine engel olmaz. Bookchin’in tahakküm yapılarını, hiyerarşiyi, insanın insan ve insanın doğa üzerindeki tahakkümünü merkeze alan düşüncesi doğal olarak çevreciliği ekoloji hareketlerindeki bir sapma olarak görmesine neden olur. Bookchin bir yazısında şöyle der: “Ekoloji hareketi, bütün yönleriyle tahakküm sorununu kucaklamadıkça, zamanımızın ekolojik bunalımının kökenindeki nedenleri ortadan kaldırma yönünde hiçbir katkıda bulunamayacaktır. Ekoloji hareketi, radikal bir biçimde kapsamlı bir devrim fikrine olan ihtiyacı göz önüne almaksızın, sadece kirlenme ve korunma ile ilgili reformlarda, yani sadece “çevrecilik”te takılıp kaldığı takdirde mevcut doğa ve insan sömürüsüne dayalı sistemin emniyet subapı olmaktan öteye gitmeyecektir.”4
Bookchin ya da Naess tarafından dile getirilen görüşler ve bu keskin ayrımcı yaklaşım yeşil siyasi hareketleri besleyen bu iki önde gelen düşünsel akımın kendi iç tutarlılığı açısından elbette önemlidir. Bu görüşler yazının başında da sözünü ettiğim standart yeşil açıklamanın temelleri sayılabilir. Şimdi bir de daha mesafeli bir noktadan, ekolojizmi bir ideoloji olarak çevreciliğin karşısında/dışında durmaya mecbur bırakan bir yaklaşıma göz atalım. Keele Üniversitesi’nde siyaset bilimi alanında öğretim üyesi olan ve yeşil siyasi düşünce üzerine yazdığı ve birinci baskısı 1990’da yayımlanan kitabı5 bugün kendi alanında kla**** bir metin sayılan Andrew Dobson bu konuya kuvvetli bir vurgu yapıyorr.
Bir ideoloji olarak ekolojizm
Çevrecilikle ekolojizmi birbirinden ayırmak gerektiğinin üzerini ısrarla çizen Andrew Dobson, faklı ekolojizmler olabileceğini, ama çevreciliği bu sınırlar içine yerleştirmenin ekolojizmin doğasına ilişkin kafa karıştırıcı mesajlar yollayabileceğini söyler. Dobson, tezini savunurken bu iki akımın şiddet olarak değil, tür olarak tamamen ayrı olduğunu vurgular. Yaygın anlayışın çevreciliğin yeşil politikanın ya da ekolojizmin“az radikal” ya da “hafif” formu olduğunun düşünülmesi olduğunu hatırlarsak bu vurgunun önemi artar. Dobson’a göre bu iki akım aynı aileye mensup değillerdir. Diğer bir deyişle çevrecilik “açık yeşil” değildir, çünkü yeşil değildir.
Bu çözümlemenin dayandığı temel noktaya, yani çevreciliğin ekolojizmin aksine bir ideoloji olmadığına dair fikirler ister istemez neye ideoloji diyebileceğimiz ve ekolojizmin bir ideoloji olarak nasıl ve neden tanımlanması gerektiği sorularını sormamıza neden oluyor. Dobson ideolojilere üç temel özellik atfediyor:
Birincisi ideolojilerin toplumun analitik bir tanımını yapmalarının gerekmesidir. İdeoloji “kullanıcılarına siyasi dünyada yollarını bulmalarını sağlayacak referans noktalarını bir araya getiren bir harita”dır. Örneğin “ekolojizm asit yağmurunu basitçe termik santral bacalarından çıkan karbondioksitin filtrelerde tutulmamasının bir sonucu olarak değil, birbiriyle ilinti içinde bulunan canlı ve cansız toplumun bir üyesi olmaya özgü olasılıkların (ya da burada daha uygun olarak sınırlamaların) yanlış okunmasının bir belirtisi olarak değerlendirecektir.”6
İkincisi ideolojilerin özel bir toplum şekli önermek zorunda olmasıdır. Bunu basitçe politik bir reçeteye sahip olmak diye açıklayabiliriz. Dobson’a göre “siyasi ideolojiler tarafından üretilen reçeteler sadece sorun temelinde olmayacaktır, daha çok insani duruma ait bazı kavramlar ve bununla ilgili sınırlamalar ve olasılıklar üzerinde kurulacaklardır. Dahası bu, ‘Güzel Yaşamın’ ilkelere sahip görünümlerine tercüme edilecektir ve meşruiyetlerini araçsal aklın kullanılmasından alan bir teknik ayarlamalar dizisinden başka bir şey olmayan reçetelerle güçlü bir karşıtlık oluşturacaktır. Başka bir deyişle ideolojik reçetelerin meşruiyeti politik teori çalışmalarında bulunan gözlemlerden kaynaklanacaktır; aynı katılıkla düşünülmeyecek, ama orada olacaklardır.”7
Son olarak da ideolojiler “politik eylem için bir program sağlamak, ya da halen yaşadığımız toplumdan ideoloji tarafından önerilen topluma nasıl ulaşacağımızın yolunu göstermek zorundadırlar.” 8 Bu üç noktada ekolojizmin konumu onu açıkça bir ideoloji olarak tanımlamamıza neden olur, çevrecilik ise ideoloji olmayan bir ‘ikinci dizi’ tanımlama ve reçete biçimi olarak örneğin demokrasi kavramının yakınına konur.
İdeoloji terimi eğer toplumu açıklamakta, çözümlemekte, siyasi ve sosyal dünyaya anlam vermekte kullanılıyorsa, ekolojizmin zaman zaman fazlasıyla kalın çizgilere sahip bir ideoloji olduğu bile söylenebilir. Özellikle de iyi tanımlanmış, sınırları belirlenmiş ve temel argümanları kolaylıkla özetlenebilecek ekolojizm akımları için, örneğin sosyal ekoloji için bunu söyleyebiliriz. İnsan kavramıyla ilgili ontolojik yaklaşımları ve önerdikleri kilit önemdeki kavramlarla, ekolojizm yelpazesinin bazı kanatları rahatlıkla bütünlüklü bir ideoloji olarak okunabilir. Tabir bu noktada ideolojinin tanımıyla ilgili farklı yaklaşımların işi çetrefilleştireceğini baştan kabul ediyorum. Ama Dobson’un siyaset bilimci bir akademisyen olarak burada üstlendiği rol biraz da bu tıkanmaları aşmak olamaz mı?
Dobson, tartışmasının bir yerinde Heywood’dan yaptığı bir alıntıyla siyasi kavramların elastik olduğuna vurgu yapıyorr. Bu tanımlama özellikle ekolojizmin bir ideoloji olduğu söylendiğinde rahatsız olabilecek yeşiller için önemli olabilir, ne de olsa ideoloji kavramının alışıldık kullanımı kesinleşmiş bir temel oluşturan ilke ve değerler silsilesine, sorgulanmaz doğrulara, neredeyse dogma kavramına denk düşen bir donukluğa yakın düşüyor. Buna devletlerin ideolojik manipülasyon aygıtlarının özgür düşünceyi önemseyen bireyler üzerinde yarattığı dehşet duygusunu da ekleyebilirsiniz. Oysa Heywood’a göre “her ideoloji bir dizi karakteristik düşünce ve inançlara sahip olabilir, ancak bu fikirler sürekli olarak yeniden ele alınır ve tanımlanır. Gerçeklikte tüm siyasi kavramlar ‘elastiktir’; kendi kendilerini doğrulayan ya da değişmez bir anlama sahip değildirler.”9
Dobson ise ideoloji kavramını çok daha teklifsiz kullanıyor. Bunu yaparken de farklı ideolojiler arasında bir “çekirdek değer” analojisi yapıyorr. Bu amaçla kulandığı iki “ana damar” liberalizm ve sosyalizm. Liberalizm çekirdek değer olarak “özgürlük” kavramına sahip Dobson’a göre, sosyalizm ise tahmin edilebileceği gibi “eşitlik” kavramına. Dobson bu ideoloji çekirdeklerinin tartışılmaya açık, hatta yanlışlanabilir olduğunu vurgulamayı bu noktada da ihmal etmiyor. Peki bir ideoloji olarak ekolojizm hangi çekirdek değere sahiptir dersiniz? Dobson bu değerin “ekomerkezcilik” olduğunu iddia ediyor 10.
Farklı ekolojizmler bağlamında bu çekirdek değerin çok tartışmalı olduğu kuşkusuzdur. Ama –risk alarak söylemeliyim ki- bu indirgeme bana da yanlış gelmiyor. En insan merkezci ekolojizmde bile (örneğin sosyal ekoloji) bu etik tartışması, yani ekomerkezciliğin/insan merkezciliğin ekolojizmdeki yeri oldukça geniş bir yer tutar. Hem zaten Dobson da “yanlışlanabilir” dememiş miydi?
Dobson ekomerkezciliği bu kadar “merkeze” koyarken, bir anlamda da yeşil politikayı çevreciliğin araçsal bakışından uzaklaştırıp daha etik, dolayısıyla felsefi bir eksene oturtmaya çalışıyor. Yoksa ekolojizmi diğer ideolojik kategorileri diklemesine kesen bir ideoloji olarak görenlere hak vermek durumunda kalabilir, ekolojizmin tam ehliyet sahibi bir ideoloji olduğu tezini kendi kendine çürütmüş olabilirdi.
Ayrım ne kadar sert?
Bu noktada “yeşil politikanın siyasi ideolojisi olarak ekolojizm” kavramından söz ettiğimizi hatırlayalım. Peki, karşı kıyıda bıraktığımız, yani “politik” değil, çünkü resmin bütününe bakmaktansa nokta çalışması yapıyorr dediğimiz bazı doğa korumacı hareketleri ne yapacağız? Kuzey Amerika çıkışlı “radikal çevreci” akımların, örneğin “Önce Yeryüzü!” grubunun insan düşmanlığına varabilen “ağır” insan merkezcilik karşıtlığını nereye koyacağız? Eğer ekomerkezcilik gerçekten de ekolojizmin çekirdek değeriyse ve ekolojizm de yeşil politikanın siyasi ideolojisiyse, yeşil saymadığımız, politik de görmediğimiz ekomerkezci, hatta biyomerkezci yaklaşımlar sadece kapsamlı politik reçetelere veya programlara sahip olmadıkları için mi ideoloji değildirler? Dobson bu soruyu sormuyor. Bence çevreciliği homojen bir akım olarak görmenin tehlikelerinden biri de bu.
Sosyal demokrat bir belediye başkanı, kasabasında yapılacak bir termik santrale karşı samimi ve ciddi bir mücadele yürütürken kuşkusuz ideolojisini değiştirip yeşil olmak zorunda değildir. Ama yeşil politik düşünce bazı kaynaklarda “insan refahı ekolojisi” diye anılan bir tür çevrecilikle uğraşanların, örneğin hava kirliliğine, sağlıksız konutlara, pestisitlerle zehirlenmemize karşı çıkan profesyonellerin pek de yakınına uğramasa da, o belediye başkanı termik santral bacasından çıkan zehirler endemik bir ördek türünün soyunu ortadan kaldıracağı için canını dişine takıp mücadele ediyorsa; üstelik bir de kasaba halkının fikri alınmıyor, gelecek kuşakların hakları göz ardı ediliyor, doğanın kendini sürdürebilme kapasitesi ortadan kaldırılıyor diyerek bir uslamlama yapıyorrsa kendisini bir hayli yeşile boyanmış bulabilir. Ekomerkezciliğin yeşil rengi belirlemekteki ağırlığı hiç şüphesiz ontolojik açıdan taşıdığı zayıf noktaları göz ardı etmemiz anlamına gelmiyor. Üstelik yeşil politik ilkeler içinde toplumsal kavramların, sömürünün, hiyerarşiye ve tahakküme yapılan vurgunun, cinsiyet ayrımcılığına karşı mücadelenin ya da şiddet karşıtlığının yeri de azımsanamaz. Diğer yandan koyduğumuz kimi ayrımlar, siyaset biliminin indirgemeciliği sayesinde zihin açıcı ve anlaşılmayı zorlaştıran kimi parazitleri temizlemek açısından yararlı olsa da, bireysel düzeye indiğimizde pek de bir şey ifade etmeyebilir.
Yeşil politika için çevrecilikle arasına koyduğu ayrım önemlidir. Çevreci hareketlerin üzerinde durduğu zeminin kayganlığı, sadece sermaye ve devletle değme noktalarından ve doğayı seven, duyarlı insanların mücadele enerjilerini temel çelişkileri, endüstriyalizmin ve kapitalist tüketim toplumunun başat rolünü gizleyerek kimi zaman amaç dışı ve yararsız bir noktaya yönlendirmelerinden değil, doğrudan doğruya insanların karar sürecine el koymaları için fazlasıyla yumuşak ve kolay manipüle edilebilir mekanizmalar önermelerinden de kaynaklanıyor. Bu yüzden sadece sivil toplumu değil politik toplumu da sarsmaya niyetlenen yeşil politik akımlar, çevrecilikle aralarındaki ayrımı hem politik hem de ideolojik anlamda iyi tanımlamalıdırlar.
Öte yandan tekrar okları kendimize doğrultarak vurgulayalım ki, bu yaklaşım da bizi kısıtlayıcı bir düşünce ve eylem evrenine sokabilir. Çevreciliğin araçsal yaklaşımı, ekolojizmin bütünsel bakışıyla karşılanabilir gibi dursa da, her bir yeşil bireyin kendi duyarlığını ve kendi düşünsel tutarlılığını oluşturan unsurlar kitaplardan yapılan alıntılara pek benzemez. Bir ağacın kesilmesine isyan eden bir insan kendi vicdanıyla düşünsel gelişiminin kesiştiği noktada algı biçimini kendi yaratır. Bireysel tepkinin toplumsal hareketliliğe, toplumsal hareketliliğinse politik eyleme dönüşme eşiğinin nerede olduğunu nasıl bilebiliriz? 1- Lambert J., No Change? No Chance!: The Politics of Choosing Green. Jon Carpenter Publishing, Bristol, 1997
2- Tamkoç G., Derin Ekolojinin Temel Çizgileri”. “Derin Ekoloji” içinde, Derleyen: Günseli Tamkoç, Ege Yayıncılık, İzmir, 1994, s. 93-105
3- Naess A., Derin Ekolojinin Temelleri. “Derin Ekoloji” içinde, Derleyen: Günseli Tamkoç, Ege Yayıncılık, İzmir, 1994, s. 9-16
4- Bookchin M., Ekolojik Bir Topluma Doğru. Çeviren: Abdullah Yılmaz, Ayrıntı yayınları, İstanbul, 1996, s. 48
5- Dobson A., Green Polirtical Thought, 2nd edition. Routledge, New York, 1997
6- age s. 2-3
7- age s. 3
8- age s. 2
9- Heywood A., Political ideologies: an introduction. Macmillan, London 1992. Aktaran: Dobson A., Green Polirtical Thought, 2nd edition. Routledge, New York, 1997, s. 4
10- Dobson A., Green Polirtical Thought, 2nd edition. Routledge, New York, 1997, s. 5
|
|
|
|
|
8
|
Yaşam / Çevre / Sosyal ekoloji mi? çevrecilik mi?
|
: Mart 02, 2008, 12:20:49 pm
|
|
"Ekoloji"ye , Ekolojistce bakabilmek ( kavrayabilmek)
"Ekoloji" 'ye şu gözle, bu gözle bakmaktan ziyade yan gözle bakılmamalıdır. -Doğa(l) bilimleri ve Sosyal bilimler kastediliyor-
Son dönemlerde; Birde, "Sosyal Ekoloji" olarak isimlendirilen ,ortak(3.) bir alanda da bazı bilimsel kuramlar geliştiriliyor. “Sosyal ekoloji”; bir bilme biçimidir.Bilimcilerin ekolojiyi anlaması gerekir,ama bunu felsefi bir şekilde algılamalı,yüzeyselliğinden arındırarak kavramalı ve yöntembilimsel temellerini oluşturmalıdır.Eşyanın ontolojisi ile muhabbet etmeli ve ortak bir alanda farklı bir epistomoloji geliştirilmelidir. "Çevreci-sosyal bilim" yaklaşımları ile “Sosyal Ekoloji” Bilimi arasındaki temel fark da budur.Zordur ama işi kapınca kolay olduğu görülecektir..
”Sosyal Bilimler ve (+) Ekoloji” alt başlığı ile “SOSYAL EKOLOJİ” bilim paradigması arasında ; muhteva , biçim (epistomoloji ve ontoloji) açısından farklılıklar mevcuttur.
“ Sosyal Ekoloji ”; Bilimin adıdır.
“Toplumsal Ekoloji”; İdeolojinin ve felsefenin ve de bir siyasanın-hareketin- adıdır.
( Her ikisinin de , şimdilik birbiriyle ilişkili olduklarını söylemekle yetinelim.)
Çevrecilik; Pozitivist büronun özel kalem müdürlüğü odasıdır.
Ekolojizm; Ekolojist bilimin yinel Kurmay Başkanlığıdır. Geleneksel Sosyal Bilimlerin, ekoloji anlayışının da "çevrecilik" olduğu ve dar bir kulvardan olaya yaklaştığı zaten bilinmektedir..Kapitalist uzantılı bir "resmi çevrecilik" anlayışını enine boyuna tartışmak ;"olayı" anlamsız, totolojik kısır döngülere götürür. Öncelikle, "Ekolojist olabilmek" maddesi iyi hazmedilmelidir.
Ekosistemlere "ekolojist" bir düşünce ile mi yaklaşılıyor ? yoksa ,"çevreci" bir zihniyetle mi yaklaşılıyor.İşin bu püf noktası önemlidir.Her iki bilim alanında da ; birbirinin dilinden anlayacak ve ortak yöntemde buluşacak bilimci ekipleri alan bazında çalışmalar yapabilirler. Bütünleşme eklektik değil..Yapısal olmalıdır.Sözde! değil , özde olmalıdır.
Benim bildiğim kadarı ile Türkiye' de hiçbir sosyoloji bölümünde Ekoloji kürsüsü yoktur . Dolayısıyla, sorun kapsamlıdır. Bu bağlamda; Özetlersek , gelişmişlik(bilimsellik derecesi) sıralamasına göre, dört (4) farklı evrimsel "mevzi" vardır.
a) "Sosyal bilgiler çevreciliği" ( Ruşen Keleş türevi vb kürsü yaklaşımları)
b) Sosyal Bilimler ve Çevre Bilgisi
c) Ekoloji -Kısmen çevre ve Doğal Bilimler
d) "Sosyal Ekoloji" ve Ekoloji -(Bağımsız Bilim Dalı- 3.Bilim de denir.)
Hangi düşünsel aşamada ve kulvarda bilgi üretiliyorsa ona göre bilimi yapılır.Çıktıları ve girdileri de doğal olarak farklılaşacaktır.
Bazı akademisyenlerin, düşündüğü tartışma cephelerini iki (2) den , "yatayda" dörde çıkardık.
Ancak ısınma turları için yararlı bir çerceve ve "yol haritası" olduğunu düşünmekteyim.Merkezcilik!( o da neyse) yaklaşımlarına göre de, herbir cepheden iki tane (insan ve doğa mrkz. olmak üzere) dikeyde eksen ayrışması olduğunu varsayarsak; 4! / (4-2)! = 12 faktoriyel cephe eder. Dolayısıyla, böylesine mayınlı bir bilim coğrafyasında; indirgemeli bilim yaklaşımlarından, "bütüncül" epistomolojik (ontolojiyi de içeren) yaklaşımlara giden yeni bir "Ekoloji" tanımlamasının gerekliliği ortaya çıkacaktır.İşte bu noktada, "yeni ekoloji", artık geleneksel anlamda pozitivist "çevrecilik" değildir . Ekolojinin dilsel (Türkçe) karşılığı ise, "Çevrebilim"!! olarak da algılanamaz artık.
Sonuç;
Türkçe sözlüğün 2008 yılı yeni baskılarında bir kelimeyi! çıkarttık yerine 3 tane gıcır gıcır Türkçe kelime eklendi. Yeni kazandırılan bu kelimeler sırasıyla , “Ekolojizm” “Ekolog” ve “Ekolojist” tir.Tanımları da ayrıca yapılmıştır.
* Ekoloji;insanı da içeren kavranabilir bir bütünün evrendeki (doğal , mekansal,kurumsal ve kültürel ) merkezci olmayan bir alt kümesi olarak algılanmaktadır.
“Çevrecilik, Bir “Ekoloji” kelimesi ile onurlandırılamaz” M.Boockhin
Tahir Çalgüner
|
|
|
|
|