Mesajları Göster
|
|
Sayfa: 1 ... 54 55 56 [57]
|
|
842
|
Meydan Parkı / Fıkralar / Temel Fıkraları
|
: Eylül 24, 2006, 04:27:16 pm
|
|
HALİNE ŞÜKRET Dursun, çok feci bir trafik kazası geçirir... Koma halinde hastaneye kaldırırlar. Tedavi olurken kendine gelir. Yatağında bakar ki bir kolu yok... Hepten morali bozulur, asabileşir. Bir taraftan da hastaneyi birbirine katar: -Ben tek kolla nasıl yaşarım şimdi! Diye bağırıp çağırır. Kendini hastanenin penceresinden atıp intihar edeceğini söyler. Doktorlar başına toplanır, bakarlar Dursun ciddi, başlarlar nasihata: -Bak evladım, insan tek kolla da yaşayabilir, ölmediğine şükretsene. Sonra beterin beteri var. Geçen yıl Temel de kaza geçirdi. Onun iki kolunu birden kesmek zorunda kalmıştık... Ama o senin gibi bağırıp, hastaneyi birbirine katmadı. Şimdi de gül gibi yaşayıp gidiyor. İnanmazsan git de bak. Dursun, bir an sakinleşir, gider yukarı mahallede Temel'i bulur. Bir de bakar ki, Temel'in hakikaten iki kolu ke**** ama, Temel bahçede kıvır kıvır oynuyor, hem de nasıl oynuyor... Bizim Dursun'un kafası karışır ve hayretle Temel'e yaklaşır: -Ula Temel, eyi ki seni gördüm, yoksa hayatum gideyidi. Ula bizim bi kolumuz kesildi diye intihar edeceğidum. Ama senin, iki koli ke**** vaziyette, hem de bi dansöz gibi oynamana karşı teselli oldum... Şu dünyanın haline bak, benum tek kolum kesildi diye intihar edecek kadar beyinsuzum, sense iki koli yok göbek ataysun... Derken, Bizim Temel patlar: -Ula sen manyak misun, ne göbek atmasi. Sırtım fena halde kaşuniyi... Patlayrum.
SAY Bizim küçük Temel, Okuldan bir türlü mezun olamıyor. En sonunda öğretmen: -Oğlum seni imtihan edeceğim. Bilirsen seni mezun edeceğim. Temel sevinir, sözlüye kalkar... Hoca: -Söyle bakayım Temel, İngiltere'yle Fransa kaç kez savaştılar? Küçük Temel: -Alti defa savaştiler öğretmenum. Hoca: -Aferin sana Temel, tebrik ederum, der. Küçük Temel, mezun oldum sevinciyle hocaya bakarken, hoca: -Peki say bakalım, demez mi? Küçük Temel: -Bir... İki... Üç... Dört... Beş... Alti.
TEMEL'İN OĞLU Temel'in oğlu küçük Temel, okula gittiğinde öğretmeni sorar: -Temel, baban nasıl iyi mi? Küçük Temel: -Öğretmenum, babam dün akşam banyo küvetine girdi, uyudi kaldi oriya... Öğretmen şaşkın: -Uyudu mu? Desene sular evi bastı, ev mahvoldu... Küçük Temel sakin: -Yooo öğretmenum öyle olmadi, çünki babam ağzı açuk uyur...
BAŞKA ÇİMSE YOK Mİ? Temel, bir gün tarlasından eve dönmektedir. Karadeniz bölgesinin sarp arazisindeki patikada ilerlerken, birden ayağı kayar ve yüzlerce metre derinlikteki uçuruma yuvarlanır. Can havliyle, uçurumdaki bir ağacın dalına tutunur. Aşağıya bakar, metrelerce derinlikte ve dibinde de sivri kayalar. Belki duyan olur da kurtarmaya gelir diye avazı çıktığı kadar bağırır: -Çimse yok miyii! Bir kaç kere daha bağırır. Sonunda, ta yukarılardan, gökten bir ses duyar: -Ey kulum Temel! Düşüp ölsen ne var ki? Seni cennetime ***. Eğer emirlerimi yaptıysan, yasaklarımdan kaçındıysan, kul hakkı yemediysen hiç korkma! Temel şöyle bi düşünür, emirlerden hemen hiçbirini yapmamış, yasakların neredeyse tamamını yapmış, kul hakkı desen sadece Fadime'nin hakkını ödeyemez. Başını kaldırıp, tekrar bağırır: -Başka çimse yok miyii!
FADİME'DEN E-POSTA... Şubat ayının soğuk günlerinde, ikisi de Amerika'nın değişik bölgelerinde, ayrı ayrı iş gezilerinde olan Dursun'la karısı, Florida'da buluşup yaz sıcaklarının yaşandığı bu bölgede, bir kaç gün geçirmeye karar verirler. Eşi, Dursun'dan önce gider Florida'ya ve ertesi gün için Dursun'a da yer ayırttıktan sonra, ona bir e-posta gönderir. Fakat mesaj, adreste bir harfi yanlış yazdığı için, Dursun yerine, bir gün önce karısı ölen Temel'e gider. Yaşı da epeyce ilerlemiş bulunan Temel, bilgisayar ekranında mesajı okuyunca, korkunç bir çığlık atar ve düşüp bayılır. Zaten çok üzgün olan Temel'in bu çığlığı üzerine ev halkı odaya dolar ve herkes yerde yatan Temel'e yardım için koşuşturmaya başlar. Temel, bir süre sonra kendine gelir ve niçin çığlık attığını soranlara, bilgisayar ekranını gösterir: "Sevgili Kocacığım, Bugün, buraya ulaşır ulaşmaz, önce yarın senin gelişinle ilgili tüm işlemleri tamamladım, sonra da bana ayrılan yerime yerleştim. Burası gerçekten de dedikleri gibi çok sıcak... Seni dört gözle bekliyorum..." (Karın)
VERGİ Bizim Temel uluslararası ekonomi toplantısına katılır... Devletin topladığı vergi dağılımını tartışırlar... Konuşmacılardan biri Amerikalı, biri Avrupalı, biri de Temel.. Ortaya bir fikir atılır... Halktan toplanan vergiler nasıl dağılım yapılacak. Amerikan vatandaşı söz alır: -Bizim Amerika’da önce yere bir çizgi çizeriz ve sonra topladığımız vergileri havaya atarız... Çizginin soluna düşen paraları halka hizmet olarak geri veririz, sağ tarafta kalan devlete kalır, yatırım yaparız... Derken Avrupalı söz alır ve: - Bizim Avrupa’da başka ama ona benzer bir uygulama yaparız... Önce yere bir daire çizeriz... Halktan toplanan vergileri havaya atarız. Dairenin dışında kalan halka hizmet olarak geri döner, dairenin içine düşenleri devlet harcamalarına kullanırız... Sıra bizim Temel’e gelir ve başlar anlatmaya: -Ula uşaklar ne güzel anlattunuz. Keşke bizda sizun çirkefluklerunuzi değil da habu çalışkanluğunuzi alsak... İnanun bizum öyle bir uygulamamız yok... Bizde daha kısa oluyi... Bi kere öyle yere çizgi çizmezuk... Bizde hükümet halktan toplar vergileri... Atar havaya. Yere düşenleri kendilerine harcama yaparlar... Havaya kalanlar halka hizmet olarak geri döner...
MÜTEAHHİT TEMEL Bizim Temel, Amerikalı ve İngiliz’le telefon direği dikme ihalesine girmiş. Müdür şöyle bir öneri getirmiş: -Hepiniz aynı teklifi verdiniz ama bizim için sürat önemli. Bir yarışma yapalım, kim daha çok direk dikerse ihaleyi o alacak... Üçüne de 5 saat süre ve yeterince direk verilmiş. Amerikalı 40, İngiliz 50, Temel de sadece 4 direk dikmiş. Müdür kızmış: -Nasıl olur, bak diğerleri bir sürü direk dikmiş... -Mudür bey siz onların diktuğu direkleri görmedunuz... Nerdeyse tamami dişarda...
KAPLUMBAĞA TEMEL Dört kaplumbağa, pikniğe çıkmaya karar vermiş. Erzakları hazırlayıp; bir yıl, iki yıl, beş, on yıl derken, otuz yıl sonra piknik yerine varmışlar. Gazozları, yiyecekleri, herşeyi ortaya çıkarmışlar. Bir bakmışlar gazoz açacağı yok. Tek çözüm, birinin eve gidip açacağı alıp gelmesi. Görev, içlerinde en küçük kaplumbağa olan Temel'e düşmüş. Genç kaplumbağa: -Ben gelene kadar buradaki yiyeceklere dokunmazsanız giderim... Diğerleri bunu kabul etmiş. Temel, yola çıkmış; bir,iki, on, yirmi yıl geçmiş. Bu arada, yaşlı kaplumbağalardan biri fenalaşmış. Arkadaşları ne yapsa faydasız, son bir dileği olup olmadığını sormuşlar: -Gerçi genç kaplumbağaya söz verdik ama, şuradaki sarmalardan bir tanesini yesem olur mu?... -Elbette... Diyerek, sarmalardan birini vermişler. Tam ağzına atacağı sırada, genç Temel, çalıların arasından fırlamış: -Gitmiyorum işte, gitmiyorum...
BEN NE YAPIYORUM? Bizim Temel’le Dursun Almanya’da bir gün arabayla gezmeye çıkarlar... Tabir otobandan giderken alışmışlar burda suratli gitmeye. Dursun tahrik eder: - Ula bas kaza nerdeyse at arabasi bize yetişecek. Temel bu durur mu. Hız sınırını çoktan aşmıştır. Birden yoldan çıkıp yokuştan aşağı ağaçların arasına paldur küldür giderken Dursun atılır: - Ula ne oldi eyi giderken birden sallanmaya başladuk. Temel heyecanla: - Ula Dursun, sorma önüme bi köpek çikti... Dursun: - Ula uşağum ezseydun oni da geçseydun... Temel: - Ula ben neye uğraşıyorum zannedeysun...
HERKES BİLİYOR Temel, Paris'te bir dükkâna girmiş. Bakmış, dükkânın bir köşesinde harika bir papağan... Hayran hayran seyrederken, dükkân sahibi yanına gelip, "Bu harika bir kuştur, karşısına geçene bakar ve ona nasıl birisi olduğunu söyler" demiş. Temel, papağanın karşısına geçer geçmez, kuş "Sen aptalsın" demiş. Temel, papağanı satın almak istemiş, ancak adam satılık olmadığını söylemiş. Bunun üzerine Temel, papağanın yumurtalarından rica etmiş. Adam, "yarın gelin verelim" demiş. Ertesi gün gittiğinde Temel'e üç tane yumurta vermiş. Temel derhal Trabzon'a dönmüş, eş-dost, akraba, komşu kim varsa toplamış ve papağanın özelliklerini anlattıktan sonra, gururla yumurtaları göstermiş ve hep birlikte yumurtaları kuluçkaya yatırmışlar. Bir süre sonra, yumurtalardan birisi çatlamış ve içinden normal bir tavuk civcivi çıkmış. Bir anlam verememişler. Fakat, ikincisinden bir bıldırcın, üçüncüden de keklik çıkınca, Temel'in tepesi atmış. Uçağa atladığı gibi varmış Paris'e, dükkânı bulmuş, dalmış içeriye... Papağan, Temeli görür görmez, "Sen salaksın" demiş. Temel daha da kızmış ve "Ula baa bak" demiş, "benum salak olduğumi burda bi sen bileyisun, ama senun orosbi olduğuni Tirabizonda cümle âlem bilıyi".
|
|
|
|
|
844
|
Kültür ve Sanat / Folklor ve Mitoloji / Karacaoğlan başına gelecekleri bildi
|
: Eylül 24, 2006, 04:19:51 pm
|
|
Osmaniye’nin Düziçi İlçesi’nde, ünlü halk ozanı Karacaoğlan’ın bronz heykelindeki saz kırılarak çalındı. Karacaoğlan, sanki başına gelecekleri bilir gibi şu dörtlüğü yazmıştı:
Karac(a)oğlan der naşıma
Çok işler gelir başıma
Mezarımın baş taşına
Baykuş konar öter bir gün
17’nci yüzyılın ilk yarısında yaşayan Karacaoğlan’ın nereli olduğu bugüne kadar netleştirilemezken, bazı kaynaklarda Düziçi’nin Farsak Köyü’nde doğduğu iddia ediliyor. Karacaoğlan’a sahip çıkan Düziçililer, ilçe girişine elindeki sazı havaya kaldırmış halde bir heykelini dikti. Ancak Karacaoğlan heykeli kimliği belirlenemeyen kişi veya kişilerin saldırısına uğradı. Ozanın, sapından tutarak havaya kaldırdığı sazın tekne bölümünü kırıp çalan saldırganlar araştırılıyor. Karacaoğlan’ın doğumunun 400’üncü yıldönümünü çeşitli etkinliklerle kutlayan Düziçi Karacaoğlan Derneği Başkanı Halil Koç, saldırıyı kınadı. Bu saldırının kabul edilemez olduğunu belirten Koç, "Tarihimize atalarımıza böyle mi sahip çıkacağız" diyerek sitemde bulundu.
KARACAOĞLAN KİMDİR?
Karacaoğlan, etkileyici bir dil ve duygu evreni kurduğu şiirleriyle Türk halk şiiri geleneğinde çığır açmıştır. 1606’da doğduğu, 1679’da ya da 1689’da öldüğü sanılmaktadır. Yaşamı üstüne kesin bilgi yoktur. Nereli olduğu üstüne değişik görüşler öne sürülmüştür. Ancak çeşitli kaynaklardan ve şiirlerinden edinilen bilgilerden çıkarılan, onun Çukurova’da doğup, yörenin Türkmen aşiretleri arasında yaşadığıdır. Doğum yeri gibi, ölüm yeri de kesin olarak bilinmemektedir. Şiirlerindeki insana dönüklüğünün özünde belirgin olan tema doğa ve aşktır. Ayrılık, gurbet, sıla özlemi, ölüm ise şiirinin bu bütünselliği içinde beliren başka temalardır.
Kaynak: hürriyet
|
|
|
|
|
845
|
Kültür ve Sanat / Dil ve Edebiyat / Milli Şairimiz Mehmet Akif Ersoy'la Yapılan Son Röportaj
|
: Eylül 24, 2006, 04:18:07 pm
|
|
Milli Şairimiz Mehmet Akif Ersoy'la Yapılan Son Röportaj İstiklal şairimiz Mehmet Akif Ersoy’u ölümünün 67 yılında rahmetle anarken, şair ile vefatından önce yapılan son röportaj ortaya çıktı. İşte Üstat'ın Yedigün dergisinde 1936'da yayımlanan son ropörtajı:
M.Akif TBMM’nin kendisine verdiği 500 liralık büyük ödülü ret ederek kışın paltosuz bir şekilde vatanına hizmet etmiş gizli kahramanlarımızdandır. Allah rahmet eylesin mekanı cennet olsun.
Şair Temmuz 1936 yılında Yedigün dergisi adına muhabir –yazar Kandemir bey Taksim`deki Mısır apartmanında hasta yatağında yatan M.Akif Ersoy’u ile röportaj yapmak için merdivenlerden çıkarken M.Akif ile vefatından önceki son röportajı yapacağını bilmez.
69 yıl sonra bu röportajı arşivlerden bulup sizin için tekrar gün yüzene çıkartık.
Türk Edebiyatına son devrin çok güzel şiirlerini hediye eden büyük şair Mehmet Akif vatandan on bir senelik bir ayrılıktan sonra tekrar aramıza kavuştu.Fakat İstiklal Marşı’nın milli his,milli heyecan ve milli şiir yaratan bu büyük şairi akif yurda hasta döndü.Şimdi hastanede tedavi altındadır.Yedigün muharriri Akif’le konuştu.Onun yurttan ayrı yaşadığı günlerdeki hatıralarını,intibalarını topladı.
Günün birinde sessiz sedasız yola revan olarak vatan ufuklarını aşan şair Mehmet Akif, tam on bir yıl süren bu uzun seferin sonunda,işte bembeyaz bir hastane odasının bembeyaz bir yatağında solgun,mecalsiz ve bitap yatıyor.Başucundaki sandalyeye oturdum. Ak kılların çerçevelediği bu sapsarı yüze,bu gevşemiş,şarkmış çizgilere bu yorgun ve dalgın gözlere bakıyorum, zaman denen şeyin kudretini hayat denen efsanenin sırrını bilmek istiyorum,sonra yavaşça soruyorum
-Özledin mi bizi üstat ?
dudaklarını hiç kıpırdatmasaydı hiç ses çıkarmasaydı bile,bu zehir gibi gülümseyişiyle her şeyi söylemiş olurdu.
Özlemek mi oğlum..Özlemek mi ?
Bu acının büyüklüğünü bir daha kendi içinde görmek ister gibi gözlerini yumdu, sonra ke**** ke**** konuştu;
Mısır’dan üç gecede geldim. Bu üç gece otuz asır kadar uzun sürdü..Orada on bir yıl kaldım ..fakat bir an oldu ki, on bir gün daha kalsaydım çıldırırdım…
-Hasret
Kupkuru dudaklarında kendi gibi solgun bir ses sızıyor;
-….Çok acı…
-Ya kavuşmanın sevinci ?
-Onu sorma oğlum…Onu ben kendi kendime bile soramıyorum..ancak yazık ki vapurdan çıkar çıkmaz yatağa düştüm.hiç bir şey göremedim.
-Ve kendi kendine söylüyor;
-Cennet gibi yurdumdayım ya..Çok şükür.
Hastalığı akla geliyor;
Karaciğerim, dalağım şişmiş..geldik, yattık burada .Müşahede altına aldılar, bakalım ne olacak?
Eski hatıralarını deşiyorum.Milli Mücadele’nin ilk günlerinde Ankara istasyonunda karşılaşışımız hatırlıyorum.
Evet diyor.İstanbul’dan, mücahede aleyhine fetva çıktığı gün ayrılmıştım.Üsküdar’dan araba ile şimdi ismini hatırlayamadığım bir köye gittik, oradan’Cuma’yı tuttuk.O zaman Adapazarı’nda karışıklıklar vardı, kenarında geçtik, kah öküz arabalarıyla, kah beygirlerle lefke’ye geldik ve trenle Ankaraya ulaştık..
Ankara Yarabbi ne heyecanlı gün..Ya Sakarya günleri..fakat bir gün bile ümidimizi kaybetmedik, asla ye’se düşmedik. Zaten başka türlü çalışabilir miydi ? Ne topumuz vardı, ne tüfeğimiz..Fakat imanımız büyüktü’
Yorgun ,susuyor..
-İstiklal marşı`nı nasıl yazdınız ?
Yavaşça yatağında doğruluyor, yastıklara yaslanıyor sesi birden canlanıyor;
-Doğacaktır, sana vaat ettiği günler hakkın!...
Bu ümitle, imanla yazılır.O zamanı düşünün..İmanım olmasaydı yazabilir miydim.zaten ben,başka türlü düşünüp, başka türlü yazanlardan değilim. Bu elimden gelmez.İçimde ne varsa,bütün duygularım yazılarımdadır..Şu var ki’İstiklal Marşı`nın şiir olmak üzere bir kıymeti yoktur. Ancak tarihi bir değeri vardır’
Ve gözleri, yemyeşil Şişli sırtlarında, dilinde bir dua gibi aynı nağme titriyor.
Kim bilir belki yarın,belki yarından da yakın
-Ya büyük zafer üstadım..O anda ne duydunuz ?
Kalbi durmuş gibi sarsılıyor, sonra bir anda yeniden canlanmış gibi nereden geldiği bilinmez bir ışıkla gözlerinin içi gülerek;
-Ah diyor;
Ve bir lahza bırakıyor kendini bu essiz sevincin koynuna..Dalıyor
Ve ,sesini ta içiten dudaklarına dökülüşünü seziyorum;
-Allahım ne muazzam zaferdi o’ ortalık hercümerç oldu… Beş altı saat içinde bir başka dünya doğdu. Tekrar gözlerini yumuyor.
-ve biz mest olduk !...
-O zaman bir şey yazmadınız mı ?
-Artık benim ne düşünecek,ne duyacak,ne yazacak hatta ne yaşayacak takatim kalmıştı… Bizim dilimiz tutulmuştu.Ordu, bizzat yazıyordu.
Üstadı ziyarete gelenler, görüşmemize ikide bir birde fasıla veriyorlar.Hastabakıcı hemşirenin getirdiği yemek tepsisi odayı bir parça boşaltıyor,şimdi ,o ağır ağrı çorbasını içerken bir yandan da benimle konuşmak nezaketini gösteriyor;
-Mısırda nasıl vakit geçirdiniz ?
-Kahire’nin yirmi beş kilometre cenubunda Helvan vardır. Sakin asude bi köşedir. Orada oturdum.
Zaten,tab’an münzevi bir adamım.gürültüyü sevmem.İstanbul’da iken de böyle idim. Mısır’da da darülfunun işi çıkıncaya kadar Helvan ‘da yaşadım.son zamanlarda kahireye indim.
-Sevdiniz mi mısır’ı ?
-Var güzel tarafları var.. Bilhassa kışın..hoş yazın da sıcak iklimlerde bulunduğum için muzdarip olmazdım.Orada sıcak da sürekli değişir, evler de ona göre yapılmıştır. En sıcak günlerde odaların harareti yirmi sekiz, otuzdan fazlaya çıkmaz..fakat bir yaz günü İstanbul… Bu doğup büyüdüğüm ,büyün dostlarımın yaşadıkları İstanbul, hele Boğaz gözlerimin önüne gelince…
-Mısır’da neler yazdınız ?
Geçmişten adam hisse kaparmış..Ne masal şey!
Beş bin senelik kıssa yarım hisse mi verdi ?
Tarih’i ‘tekerrür’ diye tarif ediyorlar;
Hiç ibret alınsaydı, tekerrür mü ederdi ?
Ve üstadın Helvan’sa yazdığı
‘Firavunla Yüz Yüze’s,nden şu son parçayı alıyorum;
Bileydim,ey koca Mısır’ın ilahi uryanı!
Mezara, heykele ait bütün bu velveleler
Bekan için mi hakikat ? Meramın oysa, heder;
Evet, bütün beşerin hakkıdır beka emeli
Fakat bu hakı ne taştan, ne leşten istemeli!
-Kolay mı yazarsınız ?
dudaklarına götürdüğü bardağı yana çekerek;
-hayır..diyor
Ve suyunu içtikten sonra, devam ediyor;
-Çok uğraşırım..Epeyi çalışırım..Mevzuu uzun boylu kafamda işlerim..nihayet kağıt üzerine naklederken de hayli yorulurum..
-zevklerinizi sorabilir miyim üstadım ?
Hafifçe gülümsüyor.ve ‘ zevk’ diye dünyada bir şey var mı der gibi yüzüme bakıyor;
-Zevk mi.Benim zevklerim mi ? eğer sevdiği eserleri okumak, hoşlandığı mevzuları yazmak için uğraşmak, nihayet düşünmek, yapayalnız, bir köşeye çekilerek, sessiz sedasız düşünmek bir zevkse..eh benim de zevklerim var demektir.
Çorbasından başka bir şeye el sürmeyen şaire, hastabakıcı hemşire, yalvaran bir sesle öteki yemekleri gösteriyor.;
Siz yorulmayın..ben vereyim.
-Yiyemeyeceğim..
-Bir parça sütlaç..
-Mümkün değil..Rica ederim ısrar etmeyin..
ve bana dönüyor.
Eskiden beri yemekle başım hoş değildir..Sigara da içmem..
Şimdi doktorlar zorla ye deyip duruyorlar..zorla ne olur ki, yemek yenebilsin.
Tekrar yatağına geçince, ben de vedaya hazırlanıyorum.ve ayak üstünde soruyorum:
-Neler yazacaksınız?
-biraz kendime gelirsem,yazacak şeylerim hazır..
eliyle birkaç defa başına vuruyor.
-Var kafamda hazırlanmış mevzularım
-Ya en son yazınız ?
-Mısır’da geçen sene bir resmimi çekmişlerdi. Güneşli bir hava idi gölgem de upuzun,kumlarda duruyordu.Bu resmin altına şöyle yazmıştım;
Hepsi göçmüş, hani yoldaşlarının hiç biri yok
Sen mi kaldın yalnız, kafileden böyle uzak
Postu sermekse meramın yola, serdirmezler
Hadi, gölgenle beraber silinip gitmene bak
Ve kupkuru kalın dudaklar birbirine yapışıyor…
|
|
|
|
|
846
|
Kültür ve Sanat / Arkeoloji ve Antropoloji / Ynt: Arkeoloji kitapları
|
: Eylül 24, 2006, 04:16:12 pm
|
Adı: Dipten Gelen Parıltı Yazarı: Aynur Özet Yayımlayan: Anıtlar ve Müzeler Gn.Md. ISBN:975-17-2075-3 Sayfa:187 Arkeolojik buluntular arasında yer alan antik camlar konusunda Türkiye'de yok denecek kadar az yayın var. Bu alandaki boşluğu dolduran bu kitapta yazar, çalışmasının çerçevesini Bodrum Müzesi'nin cam koleksiyonu ile çizmiş. Bilindiği üzere müzenin özel bir bölümünde 1986'dan beri cam koleksiyonu sergileniyor. Kitapta ayrıca yerli ve ithal camlar ile camın tarihsel gelişimi hakkında bilgi veriliyor. 1977-79 yılları arasında Prof. Dr. George Bass'in Marmaris'e 24 mil uzaklıktaki Serçe Limanında bulduğu ve "cam batığı" olarak adlandırılan teknenin tarihi İS 1025 olarak saptanmıştı. Batıkta 200 tipe ayrılan 3 tonluk cam yükün tarihlenmesine Fatımi Halifelerin adlarının yazılı olduğu bazı verilerin yardım ettiği belirtiliyor. Uluburun batığındaki cam külçeler ise cam yapım tarihine ışık tutuyor. Anadolu'da cam üretiminin Lidya'da İÖ 6. yy olduğunu anımsatan yazar müzesinin konumu nedeniyle Karia bölgesi camlarına geniş yer veriyor. Cam üfleme tekniğinin İÖ 1. yy'da başladığı,Bodrum'daki Mozele kazılarında bir çöp çukurunda 1973 yılında Tunus-Kartaca, Suriye-Finike'den ithal edilmiş camların bulunduğu anımsatılıyor. 1986'da müzeye getirilen ender bir şişede kabartma tekniği ile iki öykünün anlatıldığı, ön yüzde yelkenli ve kürekli bir gemi ile başında zırhlı, miğferli, elinde kalkan ve kılıç bulunan bir savaşçı figürü olarak Aias'ın görüldüğü bildiriliyor. Troya savaşına katılan Salamisli Aias'ın gemisini gösteren cam şişenin arka yanında, sırtında hayvan postu olan elini bir hayvana uzatan bir çıplak figür bulunuyor. Bu değişik şişenin İS 1. Doğu Akdeniz'den ithal olasılığı üzerinde duruluyor. Kitapta, ayrıca parfüm şişeleri, giysi süslemeleri için boncuklar, batıklardan çıkan çeşitli cam kaplar tanıtılıyor. Katalog bölümünde en ilginç parça olarak Bodrum Müskebi kazısında bulunan baskılı camlardan yapılmış İÖ 1400-1250 tarihleri arasından kalma bir kolye dikkati çekiyor. Kitapta, camcılık ve yapım teknikleri ile ilgili bir sözlük de bulunuyor. Adı: Antik ****ke Defineleri Yazarı: Melih Aslan - Chris Lightfoot Yayımlayan:UDAŞ ISBN:975-95369-2-7 Sayfa:66+ "Para"nın icad edildiği yer olan Anadolu'da ****ke bilimi konusunda yazılmış pek az bilimsel kitap bulunuyor. Son olarak iki arkeolog-nümizmat (****ke bilimcinin) yayımladığı bu kitap Türkçe ve İngilizce olarak ayrı basılmış. Türkiye müzelerinin depoları yüz binlerce ****ke bulunmasına karşın bunların içerdiği bilgileri gün ışığına çıkaracak nümizmat sayısının da bir elin parmaklarından az oluşu utanç verici bir çelişkidir. Üniversitelerde yeni başlayan ****ke derslerinde öğrencinin bu alana kaymasına katkıda bulunacak bir kitap özelliğini de taşıyor. İlginç bazı definelerin yanı sıra Ankara'da bir özel koleksiyondaki ****kelerin tanıtımı da yapılıyor. Kitabın ekinde 74 sayfa levha ve değerlendirme kataloğu bulunuyor. Kitabın kapsamına Antalya Müzesi'ndeki Pamfilya, Burdur, Fethiye ve Sinop müzelerinden birer define ve CS Okray'ın özel koleksiyonu giriyor. 1036 ****kenin yorumunu yapan kataloğun en ilginç yanı ****ke darphanelerinin dökümünü de vermesi. Ayrıca, ****keler ile ilgili krallar ve yerel hükümdarlar, imparatorlar ve yakınları, simgeler, ****ke yazıtları, dilleri ve sözlüğü, ****ke basımından sorumlumemurların, kralların adları, çeşitli monogramlar, damgalar, değer işaretleri, Latince coğrafya adları, ****ke birimleri meraklılara ve genç ****ke bilimci adaylarına ışık tutuyor. ****kelerden yararlanarak dönemlerin ticari ilişkilerini, olayların tarihlenmesinde ****kelerin yardımlarına da değinilen kitapta Kapadokya kralı Ariarathes'in bir benzeri bulunmayan eşsiz bir ****kesi de tanıtılıyor. Adı: Museo Di İzmir (I) - Ripostigli di Monete Greche Yazarı: Pınar Aydemir - Müge Özsaygı - Adriana Travaglini Yayımlayan: Ennerre / Milano ISBN: 88-87235-01-5 Sayfa:194 Bir bölge Müzesi olan İzmir Arkeoloji Müzesi'nde 25 bini aşkın ****ke bulunuyor. Müze ve İtalyan Lecce Üniversitesi nümizmatlarının iki yıllık işbirliği ile bu koleksiyonda yaptıkları incelemelerin sonucu bu kitapta toplanıyor. Bir dizinin ilk yayını olarak düşünülen ve Türkçe-İtalyanca olarak hazırlanan kitap İtalya'da basılmış. Bilimsel kazı ya da köylülerce rastlantı sonucu bulunup İzmir Müzesine getirilen 1700 gümüş ve bronz ****ke tanıtılıyor. Bunlar arasında Eski İzmir'in bulunduğu Bayraklı ile Çiftliközü, Balıkesir, Ahmetbeyli, Çandarlı'da bulunan definelerin yanı sıra Samsun'dan gelen bir define de tanıtılıyor. Adı: Antik Grek ****keleri Yazarı: Erdoğan Atak Yayımlayan: Yazarı ISBN: Yok Sayfa:400 70'li yıllarda "Koleksiyon" adlı bir ****ke dergisinin de yayıncısı olan yazar, kendisine yapılan başvurulara dayanarak yazılan kitabının amacını şöyle anlatıyor: "- Öyle bir katalog istiyoruz ki, eb'adı öncekiler gibi değil, küçük olsun. Çantamızda, masamızın çekmecesinde, arabamızın torpido gözünde taşıyabilelim." Yazarın, Yunan, Roma, Bizans ****keleri ve antikalar konusunda büyük boyda yayımlan dört kitabı daha bulunuyor. Ancak meraklısından gelen istekler üzerine yazar küçük boydaki bu kitabı hazırlamış, ayrıca Anadolu darphanelerine de yine istek üzerine yer ayırmış. Kitabın daha çok özel koleksiyoner ile müzelere ****ke götürecek amatör kişiler ile müzelerdeki bilirkişi heyetlerine yardımcı olmayı hedeflediği anlaşılıyor. Kitabın hazırlanmasında uluslararası müzayede kuruluşlarının kataloglarından vefiyatlarından yararlanılmış . Gazetecilik eğitimi görmüş olan ve arkeoloji eğitimi bulunmayan, konuya pratikten başlayan yazar, kitabının başlangıcında ****ke tarihi hakkında da bilgi veriyor. Kitap, daha çok "piyasaya" yönelmiş oluyor. Yazar, şu ya da bu biçimde eline bir ya da birden fazla ****ke geçen sıradan bir vatandaşın bunu müze ya da özel koleksiyoncuya götürmeden önce kendi değerlendirmesini yapmasını öngörüyor.. Adı: Seramik Katalogu Yazarı: Turhan Özkan Yayımlayan: İzmir Arkeoloji Müzesi ISBN: Yok Sayfa:102 Ege'nin bölge müzesi olan İzmir Arkeoloji Müzesi Cumhuriyetin ilk müzelerinden. 1924 yılında kuruldu. Kitap, Ege üretimi seramiğin tarihi, biçim, biçem, bezeme ve tekniğini örnekler ile anlatıyor. Müzeye satınalma ve bilimsel kazılardan gelen eserler arasında İÖ 3 bin yılından kalma örnekler de dikkati çekiyor. Kitabın önemli yanı Ege'nin iki yakasındaki seramik alışverişini ve karşılıklı etkilenmeyi, hatta Doğu Akdeniz ile ilişkileri vermesidir. Bu arada son yıllarda İzmir ve çevresindeki önemli tunç çağı buluntulardan Limantepe, Panaztepe, Tahtalı, Baklatepe kazılarındaki seramikler Ege tarihine, ticaret ve sanatına da ışık tutuyor. Kitap, Yunanistan'ın ünlü Miken sanatının seramiğinin Anadolu'da 70'in üzerindeki yerleşme alanında bulunduğuna da dikkati çekiyor. Adı: Daskyleon (1) Yazarı: Yasemin Tuna-Nörling Yayımlayan: Ege Üniversitesi Edebiyat Fakültesi ISBN:1300-5685 Say fa:93+ Editörlüğünü Hasan Malay'ın yaptığı Ege Üniversitesi'nin bu yayını daha çok arkeologlara hizmet veren Almanca basılmış bir kitap niteliğinde. Kitapta, Bandırma yakınındaki Küçük Frigya Bölgesi Pers satraplık merkezi Daskyleion'da 1988-92 yılları arasındabulunan 691 Attika seramik parçası, 22 sayfalık çizim ve 45 sayfalık fotoğraflarla tanıtılıyor. Friglerin ana tanrıçası Kybele kültüyle bağlantılı bir nokta olan bu Anadolu-Pers kentinde Yunanistan kökenli en erken Attika seramiği İÖ 575-65 yılları arasına tarihleniyor. Adı: Geç Antik Çağda Kent Derleyen: John Rich Çevirenler: Suna Güven - Ertuğrul Güven Yayımlayan: Homer Kitabevi ISBN:975-8293-06-0 Sayfa:203 Anadolu'daki günümüz kent adlarını kazıdığınızda yinelde altından bir antik kent adı çıkar. Örneğin İzmir-Smyrna, Ancyra-Ankara, Hereklion-Ereğli gibi. Modern kentlere geçiş aşamasında, antik kentlerin son dönemlerinin ele alındığı kitapta sekiz ayrı yazarın makalesi bulunuyor. Yazarlar antik dünyanın Anadolu, Kuzey Afrika ve Avrupa'sından günümüze geçişini irdeledikleri makalelerin birincisinde Afrodisyas'ta bulunan yazıtlardan da yararlandıkları görülüyor. Kla**** kentin Geç Roma Döneminde Afrika'da düşüşünü, Gallia'da Hıristiyanlık ve kent, Tuna yöresinde kentleşmenin yarar ve sömürüsü ve çeşitli Avrupa kent olaylarına ilişkin çeşitli yazılar toplum ve kent bilimcilerin ilgisine sunuluyor. Kitabın son bölümünde ise Antakya'nın Bizans'tan İslamiyet'e doğru yol alışını Hugh Kennedy irdeliyor. İlk kez Hıristiyan sözcüğünün kullanıldığı, ilk kez kilisenin kurulduğu bu kentimizin değişimi inceleniyor. Bir yabancı araştırıcının yazısı ile bu ilimizin tarihine ışık tutulmuş oluyor. Adı: Roma İmparatorluğu'nda Doktorlar ve Hastalıklar Yazarı: Ralph Jackson Çeviren: Şenol Mumcu Yayımlayan:Homer Kitabevi ISBN:975-8293-02-8 Sayfa:208 Modern tıpta kullanılan yöntemlerin Roma dönemindeki kökeni ve bu yöntemlerin bazı saçma uygulama ve inançlarla birlikteliği ortaya konuluyor. Homeros ve Plinus gibi antik yazarların anlattıklarının yanı sıra, arkeolojik buluntular, vazo ve duvar resimlerinden yararlanılarak yazılan kitap tıp tarihine ışık tutuyor. Roma'daki kehanet ve fal ile tıbbın birlikteliği anlatılırken antik Yunan tıbbından da esinleniliyor. Kitapta, besinler, hijyen, hekimlik, kadın hastalıkları, doğum ve doğum kontrolü, ameliyatlar ve ordu ilişkisi, tanrılar ve büyüleri, ölüm gibi konular işleniyor. Ünlü Hippokrates'in görüşleri, antik dünyanın en önemli tıp merkezlerinin Datça yarımadasındaki Knidos, İstanköy ve Güney İtalya olduğu vurgulanıyor. Bu yöre ikliminin sağlık üzerinde yarattığı ilaç etkisinin önce antik dünyada keşfedildiği anlaşılıyor. Knidosluların her organın hastalıklarının listeler halinde sınıflandırılması konusunda yetkin oldukları, İstanköylülerin ise hastalıkların yinel tanımları ve beklenen seyirlerinin anlatılması yolu ile tıp yazınına katkıda bulundukları anımsatılıyor. Diyetin "Yunan ve Roma'da yalnızca yeme-içe düzenini değil, sporcuların egzersiz, banyo, gevşeme ve ilaçlarını da kapsadığı, sonraları hastalıkların tedavisinde bir yönteme dönüştüğü" öne sürülüyor. Asklepiades'in beş ilkesinin gıdalardan uzak kalma, şaraptan kaçınma, masaj, yürüme ve çeşitli araba gezintilerine ilişkin öğütleri ile günümüz doktorunun tavsiyelerinden pek farkı olmadığı göze çarpıyor. Tıp dünyası, tıp tarihi ve arkeolojik buluntularda ele geçen, ancak ne oldukları bilinmeyen bazı nesnelerin değerlendirilmesine katkıda bulunan bu kitap arkeoloji ve tıp dünyası dışındaki okurlar için de aydınlatıcı özelliğe sahip. Bugün Türk müzelerinde pek çok arkeolojik tıp malzeme buluntusu depolarda (bir-iki özel koleksiyonda) kaderlerine terkedilmiş duruyor. Oysa bunları arkeologlar ile tıp adamları birlikte inceleyebilirler. Aşıklı Höyükte 10 bin yıl önce kafatasından girilerek yapılan bir ameliyattan Ankara Medeniyetleri Müzesi'ndeki adak taşlarındaki yazıtlara kadar yayılan bir alanın ortak araştırması yeni yayınların yapılmasına yol açabilir. Adı: Şiirler Yazarı: Gaius Valerius Catullus Çeviren: Güngör Varınlıoğlu Yayımlayan: Kültür Bakanlığı ISBN: 975-17-2221-7 Sayfa:200 Ahmet Taner Kışlalı'nın Kültür Bakanlığı döneminde yeniden başlattığı dünya kla****leri dizisinin ilk kitaplarından olan bu yayın Latince'den çevirisinin gözden geçirilmiş yeni baskısı. İlk çıktığında bu kitap Kışlalı'ya karşın, cinsellik içermesi açısından sansür edilmekten kurtulamamıştı. Kitabı özgün dili olan Latince'den çeviren Varınlıoğlu, bu kez tek bir metne bağlı kalmadan, başka metinlerden de yararlanarak, sansürsüz ve aradan geçen yıllarda olgunlaşmış olarak, yayımlamış oluyor. İÖ 57 yılında İznik yöresinde yöneticilik de yapmış olan Romalı çapkın şair Catullus ve şiirleri hakkında da kitapta bilgi veriliyor. Ozanın, pek çok batılı yazara ve bu arada ünlü besteci Karl Orff'un müziğine de esin kaynağı olduğu biliniyor. Şiirlerde geçen adlar hakkında bir dizin de bulunuyor. Adı: Eski Roma Yaşantısında Bir Gün Yazarı: Hilary J. Deighton Çeviren: Hande Kökten Ersoy Yayımlayan: Homer Kitabevi ISBN: 975-8293-03-6 Sayfa:83 Arkeoloji ya da tarihle profesyonel ilgisi olmayan sıradan bir turist olarak bir ören yerini, örneğin Efes ya da Phaselis'i gezerken bazı işaretler görürüm. Hamam, gymnasium. antik liman, tapınak gibi. Önce beynimde sanal olarak o yıkıntıları bütünleyip, onarırım. Sonra içine erkek-kadın, genç-yaşlı insanlar yerleştiririm. Ardından kendime sorarım: "O yıllarda insanlar bu yapılarda ne yapıyorrlardı?" Bir antik kenti yinelde böyle gezmeye çalışırım. İşte bu kitap bir günlük zaman diliminde de olsa bir antik kentteki yaşamı okura yansıtıyor. Bir Romalı ailenin sabah, öğleden sonra, akşam yaşamına sizi tanık ediyor. Kitapta yer alan çizimlerle de Roma (sadece kent değil dönem) insanının yaşamı bir şablona oturtulunca, Phaselis'teki, Efes'teki yaşamı da daha iyi canlandırabiliyorsunuz. Bu kitabı okuyunca antik kentlerdeki kalıntıların sizin de beyninizde sanal olarak canlanıp yaşamaya başladığını algılayacak ve bu ören yerlerini daha iyi seveceksiniz. Bir akşam yemeğine Romalı aileye konuk gitmeye de hazırlanın. Adı: ODTÜ Yıllarım Yazarı: Kemal Kurdaş Yayımlayan: ODTÜ Geliştirme Vakfı ISBN:975-7064-06-8 Sayfa: 355 Maliye Bakanlarından Kemal Kurdaş'ın ODTÜ rektörlüğü dönemine ilişkin anılarını içeren bu kitabın arkeolojik yayımlar arasında ne işi var diye sorabilirsiniz. Kitabın tümünün ilginçliği ve önemi dışında özellikle 165-200 sayfaları arasındaki bölümün ayrıbasım yapılarak, tüm milletvekillerine, müsteşar, yinel müdür, vali, kaymakam, belediye başkanı, büyükelçi, konsolos, rektör ve dekanlara dağıtılmalıdır. Arkeoloji ile hiç ilgisi olmayan, ekonomi ve maliye okumuş, bu alanda uluslararası düzeyde uzmanlığa ve Maliye Bakanlığına yükselmiş ve bir eğitim kurumunun başına geçmiş bir insanın, Anadolu'nun tarihsel ve kültürel mirasının korunup kurtarılmasında gösterdiği bireysel ve özverili çabaların herkesçe bilinmesini isterim. Kurdaş'ın Türkiye'de arkeoloji fakülteleri dururken Keban Barajı ve daha sonra Atatürk ve Karakaya barajları altında kalacak ören yerlerinin kurtarılması kampanyasını başlattığı biliniyor. Yağmurlu bir Ankara gecesinde bir Frig tümülüsünün kazısının sualtında kalmasını önlemek amacıyla sırıl sıklam ıslanma ve hastalanma olasılığını göz ardı edip, arkeologlardan önce mezara koşan, Anadolu sevgisi ile dolu bu insanın tüm yöneticilere örnek olmasını dilerim. Dozerlerle tümülüsleri, baraj planlamaları ile kentleri yok eden bürokrat aydınların kulakları çınlasın! Adı: Tarsuslu Paulus'un Üç Dünyası Yazarı: Richard vallahace ve Wyne Williams Çeviren: Z. Zühre İlkgelen Yayımlayan:Homer Kitabevi ISBN:975-8293-07-9 Sayfa:246 İnanç yılında çıkan bu kitap Müslüman Türk aydının Anadolu'da çok tanrılı dinler ile birlikte Yahudilikten Hıristiyanlığa geçiş dönemindeki bilgi ek****liğini gideren mükemmel bir yayın. Tarsuslu hemşehrimiz Paul'un Hıristiyanlığı yaymak için İtalya'ya yaptığı dört yolculuk boyunca gittiği yerler ve yaşadığı olaylar gerçekte çağdaş bir gezginin öyküsü gibi anlatılıyor. O günlerin karada ve denizde yolculuk koşulları ve olanakları da yansıtılıyor. Arkeolojik veriler, antik tarihçiler, dinsel yayınlardan sık dokunarak yazılmış kitapta ayrıca her bölümde ayrıntıya merak duyanlar için bazı kitaplar da öğütleniyor.Yazarlar Paul'un uğradığı kentlerin (çoğu Anadolu'da) o yıllardaki günlük yaşamlarını da ayrıntılı olarak ele alıyorlar. O yılların felsefesi, sanat ve kültürü de okurun bilgisine sunuluyor. Böylece, günümüzde Antalya'da, Yalvaç'ta Çanakkale ve Kuşadası yöresinde yaşayan aydınlarımız bulundukları kentlerin o günlerine de zaman tünelinden geçmişe dönerler. Yunanca konuşan, Romalı,Yahudi Paul, Hıristiyanlığı yaymasının bedelini Roma'da başının kesilmesiyle öder. Okura kolaylık olması amacıyla kitabın sonunda antik yer adlarının günümüzdeki adlarının bir dizini de veriliyor. Adı: Nahçıvan'da Arkeolojik Araştırmalar Yazarı: Oktay Belli - Veli Sevin Yayımlayan: Arkeoloji ve Sanat Yayınları ISBN:975-6899-40-9 Sayfa:78 Kafkaslar, Asya'dan Anadolu'ya geçişin engebeli yüksek kapısıdır. Anadolu'ya yerleşmeye ya da saldırıya gelen kavimler bu yüksek geçidi kullanmışlardır. Türkiye-İran sınırına doğru yapılan arkeolojik araştırma ve kazılar 33 yıl önce kurulan Van Bölgesi Tarih ve Arkeoloji Araştırma Merkezi'nce yürütülmektedir. Ancak Anadolu'da daha kuzeye yönelik çalışmalar ihmal edilmiştir. Türk arkeologların sınır aşan çalışmaları ise maddi olanaksızlıklar nedeniyle hiçbir zaman gerçekleşmemiştir. Dolayısıyla bu ek****likleri gideren önemli bir tasarımın ilk adımı iki yıl önce uygulamaya konulmuş ve yazarların başkanlığında bir ekiple Nahçıvan Cumhuriyeti arkeologlarınca ortak çalışmalar yapılmıştır. Bir yüzey araştırması niteliğindeki çalışmalarda dahi önemli verilere ulaşılmıştır. Türkçe-İngilizce olan bu kitapta bu araştırmaların sonuçları, çizim ve fotoğrafları ile arkeoloji dünyasına sunuluyor. Araştırmacılar bölgenin maden ve ham madde yataklarını da gözden geçirmişlerdir. Adı: Türkiye Müzeleri Yazarı: Mehmet Önder Yayımlayan: Türkiye İş Bankası ISBN:975-458-044-8 Sayfa:376 Müze kökenli, Eski Eserler ve Müzeler yinel Müdürlüğü, Kültür Müsteşarlığı yapmış olan yazar birikimli bir kültür adamı. 1977'de İngilizcesi ile birlikte ilk kez yayımlanan kitap, daha sonraki gelişmelerin ışığı altında gözden geçirilip basılan beşinci baskısı ile yeniden karşımıza çıkıyor. Türk Müzeleri birer "komprime hap" çerçevesinde tanıtılıyor. Okur, herhangi bir kente gitmeden, orada nasıl bir müzeyle karşılaşacağını önceden öğrenmiş oluyor. Adı: Ephesus Museum Yazarı: Müze Görevlileri Çeviren: Christine K. Thomas Yayımlayan: DO/GÜ ISBN: Yok Sayfa:136 1863'te İngiliz J.T. Wood'un Efes'e ilk kazmayı vurması ile başlayan arkeolojik kazılar, 105 yıldır Avusturya Arkeoloji Enstitüsü'nün yönetiminde sürüyor. Müzedeki araştırmacıların uzmanlık dallarındaki katkıları ile hazırlanan kataloğa ilginç eserler seçilmiş. Bulundukları yerlere göre gruplandırılan eserler hakkında teknik özet bilgilere yer veriliyor. Fildişinden yapılmış bir erkek heykelciği ile başlayan kitapta ünlü Yunan filozof Sokrates'in freski ile mermerden heykel başı çarpıcı eserler arasında yer alırken, Mısırlı bir rahip heykeli Doğu Akdeniz'deki bir uzun yolculuğun tanığı olarak karşımıza çıkıyor. Kuşkusuz İS 2.yy'a ait Trajan'ın fildişi kabartmaları olağanüstü bir sanat ürünü ve dünyada eşi olmayan bir buluntu olarak okuru büyülüyor. Lydia'da icat edilen paralardan ilk elektrom ****keler, defineler, tümülüs buluntusu altın takılar, Miken döneminin yanı sıra görkemli eserler kitapta okuru Müzeyi ziyarete çağırıyor. Gözler kitapta tanıtımı yapılan ancak resimleri bulunmayan eserleri de arıyor. Adı: 100 Jahre Österreichische Forschungen in Ephesos Yazarı: H. Frisinger- F. Krizinger Yayımlayan: Avusturya Bilimler Akademisi - Viyana ISBN:3-7001-2732-4 Sayfa: Üç cilt Anadolu Arkeolojisinin gözbebeklerinden biri olan Efes kazılarının 100. yıldönümü nedeniyle yerli yabancı 100 bilim adamının makalesinin bir araya getirildiği eşsiz bir yapıt. Makaleler yazarların kendi dillerinde yayına alınmış. Birinci ciltteki makaleleri tamamlayan fotoğraf ve çizimler ikinci ciltte, planlar ise üçüncü bölümde bir takım olacak biçimde düzenlenmiş. Böyle bir kitap arkeologlara, epigrafistlere, numizmat ve sanat tarihçilerine önemli bir bilimsel başvuru olanağı sağlıyor. Efes hakkında ne öğrenmek istiyorsanız kitapta yanıtını alabileceğiniz her türlü bilgiye yer veriliyor. Böylece Enstitü, bu yayınla 100 yıllık Efes'e verdiği emeği de bilimsel açıdan taçlandırmış oluyor. Arkeoloji eğitimi veren her kurum ya da öğreten her kişide bulunması gereken, son yıllarda basılmış benzeri olmayan kapsamlı bir yayın. Kitabın sonunda makalelerin Türkçe özeti de veriliyor. Adı: Ephesus Yazarı: Gilbert Wi- Gudrun Wlach Yayımlayan: Avusturya Arkeoloji, Enstitüsü Çeviren: Claudia Luxon (İngilizce) ISBN:3-205-98583-4 Sayfa:189 Avusturya Arkeoloji Enstitüsü'nce yürütülen Efes kazılarının 100. yılı nedeniyle İngilizce olarak yayımlanan kitap, bu antik kentteki yapıları, mimari özellikleri ve buluntuları eski fotoğraf ve çizimleri ile okura tanıtıyor. Kazıları altı tarihsel aşamada ele alan kitapta, dünyanın yedi harikasından biri olan Artemision nedeniyle Efes'in 19.yy'dan beri ilgi odağı olduğunu vurguluyor. Avusturyalılar'dan önce İngiliz mimar J.T.Wood'un çalışmalarından günümüze uzanan araştırmalar, özet bilgiler halinde aktarılırken daha çok görsel malzemeye ağırlık veriliyor. Kitapta Viyana'daki Efes Müzesi'nde sergilenen eserlere de değiniliyor. Adı: Priene Yazarı: Frank Rumscheid Yayımlayan: Ege Yayınları ISBN:975-807-016-9 Sayfa:239 Alman Arkeoloji Enstitüsü adına kenti 1895-99 yılları arasında ilk kazan arkeolog Priene'ye "Asya'nın Pompei'si" adını vermiş. Bir rehber kitabı olarak İngilizce basılmasına karşılık çok kapsamlı bir yayın niteliğinde. Antik dünyada Bafa Gölü Ege'ye açılan büyük bir koy konumundaydı. Erozyonla dolan ve sonra bir göle dönüşen bu yöredeki Priene sırtını dağa ve cephesini de denize vermiş, İon Birliğinin önemli bir yerleşim noktası idi. Kitapta, kentin eski fotoğrafları ile birlikte adının Güllübahçe'ye değiştirilmesine kadar uzanan öyküsü de aktarılıyor. (Kitapta yer almayan bir bilgiyi de biz anımsatalım. Bugün çok az kişinin bildiği bir gerçek Priene'nin bağlı olduğu Söke'nin adının1904'lerde Su Köy olduğu, zamanla söylene söylene Söke'ye değiştiğidir.) Priene, New York'ta uygulanan cadde ve sokakların birbirini dik kesen kareleme sistemi ile Miletli Hippdamus tarafından yapılmış ilk kent olma özelliğini taşıyor. Türkçeye de çevrilmesi gerekli olan bu kitapta Berlin Müzesi'ne Priene'den gitme bazı eserlerin resimleri, yıkıntıların sağlam dönemlerini gösteren çizimler de yer alıyor. Kendi arabanızla Didim ve Bodrum'a giderken Priene'ye uğrayınız ve bu kitabın eşliğinde gezerken antik dünyanın bilinen en eski sinagogu ile en eski Yunan tiyatrosunu da görünüz. Adı: Limyra Zemuri Taşları Yazarı: Jürgen Borchhardt Çeviren: Güler Yümer Yayımlayan: Arkeoloji ve Sanat Yayınları ISBN: 975-7538-88-4 Sayfa:160+ Bugünkü Antalya il sınırları içinde olmakla birlikte, antik Likya'nın bir kenti olan Lmyra kazısını Avusturya Arkeoloji Enstitüsü adına otuz yıla yakın bir süre yöneten Alman Profesör Borchhardt kitabın yazarı. Okur, böylece Limyra'yı birinci eldenbilgilerle daha iyi tanımış oluyor. Bu yayında, savaşta Troya'lıları destekleyen Limyra'lıların gerek antik dünyadaki tarihsel yaşamları ve gerek haçlılar dönemindeki ilginç olaylar da anlatılıyor. Son yıllarda bir antik kent için yayımlanmış en iyi rehber kitap olarak tanımlanan bu eserde yılların araştırmaları, Lykia Kralı Perikle'nin kale ve sarayı, anıtsal mezar heroon hakkında da ayrıntılı bilgiler veriliyor. Bu arada, kazı başkanının yerel halkın neden olduğu yangın sabotajlarını da biz anımsatalım! Adı: Halikarnassos'ta Bir Zaman Yazarı: İzzeddin Çalışlar Yayımlayan: Ericsson /Türkcell ISBN:975-6845-02-3 Sayfa:179+ Bodrum antik sur restorasyonunu tanıtım amacıyla, kenti de tanıtan bu kitabın ayrıca İngilizce baskısı da bulunuyor. Kitabın içinde ek olarak Bodrum ve yarım adanın antik ve modern haritası ile birlikte turistik bir rehberi de veriliyor. Bodrum'un geçmişiyle kenti günümüze taşıyan Halikarnas Balıkçısı Cevat Şakir'in şu sözleri ile bir fotoğraf okura "Merhaba" diyor: "Yokuş başına geldiğinde/ Bodrum'u göreceksin,/Sanma ki sen/ geldiğin gibi gideceksin Senden öncekiler de/ böyleydiler/ Akıllarını hep Bodrum'da/ bırakıp gittiler..." Kentin kısa mitolojisi ile Herodotos ve Halikarnassos gibi ünlüler tanıtıldıktan sonra Myndos kapısının onarım çalışmaları anlatılarak Bodrum yarımadasında kısa bir tura çıkılıyor. Adı: Tanrılar Dağı Nemrut Yazarı: Nezih Başgelen Çeviren: Fatma Artunkal-Neşe Olcaytu Yayımlayan: Aygaz ISBN: 975-6899-33-6 Sayfa: 48+ UNESCO'nun "İnsanlığın Kültür Mirası" listesine aldığı Nemrut Dağı'nın doruğundaki Kommoyine Kralı Antiokhos'un görkemli anıt mezarı çeşitli kitaplara konu olmuştur. Bu kitapta, tepedeki anıtsal heykellerin arkasındaki yazıtta yeralan "vasiyetname"sini Grekçe'den Türkçeye çevirisi ilk kez yayımlanmaktadır. Prof. Dr. Sencer Şahin'in çevirisinin bir yerinde Kral şöyle sesleniyor: "... Gerçekten tanrılara layık bu heykelleri ben diktirdim: Zeus-Oromasdes'in, Apollon-Mithras-Helios-Hermes'in, Artagnes-Herakles-Ares'in ve her şeyi besleyen vatanım Kommayine'nin heykelleri. Aynı taştan ve aynı tahtlar üzerinde duaları işiten tanrıların yanına kendi heykellerimi de koydurttum. Böylece ulu tanrıların ezeli saygınlığını kendi genç bahtıma çağdaş kıldım..." İÖ 162-İS 72 yılları arasında egemen olmuş krallığın bu görkemli yöresinde Osman Hamdi'den günümüze değin burada yapılan arkeolojik araştırmalar kitapta anlatılıyor. Bilindiği üzere bugüne kadar hiçbir bilimsel girişim, yapısındaki özellikten dolayı, mezar odasına ulaşmayı başaramadı. İşin ilginç yanı, kralın vasiyetnamesindeki şu sözlere karşın arkeologlar yine de her türlü girişimde bulunarak mezar odasına ulaşmaya çaba gösterdiler: "Her kim ki ama, bu düzenin kutsal geçerliğini ya da ölümsüz iradenin teyit ettiği rahmet abidesini bozar ya da zarar verir ya da gerçek anlamını değiştirmeye yeltenirse, yalnız kendisi değil aynı zamanda tüm soyu sopu rahmetli atalarımın ve tümtanrıların hışmına uğrasın, ta ki cezasını tamamıyla çekinceye kadar." Kitapta İngilizcesi ile birlikte yeralan metinde Prof. Şahin'in Kommoyine ve Nemrut Dağ hakkında yaptığı tarihsel açıklamaların yanı sıra yöredeki Karakuş tümülüsü ve anıtlar hakkında da geniş bilgiler bulunuyor. Kitapta metinler Türkçe ve İngilizce olarak yayınlanıyor. Adı: Efsuncu Orpheus Yazarı: Füsun Tülek Yayımlayan: Arkeoloji ve Sanat yayınları ISBN: 975-6899-26-3 Sayfa: 72 Mitolojinin ilginç tiplerinden Orpheus'u konu alan bu eser bir yüksek lisans tezi olarak hazırlanmış, ancak yazarın çevresindekilerin teşviki ile önemli bir monografik kitaba dönüşmüş. Müzisyen, gizemli bir ozan ve kahin olan Orpheus ile ilgili olay,öyküleri değerlendiren kitabın en önemli yanı, mitolojinin bu kahramanı ile ilgili sanat eserlerine, özellikle mozaik kıyaslamalarına yer vermesidir. Hıristiyanlığa geçişte İsa'ya dönüşen bir kimlikle karşımıza çıkan Orpheus'la ilgili Kudüs ve İstanköy mozaikleri dışında konunun daha çok Anadolu'da yaygın kullanıldığı görülüyor. Şanlıurfa, Adana, Tarsus, Polatlı-Kayabaşı, Pamphilya-Seleukia mozaikleri kitapta ayrı ayrı ele alınarak birbirleriyle kıyaslanıyor. Orpheus mozaiklerinde resimleme teknik ve biçemleri ile tarihlemeleri hakkında bilgiler aynı kitapta Türkçe ve İngilizce olarak anlatılıyor. Adı: Antalya Yazarı: Hüseyin Çimrin Yayımlayan: Akdeniz Kitabevi ISBN: 975-7935-01-8 Sayfa: 224 Önce kent merkezini ve ardından ilçelerini siyah-beyaz fotoğraf ve çizimler ile tanıtan bu kitabın dördüncü baskısı. Turistik bir kitaptan çok, bu güzel Akdeniz ilini tanımak isteyenler için derlenmiş bir danışma kitabı özelliğini taşıyor. İlin tarihsel,kültürel, dinsel ve doğasal tüm noktalarının envanteri veriliyor. Adı: Muğla Müzeleri Ören Yerleri Yayımlayan: İl Kültür Müdürlüğü ISBN: Yok Sayfa:160 Yakın yıllara değin Türkiye'deki müzelere gittiğinizde, sergilenen yapıtlar ya da yörenin antik yerleri hakkında değil bir katalog, harita bir kartpostal dahi bulmak olanaksızdı. Son yıllarda yaygınlaşan baskı olanakları ile yerel kültür adamları bireysel ya da bir grup olarak tanıtıcı yayınlar yapmaya başladılar. yinelde uluslararası standartlara uygun olmasa da ilk aşama açısından önemli adımlar atılıyor. Muğla, Marmaris, Milas, Bodrum, Fethiye müzeleri temsilcilerinin katkıları ile derlenen bu yayın da bir ilk aşama boyutunda. Bu ilimizdeki ören yerlerine gideceklere ön bilgiler sağlıyor. Adı: Tarsus Yazarı: Hikmet Öz Yayımlayan: Kültür Bakanlığı ISBN: 975-17-1938-0 Sayfa: 160 Uygarlıklar kadar Hıristiyanlığın dünyaya açılmasında kapı rolü oynayan bu kentin arkeolojik, tarihsel ve toplumsal yaşamı tanıtılıyor. Son yıllarda arkeolojik alanda olağanüstü buluşlara sahne olması ile dünyada St. Paul'dan sonra yine dikkatleri üzerine çekiyor. Danyal Peygamberin de mezarının bulunduğu bu kentin Cumhuriyet dönemi yaşamı ile birlikte ünlü yılan kadın Şahmeran öyküsüne de yer veriliyor. -------------------------------------------------------------------------------- Bu yazı 18 Mayıs 2000 Tarihli Cumhuriyet Kitap Dergi Ekinden alınmıştır ve telif hakkı Cumhuriyet yazarı Özgen Acar'a aittir. http://www.cumhuriyet.com.tr/
|
|
|
|
|
847
|
Kültür ve Sanat / Arkeoloji ve Antropoloji / Arkeoloji kitapları
|
: Eylül 24, 2006, 04:14:40 pm
|
|
Özgen ACAR Cumhuriyet Kitap Eki 18 Mayıs 2000
Her yıl 18-24 Mayıs tarihleri arasında "Müzeler Haftası" kutlanır. Bu hafta boyunca müzeler ücretsizdir. Son bir-iki yıl öncesine kadar müzeleri ziyaret edenler değil kitap, kartpostal dahi bulamazlardı. Üç-beş yıldır müzelerin yayımladığı bilimsel ve rehber kitaplarda önemli bir artış gözleniyor. Ayrıca kültür müdürlükleri de kentlerini tanıtan yayınlara başladılar. ABD dışında dünyada yalnızca Türkiye'de, her yıl "Uluslararası Arkeoloji, Kazı, Araştırma ve Arkeometri Sempozyumu" düzenleniyor. Bu nedenle, Anıtlar ve Müzeler yinel Müdürlüğü yerli ve yabancı bilim adamlarından övgü alıyor. Amerika'da yayımlanan"Arkeoloji" Dergisinin bir başyazısı da bu övgüye ayrılmıştı. Türkiye'de kazı, araştırma yapan arkeologlar ve arkeometri uzmanları bu sempozyuma saydamlar eşliğindeki bildirileri ile meslektaşlarına bir yıl boyunca ne yaptıklarının hesabını veriyorlar. Sempozyum bu yıl 22-26 Mayıs tarihleri arasında İzmir'de düzenlenecek. Gerek Müze Haftası ve gerek Uluslararası Arkeoloji Sempozyumundan yararlanarak Kitap dergimizin bu sayısında, son bir yılda elimize ulaşan bu alanla ilgili kitapları tanıtmak istedik. Bu yazı, eleştiriden çok bu kitapları okura tanıtım amacını güdüyor. Geçen yıl "Bir patlamanın yaşandığı alan arkeoloji kitapları" başlığı altında 21 kitap tanıtmıştık. Bu yıl 35 kitap. Bu artış bile bu alandaki gelişmenin büyüklüğünü ortaya koyuyor.
Adı: Kültepe-Kaniş/Neşa Sarayları ve Mabetleri, Yazarı: Tahsin Özgüç Yayımlayan: Türk Tarih Kurumu ISBN: 975-16-1066-4 Sayfa: 160
Kayseri-Kültepe'de yarım yüzyılı aşan kazıları ile Anadolu arkeolojisinde önemli bir ad olan Prof. Dr. Tahsin Özgüç, bu kentteki saray ve tapınakları irdeliyor. Özgüç'ün arkeoloji dünyasınca yıllardır beklenen kitaplarından biri olan bu yayınTürkçe-İngilizce hazırlanmış. Kitabın ekindeki resim, çizim ve planlar yaklaşık 150 sayfayı buluyor. Türkiye'de son yıllarda, iş yerlerine, mağazalara gavurca adlar koymak bir marifet sayılıyor. Ankara'daki, modern iş merkezi "Karum"un adının anlamını çoğunluk bilmez. Anadolu kökenli bir sözcük olan Karum, İÖ 2. binyılda Kültepe'deki Kaniş antikkentinin yanında Asurlu tüccarlarca kurulan bir dış mahalle konumundaki tecimsel yerleşmenin adı idi. Doğru bir yaklaşımla Anadolu tarihinden alınan bu sözcük seçiminin öteki işyerlerine de örnek olmasını anımsatmak istedik. Kitapta, Kaniş'teki kazılarda bulunan saraylar ile tapınakların mimari tanımlamaları, çağdaşı Acemhöyük ve Mezopotamya yapıları ile de kıyaslanıyor. Kentin bulunduğu höyüğün toprağı 1929'a değin gübre, Karum ise tarla olarak kullanılmış. 19. yy'ın sonlarından itibaren yabancı araştırmacılar, çivi yazılı tablet bulmak amacıyla kazarak yıkıma neden olmuşlar. Özgüç, Kaniş'e ilk kez 1937'de öğrenciyken gitmiş. Kitapta sarayların yanı sıra, kentin tarihi ve ilişkileri, buluntular ve önemi hakkında bilgiler de veriyor. Kaniş sarayının en önemli işlevlerinden birinin Asur'dan ithal edilen tekstil ve kalay gibi malların denetimi olduğu anlaşılıyor. Mallar, önce sarayda görülüp, denetlenmesi amacıyla orada depo ediliyor. Vergilerin hesaplanıp ödenmesinden sonra mallarındışarı çıkarılıp halka satılmasında bir gümrük binası işlevi de görüyor. Dünyaca ünlü Karum arşivlerinde bulunan çivi yazılı tabletlere göre saray dokumadan yüzde 5, kalaydan da yüzde 3 vergi alıyordu. Tunç yapımında, bakır kadar önemli olan kalay Anadolu'da bulunmadığı için Asurlu tüccarlar bu madeni daha doğudaki ülkelerden Kayseri'ye getiriyorlardı. Saray, dokumaların yüzde onunu öncelikli satın alma hakkına sahipti. Değerli taş ve lüks malların ticareti yasaklanabiliyordu. Bir kraliçenin bir Asurlu tüccarı kaçakçılık suçundan hapse attırdığı biliniyor. Demek ki kaçakçılık Anadolu'da en azından dört bin yıllık bir gelenek! Araştırmalarda, Kaniş sarayının büyük bir yangından sonra terk edildiği saptanıyor. Kitapta en eski Hitit yazılı belgesinin Kral Anitta'nın metni olduğu anımsatılıyor, bu arada saraydaki görevliler hakkında da ilginç bir liste veriliyor. Saray erkânı asa başı, sofra başı, kadeh taşıyan başı, silahlar başı, komutanlar, pazar başı, depolar başı, bahçıvanlar başı, marangoz başı, dericiler başı... Böylece sarayda kapsamlı bir iş bölümü ve dolayısıyla bürokrasinin varlığı da ortaya çıkıyor. Kitapta, kazıların çeşitli aşamaları fotoğraf ve çizimleri, planlar ile aktarılırken, bazı buluntu resimleri, seramik örneklerinin kesitleri de arkeoloji dünyasının kıyaslamasına sunuluyor.
Adı: Hititlerde şarkı, müzik ve dans (Hitit çağında Anadolu'da üzüm ve şarap) Yazarı: Sedat Alp Yayımlayan: Kavaklıdere Kültür Yayınları ISBN:975-6813-02-4 Sayfa:100
Hititler hakkında yazılan kitapların sayısı gün geçtikçe artıyor. Hitit yazılı belgelerinden hareketle ve arkeolojik buluntular da değerlendirilerek yazılmış ilginç bir kitap. Türkiye'nin ilk "Hitit Dil Bilimcisi" olan Ord. Prof. Dr. Sedat Alp'in bu kitabı dört bölümden oluşuyor. Birincisi Hititlerde şarkı, müzik ve dans. İkincisi şarkı, müzik ve dans ile ilgili bayram metinlerinden bazı örneklerin Türkçe'ye çevrisi. ÜçüncüsüHititlerin Ölü ritüellerinden bazı örnekler. Dördüncüsü Hitit çağında Anadolu'da üzüm ve şarap. Bir çırpıda okunan kitabı bitirip düşünmeye başladığınızda, Anadolu'nun bugünkü folklorunun köklerinin nerelere uzandığını algılıyorsunuz. Antik Yunan tiyatrosunun doğuşuna yol açan Hitit dinsel şölenlerinin yanı sıra, müzik ve şarabın birlikteliğinin kültürel etkisi yalın bir dille anlatılıyor. Bir hafta sonunda okuduktan sonra, bu kitabın belleğinizde bıraktığı bilgilerin eşliğinde Anadolu Medeniyetleri Müzesini gezerken, sergideki eserleri anlamanıza önemli katkısının olduğunu fark ediyorsunuz. Kitapta çizgi roman gibi anlatılan, müzenin eşsiz İnandık vazosuna bakış açınız da değişiyor. Hitit'teki şölen, müzik, seks ve mizah yaşamını daha somut olarak algılayabiliyorsunuz. İlk bakışta, yüz sayfalık küçük boyuttaki bu kitap insanda sıradan bir yayın izlenimi uyandırıyor. Oysa yarım yüzyılı aşan bir Hitit ve çağdaşı öteki eski dillerin ve arkeolojik buluntuların yazara sağladığı bilgi birikiminin okura damıtılarak aktarıldığını algılıyorsunuz.
Adı: Hititler-Etiler Yazarı: Ahmet Ünal Yayımlayan: Etibank ISBN: Yok Sayfa:292
Ord. Prof. Dr. Sedat Alp'in üretken bir öğrencisi olan Prof. Dr. Ahmet Ünal'ın bu kitabı, son yılların alışılmış renkli kitapları yerine yalnızca siyah-beyazı vurgulayan bir grafik tasarımına sahip. Kitabın İngilizce ayrı basımı da bulunuyor. Kitap, bir arkeoloji ya da sanat tarih kitabı değil. Hitit dili ve çağdaş dillerden hareketle, Hitit tarihini ve yaşamını gün ışığına çıkaran bir yapıt niteliğinde. Son yıllarda antik Mısır'daki yaşamdan esinlenerek yazılan çokça roman ve öykü kitapları dünyada en çok satan yayınlar listelerinde başta geliyor. Anadolu tarihinin en önemli bölümlerinden birini oluşturan Hititler hakkında bu kitap pek çok yazara esinkaynağı olacak veriler sergiliyor. Yazar, Hitit'i ilk keşfedenin 17. yy'da Evliya Çelebi olduğunu söylüyor. Çelebi, Konya Ereğli'sinin ünlü İvriz kabartması hakkında "İvriz" sözcüğünün "Evriş" olduğunu "bey-kral" anlamına geldiğini yazıyor. Yazar, İÖ ikinci binyıl Anadolu uygarlıklarının tümüne "Hitit Uygarlığı" damgasını vurmanın insafsızlık olduğunu söyledikten sonra şu değerlendirmeyi yapıyorr: "Çünkü yerli Anadolu kültürleri olmadan Hitit kültürü ve uygarlığı düşünülemez. Hititler ancak bu yerli Anadolu kültürlerinin içine girdikten, onlarla haşır neşir olduktan sonra bir kültür kavmi olabilmişlerdir. Yoksa Anadolu'ya gelmeden önce Hititliğin ve Hititlerin adı bile yoktur; yani onları Hititli yapan, tarihin içine sokan Anadolu olmuştur." Bilindiği üzere Hitit dili 1917 yılında çözülmüştü. Yazar, Hitit dili konusunda bugüne değin yapılan araştırmalar hakkında ayrıntılı bilgi verirken ilginç bir yöntem izliyor. Kendinden önceki Hititologların ya da Hitit kazıları ile tanınmış yerli veyabancı arkeologların adlarını vermeden onların çalışmalarının yanlışlıklar içerdiğini satır aralarında okura iletiyor. Bu savlarını da bazı dipnotlarla destekliyor. Ancak, dipnotlarda çoğunlukla yine kendinin daha önce yazdığı makaleleri kaynak olarak gösteriliyor. Hitit dönemini araştıran arkeologları ile Hititologlara bir kere bile olsa gönderme yapmayışı, örneğin hocası Alp'ten yalnızca bir alıntı yapması dikkati çekiyor. Buna karşılık kitap, Hitit tarihinde yaşam sahnesinin bilinmeyen yönlerine yer yer güçlü projeksiyon ışıkları tutuyor. Kitapta okura ilginç gelecek çeşitli öyküler de yer alıyor. Örneğin erkekleri Hitit kadınları ile evlenen İbrani kadınların kıskançlığından tutun, günümüz kan davasının kökeninde Hititlerin "dökülen kanın sonu gelmez" inancına değin çeşitli ilginç bilgiler de göze çarpıyor. Bu arada yazarın, kazı başkanı Prof. Dr. Manfred Korfmann'ın son buluntular ışığında Troya'nın Anadolu uygarlığı ile bağlantısını kanıtlayan savlarını ve bu görüşleri yansıtan bizim gibi basın mensuplarını eleştirmesi de gözden kaçmıyor.
Adı: Çiviyazılı Belgeler Yazarı: Veysel Donbaz Yayımlayan: Sadberk Hanım Müzesi ISBN:975-6959-02-9 Sayfa:180
Türkçe-İngilizce olarak basılmış olan kitap Müzenin koleksiyonundaki çivi yazılı eserlerin içeriğini okura yansıtıyor. Kitap, bilimselliğinin dışında, konunun meraklısına da dönemin toplumsal yapısı, hukuku ve gelenekleri hakkında ışık tutuyor.Üniversitelerin Hitit dili bölümünden yüzlerce öğrenci diploma alıyor, ancak iş bulamıyorlar. Oysa, müzelerde okunup yayımlanmayı bekleyen binlerce tablet bu gençleri bekliyor. Korkarım şu andaki akademik kuşaktan sonra Hitit'in anavatanında Hititçe okuyan tek bir uzman kalmayacak. Kaldı ki kilden yapılmış bu tabletler depolarda sağlıklı koruma yapılmadığı için de bozulup dağılmaya yüz tututuyor. Bir özel müzemizin yaptığı bu çalışmanın Kültür Bakanlığına da örnek olmasını dileriz. Kitaptaki tabletler İÖ 2140 ve İÖ 521/486 tarihleri arasında kalan 1600 yıllık zaman dilimini kapsıyor 1920'li yıllarda kaçak kazılarda bulunan ve yayımlanan bu tabletler yinelde eski Asur dünyasının Anadolu'daki ticari mektup, mahkeme kararları, borç senetleri ve sözleşmeleri yansıtıyor. Bir mektupta, günümüz borsasında olduğu gibi, bir tüccarın altın ve gümüşe yaptığı yatırımlardan söz ediyor. Türkiye Ticaret, Sanayi Odaları Birliğinin bu tür tabletleri derletip bir kitapta toplatması dünya ekonomi tarihi için büyük yarar sağlayacaktır. Günlük yaşamın hukukla bağlantısını ortaya koyan bir tablette "Ilabrat-baninin kızı Musa, Assur-Malik'in evinde yaşamboyu oturacak. Aynı evde yaşamını noktalayacak. Assur-malik ve *** onu evden kovmayacaklar. Evi, kapıları ve eşyasını satmayacak,onları yenilemeyecek." deniliyor. Böylece intifa hakkının kökenleri en azından dört bin yıl öncesine iniyor. Kitapta tabletlerin çivi yazılı çizimleri ve fotoğrafları da yer alıyor.
Adı: Doğa Ana Kubaba Yazarı: Fahri Işık Yayımlayan: S-İ Kıraç Akdeniz Medeniyetleri Araştırma Enstitüsü ISBN:975-7078-05-0 Sayfa:91
"Tanrıçaların Ege'de buluşması" biçiminde ikinci bir adı da bulunan kitap Anadolu kadınlarına adanmış. Anadolu aşığı Prof. Dr. Fahri Işık, Taş çağının ana tanrıçasından Meryem Anaya kadar ana tanrıça olgusunu şiirsel bir dille ele alıyor. Yazar, ana tanrıça olgusunun Anadolu'da ve özellikle Ege'de buluşmasını, coğrafi anlamda yatay ve tarihsel anlamda dikey olarak irdeliyor. Yazar Anadolu'da insanın mağaradan çıkıp düze, ovaya ilk O'nunla indiğini ve o gün bugündür değişmediğini vurgulamakla kalmıyor, kanıt üzerine kanıt aktarıyor. Kitabın ana metni yalnızca 34 sayfa olmasına karşılık dipnotlarıyla aktardığı kanıtlar ise 18 sayfayı buluyor. Anadolu'da toprağın O'nunla sürüldüğü, ilk tohumun onunla atıldığı ve ilk ürünü de O'nun verdiği anlatılıyor. Yabancı kaynaklara dayanarak ana tanrıçanın Anadolu'dan İÖ 6-4. binyıllarda Balkanlar ve Trakya'ya geçerek bu yöreleri de etki alanına aldığı anlatılıyor. Özellikle kadınların kitabı ilgiyle okuyacaklarını sanıyorum. Kitabın sonunda, içerikle ilgili çeşitli fotoğraflar da yer alıyor.
Adı: Troia Yazarı: Manfred Korfmann - Dietrich Mannsperger Yayımlayan: Theiss ISBN: 3-8062-1369-0 Sayfa:75
Troya, dünya tarihi ve arkeolojisi açısından önemli bir antik kent. İzmirli hemşehrimiz ozan Homeros gibi yetenekli bir "halkla ilişkiler uzmanının (!)", destan dili ile dünya insanlarını kendisine âşık eden bir kent. Fatih Sultan Mehmet ve HeinrichSchlimann gibi pek çok insan bu gizemli kenti bulmak için yüzyıllarca önce yollara düşmüşlerdi. Bugün çok başarılı bilimsel araştırmaların yapıldığı bu kente giden ziyaretçiler ister istemez düş kırıklığına uğruyor. İnsanlar, Troya'ya sanki Güzel Helena'yı, Hektor'u, Achieleus'u, Agamemnon'u, Kral Priamus'u ve sarayı ile hazinelerini görecekleri sanısıyla gidiyorlar. Oysa yalnızca yıkıntı ve taş yığınları ile karşılaşıyorlar. Kazı ekibi kısa bir süre önce buraya yol işaretlerini koyarak neyin ne olduğunu anlatan önemli bir hizmet sundu. Kazı başkanı Prof. Korfmann'ında imzasının bulunduğu bu tanıtım kitabındaki fotoğrafların yanı sıra "Troya nasıldı?"yı anlatan çizimler etkileyici. Almanca olan bu yayının bir an önce Türkçe'ye de çevrilmesini dileriz.
Adı: Troyalı Kadınlar Yazarı: L.A. Seneca Çeviren:Haydar Dönmez Yayımlayan: Kültür Bakanlığı ISBN:975-17-2101-6 Sayfa:117
Latin tragedya yazarı Seneca'nın "Troades" adlı tiyatro yapıtının ilk Türkçe çevirisi. Yazar kitabı özgün dili olan Latinceden çevirmiş. Babası ile karıştırılmaması için "filozof Seneca" denilen oyun yazarının yaşamöyküsü ve tragedyaları hakkındabilgilere de yer veriliyor. İÖ 4 yılında Mısır'da yaşarken, söz söyleme becerisini edindikten sonra Roma Senatosu'nda sivrilen Seneca'nın bu oyunu hakkında lehte ve aleyhte görüşler de okura sunuluyor.
Adı: Troia Macerası Yazarı: Rüstem Aslan Yayımlayan: Gendaş Kültür ISBN: Yok Sayfa:25
Troya kazı ekibinden olan yazarın, ressam Christoph Haussner'in resimleri ile birlikte Troya'yı anlattığı bir çocuk kitabı. Troya'yı gezecek ilkokul ***na kenti masal olgusu içinde tanıtan bu kitabın eğitici yanı büyük. Benzeri yayınların artmasının çocuklara arkeolojiyi ve tarihi sevdireceği kuşkusuz. Taze beyinlerde belirecek bu sevginin tarihsel mirası koruma ve kollamada yaratacağı etki de unutulmamalı.
Adı: Ilısu ve Kargamış Baraj Gölleri 1998 Kurtarma Çalışmaları Yazarı: Numan Tuna - Jean Öztürk Yayımlayan: ODTÜ-TAÇDAM ISBN: 975-429-182-7 Sayfa:367
Kalkınmanın bedelini ortaya koyan bir araştırma kitabı. Sulama ve elektrik sağlamak amacıyla yapılan barajların Yukarı Mezopotamya'daki önemli uygarlıkların yok olmasından önce girişilen kurtarma çabaları anlatılıyor. Yöre'de Hallan Çemi, Çayönü, Nevali Çori, Göbekli Tepe kazılarının, insanlığın ilk büyük aşaması olan Neolitik Çağ kültürlerinin bilinen kronolojisini 4 bin yıl daha geriye götürdüğü anımsatılıyor. İÖ 10. bin ile 6. bin yılları arasında bölgede var olan kültürlerin önemi anlatılıyor.Türkçe ve İngilizce olan kitapta GAP'ın tarihsel miras konusunda yarattığı sorunlara dikkat çekiliyor.
Bu iki barajın yapılması ile 250 arkeolojik yer su altında kalacak. Anadolu tarihinin mihenk taşlarından olan Karkamış yakınındaki baraja su verildi. Kurtarmaya geç başlandığı için bu yerler iki yıldan az bir sürede, Ilısu'da ise 7 yılda yok olup gidecek. Karkamış'ta 16 çok önemli merkez saptandı. Kitapta 1998 yılında yapılan 14 yüzey araştırmasının ön raporları Türkçe ve İngilizce olarak veriliyor. Ilısu için 4 rapor bulunuyor. Doç. Dr. Harun Taşkıran ve araştırma görevlisi Metin Kartal ile birlikte yörede saptadıkları "paleolitik (yontma taş)" dönemine ait buluntular, bugüne değin bilinenlerin dışına çıkan önemli bir olaydır. İnsanların burada, benzerleri gibi mağarada değil iklim nedeniyle açık alanda yaşadığı olgusu arkeolojide önemli bir sayfa açarken, sular altında kalıyor.
Adı: Gordion Ahşap Eserler (Wooden Furniture) Yazarı: Elisabeth Simpson - Krysia Spirydowicz Yayımlayan: Ankara Medeniyetleri Müzesi Derneği ISBN: 975-7558-21-4 Sayfa: 174
Friglerin başkenti Gordion'da İÖ 8. yy'da yapılmış üç tümülüste 1950'lerin ortalarındaki kazılarda ahşap mobilyalar da bulunmuştu. Bunlardan biri Kral Midas'ın tümülüsüydü. Ahşap, arkeolojik kazılarda, topraktan yinellikle çürümüş olarak ele geçer. Mezar odasından sağlama yakın bir biçimde çıkan bu kraliyet mobilyasının "konservasyon (koruma)" çalışmalarına 1981 yılında yazarlarca başlanmıştı. Titiz çalışma ve uygulanan kimyasal bileşimler ile kendi şimşirden, kakmaları ardıç, tablası cevizden bir masa korunarak, onarıldı ve Anadolu Medeniyetleri Müzesinde sergiye çıkarıldı. Aralarında çocuk tahtı, hayvan biçimli oyuncaklar, servis masalarının da bulunduğu ahşap eserlerin korunmasında Müze uzmanları da dahil şimdiye değin yerli ve yabancı yüzü aşkın uzmanın katkısı sağlandı. Türkçe-İngilizce birlikte basılan bu kitapta kraliyet ahşabının bulunuşundan sergiye kadar geçen 18 yıllık bilimsel onarım süreci anlatılıyor. Böylece, arkeolojide buluntular kadar, onların gelecek kuşaklara da korunmuş olarak bırakma mücadelesinin önemi de aktarılıyor.
Adı: Denizlerimizdeki Tarih Yazarı: Tufan Turanlı Çeviren:Bahar Öcal Düzgören Yayımlayan: YKY ISBN:975-363-932-5 Sayfa:175
Türkiye kıyılarındaki araştırmaları ile denizaltı arkeolojisinin kurucusu olan Prof. Dr. Geoerge Bass'in bir sözü vardır: "Anadolu'da tekne yapımı günümüzden beş bin yıl öncesine dayanır. Her yıl bu kıyılarda bir tekne batmışsa en azından beş bin batık var, demektir." Yıllardır Bass ile birlikte çalışan Turanlı, denizaltı arkeolojisinin 40 yılda Türkiye'ye ve tüm insanlığa kazandırdığı batıklar ve buluntuların yorumunu bir arkeologdan çok güncel bir röportajcı dili ile aktarıyor. Örneğin bu batıklardan bilinen en eskisi olan Kaş İlçesi yanındaki Uluburun'da İÖ 1300 yıllarından kalma batık hakkında bilgi verilirken, yükünün bakır ve kalay olduğunu, bunların birleşmesinden yaklaşık 11 ton bronz üretilebileceğini öğreniyoruz. Yazar bu kuru rakama şu açıklığı getiriyor:"Korsanlar ele geçirmiş olsalardı, bu miktarda bronz Akdeniz bölgesinde tarihi değiştirebilirdi. İster çiftçilikte kullanılacak modern araçlar, ister gemi yapımı, ister büyük bir ordu için silah üretiminde kullanılsın; 11 ton bronz büyük bir kesinlikle tarihte iz bırakırdı." Bu gemideki buluntuları okuyunca Doğu Akdeniz'in "seyyar süpermarketi gibi bir tekne" olgusu ile karşılaşıyoruz. yinelde batık kazıları 2 yıl sürer. Oysa bu batığın kazısının 11 yaz sürdüğünü, 18 bin buluntu ele geçirildiğini öğreniyoruz. Yazar, denizde her saatte bulunan bir malzemenin onarım ve bakımı için su üzerinde en azından 20 saat harcandığına da dikkat çekiyor. Uluburun batığının bu yıl Bodrum Müzesinde özel olarak hazırlanmış bir bölümde sergilenmesi söz konusu. yinelde batıkların yerlerini kazı heyetine Bodrumlu süngercilerin gösterdiğini anımsatan yazar, bu bilim dalının ortaya çıkış öyküsünü de Türkçe ve İngilizce ayrı basımlarda anlatıyor. İşin ilginç yanı bir arkeolog olmayan yazar kitabındaki bilgilerin doğruluğunun yabancı uzmanlarca gözden geçirilmesi için alışılmışın dışında önce İngilizce yazmış ve Türkçe'ye sonra çevrilmiş. Kitap, bilimsel raporlarda yer almayan, bu kazıların sorunları, güçlükleri, perde arkası, buluntuların tarihsel ve sanatsal önemi, geliştirilen denizaltı kazı aygıtları konusunda okurun bilgi dağarcığına zengin katkılarda bulunarak, bu alanda sevgi yaratmanın öncülüğünü de yükleniyor. Kitapta Uluburun Batığından Osmanlı Midilli zırhlısına ve Cumhuriyetin Atılay denizaltısına kadar Türkiye kıyılarında bulunan tüm batıkların ayrıntılı öykülerini veriyor. Yazar, bir arkeolog değil. Kaptan ve dalıcı. Yazarın en büyük heyecan ve mutluluğunu Uluburun batığındaki kazılarda altından Mısır Kraliçesi Nefertiti'nin yüzüğünü 55 metre derinde bulduğu an yaşadığını öğreniyoruz. Kitapta, denizaltı arkeolojisi ile ilgili bir sözlük ve denizaltının büyüsünü yansıtan çok güzel fotoğraflar da yer alıyor.
|
|
|
|
|
848
|
Kültür ve Sanat / Tarih / Dünya Tarihini Oluşturan Gelişmelerin Kronolojisi
|
: Eylül 24, 2006, 04:13:24 pm
|
|
M.Ö. 8500-7000, Ortadoğu'da çiftçiliğe geçiş M.Ö. 3500-3000 Dicle-Fırat ve Nil vadilerinde uygarlığa geçiş M.Ö. 4000-3000, Uygarlığın Sümer'de doğuşu M.Ö. 3000 sabanın icadıyla insanların tarımda hayvan gücünden yararlanmanın yolunu bulmaları M.Ö. 3000 dolayları, yazılı kayıtların başlayışı M.Ö. 2000'den az önce, Mezopotamya çevresindeki bölgelerde taşra uygarlıklarını kurmaya başlayan toprak aristokrasilerinin doğmasını kolaylaştıran koşulların oluşması. M.Ö. 1700 dolayları, Hammurabi tarafından insanlığın ilk yasa derlemelerinin çıkarılışı. M.Ö. 1700, Avrasya bozkırı kökenli barbar halklar akınlarının Avrupa'nın Atlantik kıyılarına ulaşması. M.Ö. 1300 dolayları, alfabetik yazının Suriye'de ve Filistin'de yaygınlaşması. M.Ö. 1000 yıllarında, Ortadoğu uygarlığının iki uç bölgesinde (Filistin ve İran'da) verimli düşünce akımlarının doğuşu. M.Ö. 700'den az önce Orta Asya'dan ve Güney Rusya'dan göç etmiş İskitler'in Ukrayna'da bir kabileler imparatorluğu kurup, Yunan dünyasıyla ticarete girişmeleri. M.Ö. 6. yüzyıl, Lidya Krallığı'nda ****ke paranın dolaşıma konması M.Ö. 6. yüzyıl, İyonyalı filozofların dünyayı ve insanı akılla kavrama çabası M.Ö. 500 dolayları, Çin uygarlık biçiminin temel öğelerinin ortaya çıkışı. M.Ö. 500 dolayları, Kastların ve Hind dininin kendine özgü vurgularının biçimlenişi M.Ö. 330, Pers İmparatorluğunun Makedonyalıların saldırısıyla yıkılması M.Ö. 320, İskender'in İndüs Vadisi'ne girmesi M.Ö. 146, Roma'nın Makedonya'yı ve Yunanistan'ı fethetmesi. M.Ö. 30, Roma'nın Mısır'ı fethetmesi M.S. 70-100, Dört İncil'in yazıldığı yıllar M.S. 193, Roma Barışı'nın şiddete başvurulmasıyla bozulması. M.S. 372, Hunlar'ın Güney Rusya'ya girip Ostrogotları sürüşleri M.S. 378-511, Roma imparatorluğu'nun büyük barbar akınlarıyla çökmesi M.S. 410, Hun korkusuyla Roma sınırlarını zorlayan Vizigotlar'ın Roma kentini yağmalamaları ve İspanya'yı geçip krallıklarını kurmaları. M.S. 451, Kalkedon (Kadıköy) Kurultayı'nın Papa'nın çağrısıyla toplanıp, kutsal üçleme öğretisinin Papa Büyük Leon'un saptadığı biçimiyle benimseyip, "monofizist" biçimini reddedişi, M.S. 453, Attila'nın ölüşü ve Hun Konfederasyonu'nun dağılması M.S. 552, Japonya'ya ulaşan Budist misyonerler topluluğunun önemli başarılar elde etmesi. M.S. 565'ten sonra (Doğu) Roma İmparatorlarının "Bizans İmparatoru" denmeye başlanışı. M.S. 568'den sonra, Cermen kabilesi Lombartların Bizanslıları İtalya'nın iç bölgelerinden çıkan buraların denetimini ellerine geçirmeleri. M.S. 572, Türk İmparatorluğu'nun haneden kavgalarıyla ikisi de iç kavgalarla yıpranan doğu ve batı ordularına bölünmesi M.S. 600 dolayları, Hint Okyanusu'nda Hindu gemicilerin yerini Müslümanların alması. M.S. 622, Hz. Muhammed'in Mekke'den Medine'ye göçü. M.S. 632-1000 arasında İslam'ın Hızla yükselişi ve Ortadoğu'da Kuzey Afrika'da İspanya'da yayılışı, M.S. 632, Hz. Muhammed'ön ölümü M.S. 636, Arap ordusunun Bizans'ı Suriye'den ve Filistin'den çıkarması M.S. 641, Arap akıncı birliklerinin Mezopotamya'yı ele geçirişleri M.S. 642, Arap akıncı birliklerinin Mısır'ı ele geçirişleri. M.S. 651, İran ve Mezopotamya'da Sasani iktidarının sona ermesi M.S. 651, Arap akıncı birliklerinin İran'ı ele geçirmeleri. M.S. 711, Vizigot krallığının sona ermesi. M.S. 711-715, Kuzey Afrika'nın ve İspanya'nın Müslümanların denetimine geçmesi M.S. 715, İslamların Kuzeybatı Hindistan'daki Sind Bölgesinde, daha sonra da Hint Okyanusu'nda üstünlüğü ele geçirmeleri M.S. 717-718, Müslümanların İstanbul'u kuşatmaları M.S. 750, Emeviler'in halifelik döneminin sona ermesi M.S. 751, Talas Meydan Savaşı'nda Çin'e bağlı birkaç vahanın Müslümanlara kaptırılışı. M.S. 756, baskı aygıtının Çin'de bulunuşu. M.S. 800, Şarlman'a Papa tarafından Romalıların imparatoru olarak taç giydirilişi. M.S. 800'den birkaç yıl sonra, Bizans İmparatorunun Şarlman'ın imparatorluğunu tanımasıyla Batı Roma İmparatorluğunun yeniden kuruluşunun Yasallaşması. M.S. 831-1000 arası, Danimarka'nın İsveç'in ve Norveç'in Hristiyanlığa geçmeleri. M.S. 840, Uygurların yıkılışı M.S. 845, Budizmin Çin'de resmen yasa dışı sayılması; bunun üzerine Kore'de devlet dini yapılıp iyice benimsenmesi M.S. 900 dolaylarında, Türk askerlerinin kabilelerinin, İslam devletlerinin siyasal yaşamına egemen olmaya başlamaları. M.S. 900-14. yüzyıl ortaları, Avrupa'da toprakların tarıma açılışı. M.S. 989, Rusya'nın Hristiyanlığa geçişi. M.S. 1000 dolayları, kolonileşme ve ticari yayılma sürecinin başlayışı M.S. 1000 dolayları, Gazneli Mahmut'un akınlarıyla İslam'ın Hindistan'ın İç bölgelerini ele geçirmeye başlaması. M.S. 1000, Macaristan'ın Hristiyanlığa geçmesi M.S. 1000 Hristiyanlığın Uzakbatı ülkelerinde Kelt, Cermen ve Slav kabileleri arasında yayılması. M.S. 1000-1300 arası, Avrupa'da kasabaların hızla gelişmeleri. M.S. 1000-1453 arası, İslamlığın Hindistan'da, Doğu Avrupa'da, Orta Asya'da yayılışı. M.S. 1000-1500, İslam mimarlığının görkem ve incelik dönemi M.S. 1054, Katolik-Ortodoks bölünmesinin, Papa ile Konstantinopolis Patriğinin birbirlerini afaroz etmeleriyle yaratılışı. M.S. 1071, Malazgirt Savaşı ile Türklerin Hristiyanlık (Bizans) dünyasına karşı başarılı olup, Anadolu'nun iç bölgelerinin denetiminin selçuk türklerine geçişi. 1096-1099, Birinci Haçlı Seferi. 1171, Galler ülkesinin ve İrlanda'nın Anglo-Norman şövalyelerince fethinin tamamlanışı. 1204, Dördüncü Haçlı Seferi'nde İstanbul'un ele geçirilip yağmalanması ve kısa yaşamlı Doğu Latin İmparatorluğu'nun kurulması. 1206-1227, Cengiz Han'ın yönetim dönemi 1254; Avrupa'da imparatorluğun çökmesiyle, Papalığın, Latin Hristiyanlık dünyasının evrensel hükümeti olduğunu ileri süren tek kurum olarak kalışı. 1300'den sonra, Japonların geniş çaplı denizcilik eylemlerine girişmeleri. 1300'den sonra, Cermen ve Frank şövalyelerinin, Baltık ve Doğu imparatorluklarını kurup, ticaret etkinliklerine girişmeleri 1337-1453, Yüzyıl Savaşları, İngiltere ile Fransa arasında, kiralık askerlerle yürütülen her yeri yakıp yıkıp yağmalayıcı savaşlar. 1347-1351, Avrupa'da Veba salgını 1300, Rönesans'ın İtalya'da biçimlenmeye başlanışı. 1354, Türkler'in Çanakkale Boğazı'nı geçip Gelibolu Yarımadasını ele geçirerek, Avrupa'ya adım atmaları. 1389, Kosova Savaşı'nda Sırpları yenen Türklerin Balkanlarda askeri üstünlüğü ele geçirmeleri. 15. yüzyıl İnkalar'ın And Dağları'ndaki merkezlerinde yayılan imparatorluklarının Peru'da merkezi bir rejim kurması. 1417, Papalık monarşisinin Konstanz kurultayında onaylanmasıyla Protestan-Katolik ikililiğinin azaltılması 1430, Çinlilerin denizlerden çekilmesiyle Japonların Güneybatı Pasifik'te deniz üstünlüğünü ele geçirmeleri. 1453, İstanbul'unTürklerin eline geçmesi, bunun üzerine, Rusların Ortodoks kiliselerinin Hristiyanlığın son kalesi olduğuna inanmaları, 1480 Moskova, Dükü iyi. İvan'ın Altınordu egemenliğini tanımayıp, "Çar" sanını alarak bağımsızlığını ilan edişi. 1492, Kolomb'un okyanusu aşması 1492, Müslüman Faslıların Avrupa'daki son kalesi Grenada'nın alınışı, bu olayla Hristiyan haçlı ruhunun körüklenmesi 1500, İtalyan Rönesansı'nın doruğuna ulaşması 1500'den sonra, Avrupa'nın deniz üstünlüğü kurması 1500-1650, Avrupa'da fiyatların hızla yükseldiği "Fiyat Devrimi" 1500-1700 arası milyonlarca kilometrelik ülkenin milyonlarca insanın islam yönetimine sokulmasıyla İslam tarihinin en parlak dönemi 1508 Şah İsmail'in Bağdat'ı fethetmesi 1509 Portekizlilerin İslam filosunu Umman Denizi'ndeki Diu limanı açıklarında yenilgiye uğratmaları ve Hint Okyanusu'nda üstünlük kurmaya başlamaları, 1511, Akdeniz'de, Türk İspanyol ve Portekiz güçleri arasında uzun deniz savaşlarının başlayışı. 1512-1520, Yavuz Sultan selim yönetimi dönemi 1513, İlk Portekiz tacirin Güney Çin kıyılarına gelmesi 1514, Şah İsmail yanlılarının Anadolu'da büyük bir ayaklanmayı kışkırtmaları, 1514, Çaldıran savaşında Şah İsmail'in yenilgiye uğratılması 1515, Portekizlilerin Hürmüz Adası'nda üs kurmaları 1517, Luther'in Wittenberg'deki Kilisenin kapısına 95 maddelik tezini asmasıyla Protestanlık hareketinin başlaması. 1520-1566, Kanuni Sultan Süleyman yönetimi dönemi 1521, Cortez'in yeni Dünya'nın hazinelerinin kapısını (İspanyollara) açması, 1526, Mohaç Savaşı'nda Türkler'den kaçan Macar kralının ölmesiyle, V. Karl'ın Bohemya ve Macaristan taçlarını ele geçirmesi. 1526, Timur soyundan gelen Babür'ün Hindistan'ı ele geçirmesiyle, Babür İmparatorluğunun kurulması. 1534, İngiltere'nin Papalık ile ilişkilerini koparması, İngiltere kilisesinin yavaş yavaş Protestanlığı benimsemesi 1534-1603, İngiltere'de Tudor hanedanı yönetimi ve bölük pörçük reformlar dönemi 1536, Fransa kralının, Habsburg gücüne karşı, Osmanlı imparatoruyla imzaladığı ittifak anlaşması. 1552, Korkunç İvan'ın Altınordu Hanlığı başkenti Kazan'ı ele geçirişi, bunu izleyen dört yıl içinde Aşağı Volga bölgesinin fethini tamamlaması. 1560, İspanyolların, İtalya'yı istila edip, papalık topraklarını ele geçirip, Reform karşıtı harekete izin vermemeleri; bunun üzerine, Papaların Hasbburglular ile işbirliğine girişimleri. 1568-1609, Felenekler'in İspayol yönetimine karşı ayaklanmaları 1580-1640, İspanyolları Portekiz'i ve imparatorluğunu kendi imparatorlularına katmaları 1587-1629, Safevi devleti yöneticisi Büyük Şah Abbas yönetimi dönemi 1590, dolayları mikroskopun icadı. 1598, İspanyol üstünlüğü döneminin başlayışı 1600, denizlerde yeni bir güç dengesiyle, Hint Okyanusu'nda İspanyol ve Portekiz gemilerinin yerini Felemenk, İngiliz, Fransız gemilerinin alışı 1600, Felemenk Doğu Hindistan Kumpanyası'nın kurulması 1600'den sonra, İngilizlerin Hint Okyanusu'nda ticaret etkinliklerine başlamaları 1601, İngiliz Doğu Hindistan kumpanyası'nın kurulması 1608, bir Polonya ordusunun Moskova'yı ele geçirip bir kukla yönetim kurması 1608 dolayları, teleskopun icadı 1618-1648, Otuz Yıl Savaşları 1620, ingilizlerin Massachussets kolonisini kurmaları 1626, Felemenkler'in New York'ta koloni kurmaları 1636, Japon hükümetinin, kendi iç sorunlarından dolayı açık deniz gemiciliğini uyruklarına yasaklaması 1638, Japonya'nın kabuğuna çekilme politikası 1640'lar, İngiliz, Fransız ve Felemenk girişimcilerinin, şekerkamışı ticaretini Portekizlilerin ve İspanyolların elinden alıp başı çekmeleri, 1642-1648, İngiliz iç savaşları 1648, vestphalia Antlaşması, bunun sonucunda İtalya'nın ve Almanya'nın bölünmesi ile ortaya çıkan küçük devletlerin, duruma göre Fransa'nın yanında ya da karşısında yer almaları. 1648, Fransız üstünlüğünün başlaması 1648, İngiltere'de Parlamento egemenliğinin kurulması 1648-1715, XVI. Louis yönetimi dönemi 1648-1789, Avrupa'nın Eski Rejim ve kolonici yayılma dönemi 1649, İngiliz kralı I. Charles'in idamı 1653-1689, Fransa'nın rakipleri karşısında kesin üstünlüğe sahip olduğu dönem 1688, İngilizlerin İspanyol armadasına karşı zafer kazanmaları 1689, Petro'nun Avrupa gezisi dönüşü, geniş çaplı reform hareketlerini başlatması 1696, Petro'nun Türklere karşı başarı kazanması 1700-1721, Petro'nun İsveçlileri yenilgiye uğratabilip, Finlandiya Körfezinde denize açılabilmesi 1701-1714, İspanyol Taht Savaşları sırasında, Avusturyalıların, İspanya'nın bölüşülmesinde en büyük parsayı toplamaları 1707, Kok kömürü yapma yöntemlerinin bulunuşuyla, demir cevherini eritmede kömürden yararlanma olanağının doğuşu 1740-1786, Büyük Frederick (II. Frederick) yönetimi döneminde, Prusya'nın Avrupa'nın büyük güçlerinden biri durumuna gelmesi. 1745, Abdül Vahab'in Arabistan'da Vahhabiliğin ilkelerini oluşturması 1756-1763, Yedi Yıl Savaşları 1762, bir Alman prensesinin kocasının öldürülmesi üzerine, II. Katerina adıyla Rusya imparatorluğu tahtına çıkması. 1763, İngiltere'nin Hindistan, Kanada gibi denişaşırı ülkelerde kesin zafer kazanması. 1768-1774, Rusların Osmanlı ordularını ağır bir yenilgiye uğratmaları ve Küçük Kaynarca Anlaşması'nın yapılması. 1772, Polonya'nın ilk bölüşülmesinde Prusyalılar ve Avusturyalılar, Türkler karşısındaki ilerleyişini durdurmak için Rusya'ya sus payı olarak Polonya'nın büyük bir parçasının işgaline izin vermeleri. 1774, Safevi imparatorluğunun dağılması 1774-1778, İspanya'nın Amerika limanlarının kıyı ticaretini yasaklayıp, kolonilere yapılan dışsatımları ve iç alımları Cadiz kentinden tekelci bir tutumla düzenlemesi 1775-1783, Amerikan bağımsızlık savaşı 1789, 1 Mayıs, Etats-yineraux'un toplanması 1789, 14 Temmuz, Kralın Ulusal Meclis'i kaldıracağı söylentisi üzerine, halkın Bastille'e saldırması 1789, 4 Ağustos, Ulusal Meclis'in feodal hakları kaldırarak köylü çoğunluğunu Devrim Safhalarına çekmesi. 1791, Yeni Fransız anayasalarının hazırlanması 1793, Polonya'nın ikinci bölüşülmesi 1794, Robespierre'in öldürülmesi 1795, Polonya'nın üçüncü bölüşülmesi, ile Rusya sınırlarını, batıda Vistül Irmağı'na kadar genişlemesi 1799, Napoleon'un bir darbe ile iktidara getirilişi 1803, Sırpların Osmanlı'ya başkaldırması, 1807, İlk buharlı geminin Robert Fulton tarafından yapılması 1812-1815, Napoleon'un Avrupa devletleri koalisyonunca yenilgiye uğratılması 1815, Viyana Konferansı, sonucu barış anlaşmasının yapılması 1821-1830, Yunan devrimi 1830, Cezayir'in Fransızlarca işgali 1833, Köleliğin, Büyük Britanya'nın yönetimindeki tüm ülkelerde kaldırılması 1839-1841, Afyon Savaşı 1839, Tanzimat Fermanı'nın ilanı 1840, posta sisteminin Büyük Britanya'da kuruluşu 1840'lar demiryolları ağı yapımının başlayışı 1847, Liberya'nın Amerika'dan eski yurtlarına dönen eski kölelerce, Birleşik Devletler anayasasına benzeyen bir anayasa sahip bir cumhuriyet olarak kurulması 1848 devrimleri 1848, Marx'ın gittikçe yoksullaşan proleter kitlelerin bir devrimle toplumsal sorunu çözecekleri düşüncesini ortaya atması. 1848-1852, Fransa'da, iyi. Napoleon'un devlet başkanlığında cumhuriyet dönemi 1854, Japonya'nın kabuğuna çekilme politikasını bırakıp dışa açılmak zorunda kalışı. 1854, Kırım Savaşı'nda Fransa'nın ve Britanya'nın Ruslara karşı Türklerin yardımına koşup, Rusların Kırım'da yenilgiye uğratılması 1856, Islahat Fermanı'nın ilanı 1859, İtalya'nın Kont Cavour'un çabalarıyla birleştirilmesi 1859, Darwin'in canlıların evrimi kuramını ortaya atması 1861-1865, Amerikan iç savaşı 1863, ABD'de köleliğin kaldırılması ; 1869, Süveyş Kanalı'nın açılışı 1870-1871, Prusya'nın Fransa'yı yenilgiye uğratması 1871, Almanya'nın, Bimarck'ın çabalarıyla birleştirilmesi 1878-1908, Abdülhamid II'nin iktidarı dönemi 1885, Hindistan Ulusal Kongresi'nin (Kongre Partisi'nin) kurulması 1888, köleliğin Brezilya'da kaldırılması 1889, İkinci Enternasyonal'in kuruluşu 1889, Japon İmparatoru Meiji'nin Bismarck Almanyasını örnek alan bir Anayasa çıkarması; Diyet'in kurulması 1893, Havai Adaları'nın ABD topraklarına katılması 1900, Batılı devletlerin gönderdikleri uluslararası birliğin Pekin'i ele geçirmesi 1901, Avusturya'nın İngiliz Uluslar Topluluğu'nun kendi kendini yöneten dominyonu olması 1903, Sibirya'yı aşan demiryolunun tamamlanması 1904-1905, Rus-Japon savaşı beklenmeyen sonuçla Japonların yenmesi 1905, Hindistan Müslüman Birliği'nin kurulması 1906, Rusya'nın, parlamenter organa sahip olması 1908, Jön Türkler'in iktidara ortak olmak isteğiyle, Abdülhamid'i deviren darbeyi gerçekleştirmeleri 1910, Japonların Kore kralını indirip, Kore Yarımadası'nı ülkelerine katmaları 1912, Mançu hanedanının yakılıp, Çin Cumhuriyetinin kurulması. 1912-1913, Balkan Savaşları ile Balkanlardaki toprakların kaptırılması 1914, Berlin-Bağdat demiryolunun başlaması. 1914, Panama Kanalı'nın açılması 1914-1919, Birinci Dünya Savaşı 1915, Japonlar'ın, Çin'deki özel ayrıcalıklarını, öne sürdükleri "Yirmi Beş İstek" ile artırmaya kalkmaları. 1917, 6 Nisan, ABD Kongresi'nin Almanya'ya savaş ilanı, 1917, Kasım, İkinci bir devrimci hükümet darbesinin Sosyal Demokrat seçilmesi, 1918, Ekim, Alman ve Avusturya hükümetlerinin Başkan Wilson'un barışın dayandırılacağı "On Dört Nokta"sını kabul etmeleri. 1918-1920, Rusya'da ve Rusya'nın sınır ülkelerde iç savaş 1919, Paris Barış Konferansı'nın Rusya'daki durumu ele almaya kalkmayıp, savaşı yitiren Almanya, Avusturya ve Osmanlı hükümetlerine barış koşullarını zorla kabul ettirmeleri. 1919, barış antlaşmasının, Arap dünyasının zengin ve kalabalık bölgelerini Fransız ve İngiliz koloni yönetimlerine bırakması 1921, Çin Komünist Partisi'nin kurulması 1922, Faşizmi İtalya'da iktidara getiren hükümet darbesi 1922, Lenin'in "Yeni Ekonomik Politikası"nı (NEP) ilan etmesi 1923, Türkiye Cumhuriyeti'nin kurulması 1925, Rıza Pehlevi'nin İran'da iktidarı ele geçirip, Mustafa Kemal'inkine benzer bir laik reform hareketini başlatması. 1925, Abdülaziz İbni Suud'un Arabistan Yarımadası'nı fethedip, Mekke'nin ve Medine'nin denetimini eline geçirmesi 1929, New York borsasının çökmesiyle ABD'de 1920'lerin hızlı ekonomik gelişmesinin sona ermesi 1930'lar, Japon yayılmasının yeniden canlanışı 1030'lar, Amerikan Başkanı Franklin D. Roosevelt'in "New Deal" politikası 1931, Japonların Mançurya'yı istila etmesi 1932, Irak'ın formal olarak bağımsızlığını kazanması 1933, New Deal politikasının başlatılması 1933, Haziran, Hitler'in iktidara gelmesiyle Almanya'nın köklü bir rejim değişikliği geçirmesi. 1934, Etiyopya'nın 1896 yenilgisinin öcünü almak isteyen İtalya'nın saldırısına uğrayıp, uçakların ve zehirli gazların yardımıyla İtalya emperyalizmi altına sokuluşu 1938 Eylül, Çekoslovakya'nın Almanların yaşadığı bölgelerinin Almanya'ya geçirilmesi 1939, 1 Eylül, Hitler'in Polonya'ya saldırması 1939-1945, İkinci dünya Savaşı 1940 ilkbaharı, Almanların Danimarka'yı ve Norveç'i ele geçirmeleri 1941, 22 Haziran, Hitler'in savaş duyurusunda bulunmadan Rusya'ya saldırması 1942, Kasım'ı 1943 Şubat'ı, Ruslar'ın Almanlar'ı geri püskürtmeleri 1943, Temmuz'u, Mussolini'nin, İngiliz-Amerikan birliklerinin İtalya'ya çıkmasıyla iktidardan düşmesi, İtalya'nın savaştan çekilmesi. 1944, 6 Haziran, İngiliz-Amerikan birliklerinin Normandiya çıkartması 1945, 1 Mayıs, Hitler'in kendini öldürmesi, Alman başkomutanlığının teslim belgesini imzalamaları. 1945, Hiroşima'ya ve Nagazaki'ye atom bombalarının atılması 1946, Türkiye'de çok partili hayata geçiş 1947, İsrail Yahudi devletinin kurulması 1947, Hindistan'ın İngiltere'den çekilmesi 1947, Birleşmiş Milletler'in Filistin'in Araplar ve Yahudiler arasında bölüştürülmesi, kararı 1947, Truman Doktrini 1948, Ghandi'nin öldürülmesi 1948 (ve 1956, 1967, 1973) İsrail-Arap savaşları 1949, NATO'nun kurulması 1949, komünistlerin, Kuomingtang'a karşı kesin zafer kazanıp Çin'in yönetimini ele geçirmeleri 1949, ilk Rus atom bombası denemesi 1950, Kuzey Kore komünist yönetiminin Güney Kore'ye saldırmasıyla Kore Savaşı'nın çıkışı 1953, Kore Savaşı'nda ateşkes 1953-1954, Rusların, Amerika'dan birkaç ay sonra hidrojen bombalarını patlatmaları 1954, Vietnam'ın Fransız egemenliğinden kurtulması 1956, Macarların ülkelerindeki komünist rejime başkaldırmaları 1956, Süveyş bunalımı 1957, Gana'nın bağımsızlığını kazanan ilk Afrika kolonisi olması 1957, Rusya'nın uzaya uydu gönderen ilk ülke oluşu 1957, Roma Andlaşması ile AET'nin kurulması 1958, Suriye ile Mısır'ın birleşmesi 1961, Suriye'nin Birleşik Arap Cumhuriyeti'nden ayrılması 1962, Fransa'da halkoyu yoklamasının Cezayir'e bağımsızlıktan yana sonuç vermesi 1962, ABD Küba'daki füzelerin çekmesini istediğinde SSCB'nin üçüncü dünya savaşı korkusuylabu isteğe uyuşu 1964, Vietnam'da Amerikan askeri etkinliklerinin başlayışı 1966, De Gaulle Fransası'nın NATO'dan çekilerek mutlak egemenlik hakkını elinde tutmayı seçmesi. 1967, İsrail ile Arap devletleri arasında Ekim Savaşı 1969, ABD uzay gemilerinin ay'a inip dönmeyi başarmaları 1970, Sovyetler Birliği'nin ticaret ve yatırım olanakları yolunda Federal Almanya ile görüşmelere başlaması 1973, Ocak, İngiltere, İrlanda ve Danimarka'nın Avrupa Topluluğu'na tam üye olmaları 1973, İsrail ile Arap devletleri arasında Ramazan Savaşı; petrol ambargosu ve ardından petrol fiyatlarının yükselmesi. 1975, Yumuşamanın göstergesi olan Helsinki Anlaşması 1978, Çin Halk Cumhuriyeti'nde Deng Şaoping'in önderliğinde ekonomik reformların başlaması. 1979, Mısır ile İsrail arasında Camp David Andlaşması'nın imzalanması 1979, İran'da Ayetullah Humeyni önderliğindeki İslamcıların bir devrimle yönetimi ele geçirmesi 1979, Sovyetler Birliği'nin Afganistan'ı işgal etmesi 1980-1988, İran-Irak savaşı 1981, Ocak, Yunanistan'ın AT'ye tam üye olması 1985-1991, Ülkesinde glasnost ve perestroika'yı uygulamaya çalışacak olan Michael Gorbachev'in başkanlık süresi 1986, Ocak, İspanya ve Portekiz'in AT'ye tam üye olması 1987, Temmuz, Avrupa Tek Senedi'nin (Single Act) kabul edilmesi 1988, Nisan, Türkiye'nin AT'ye tam üyelik başvurusunda bulunması 1989, Doğu Avrupa'da marksist ekonomilerin çökmesi 1989, Kasım, Berlin Duvarının yıkılması 1990, Sovyetlerin dağılması ve Soğuk Savaş'ın sona ermesi 1990, Ağustos, Irak'ın Kuveyt'i işgal etmesi 1990, Ekim, Almanyaların birleşmesi 1991, Aralık, Bağımsızlık Devletler Topluluğu'nun kurulması 1995, Ocak, İsveç, Finlandiya ve Avusturya'nın Avrupa Birliğine tam üye olmaları 1996, Ocak, Dayton Barış Andlaşması ile Bosna Savaşı'nın sona ermesi...
|
|
|
|
|
850
|
Bilim ve Bilişim / Donanım ve Program / Msn Hakkında Herşey
|
: Eylül 24, 2006, 04:08:21 pm
|
1-ESKİ MSNİNİZDEKİ KİŞİLERİ YENİ MSNİNİZE EKLEME Yeni MSN alanlar eski msn ininizde çok kisi varsa tek tek eklemekle ugrasmayın eski kisi listenizi silmediyseniz o kisi listenizi yeni kisi listenize oldugu gibi ekleyebilirsiniz nasıl mı anlatıyım önce eski msn adresinizle oturum açın sonra kisiler/kisi listesini kaydet e tıklayın sonra dosyayı kolay bulunabilinecek bi yere örnek masaüstü veya belgelerim e kaydedin sonra dier msn adresinizle oturum açın kisiler menüsüne gelin dosyadan kisi alı seçin kaydettiiniz dosyayı seçin art1k kisiler otomatik olarak alınır ve kisi listenize eklenir 2-MEŞGUL DURUMUNUN BİLMEDİĞİMİZ YÖNLERİ Çevrimiçi, Meşgul, Hemen Dönecek, Dışarıda, Telefonda, Öğle Yemeğinde, Çevrimdışı Göster.. Bunlar bildiğiniz gibi MSN Messenger'ın durum çeşitleri. Peki içlerinde en çok özelliğe sahip ve kullanışlı olan, Meşgul durumunun özelliklerini biliyor muydunuz? Durumunuz meşgul ise; - Listenizdeki kişiler sizi meşgul olarak görür ve mesaj atmak istemez. - Sınırsız titreşim gönderme olanağı - Listenizde çevrimiçi olan kişilerin sağ alt köşeden balon bildirimleri ve bildirim sesi çıkmaz. - Kişilerin attığı mesaj, balon mesaj olarak çıkmaz. Mesajlar sessiz olarak görev çubuğunda belirir. - E-posta geldiğinde herhangi bir uyarı ve ses almazsınız. - Hiçbir ses efekti duymazsınız. MSNDE MAİL ADRESİN TERSTEN GÖZÜKSÜN Msn de mail adresim tersden görünsün diosan alsana link abi adresdeki kodu alıon nickinin sonuna yapıstırıyorsun olay bitti mail adresimiz mesala biri@hot.comkodu yapıstırınca oluyor moc.toh@irib lüzümsuz gibi ama fena değil DOSYAYI İNDİRMEK İÇİN TIKLA MSN İFADELERİMİZİ YEDEKLEYELİM Msn messenger 7 de eklediginiz smileyların yedegini almak için C:\Documents and Settings\...\Application Data\Microsoft\MSN Messenger\ burda \CustomEmoticons altında eklediginiz smileylar .dat uzantılı olarak yer alıyor ... yazılı yerde bilgisayarınıza verdiginiz isim olucak bu arada bütün dosyalar görünür vaziyette olmalı yoksa application data klasörü gözükmez İP BULMA TAKTİKLERİ İlk önce kendi IP’mizi öğrenelim Başlat > Çalıştır’ı açın ipconfig yazıp enter’layın.Evet şimdi IP adresiniz karşınızda.. IP Adresini bulmayı 2 bölüme ayıralım.. 1- Site IP Adresi 2- Kişisel IP Adresi Site IP Adresi Çeşitli programlarla da yapabilirsiniz fakat en kolay yolu; Başlat > Çalıştır’a gelip CMD yazın.Şimdi ise ping yazdığınızda un IP adresi karşınıza gelir.. Kişisel IP Adresi 1-MS-DOS 2-Mail Yoluyla 3-NetMeeting 4-Outlook Exp. 5-Sniffer’lar Tek tek açıklamaya başlayalım.. 1-MS-DOS MSN’den Kişisel IP almanın tek yolu vardır o da MS-DOS.Aslında basit bir iş bunu yapmak.Amaa herzaman olacak diye bir şey sözkonusu değil yani bazen hedef şaşabilir Şimdi diyelim ki MSN’de biri ile sohbet ediyorsunuz.Arada bir konu açın ve bir dosya yollayın.Ne olduğu farketmez resim de olur, müzikte, dosya da...Karşıdaki yolladığınız dosyayı kabul ettiğinde dosya inerken siz; Başlat > Çalıştır’ı açın.CMD yazıp enter’layın.Açılan pencereye netstat –n yazıp tekrar enter’a basın.Şimdi karşınıza birkaç IP çıkacak Şimdi ordaki IP’lerden 2 hane ile başlayan IP lere bakın eğer yanında ESTABLISHED yazıyor ise IP adresi bulduk.Amaa IP’ler birden fazla çıkabilir.Bunun nedeni ise MSN’de başkaları ile yazışmakta olmanızdır.. 2-MAIL YOLUYLA Bu yöntem sadece size gelen mailler doğrultusunda kullanılabilir.Tek tek açıklamak zorundayım.. Hotmail Üzerinden Hotmail hesabınızı açın.Sonra Options > Additional Options > Mail Display Settings > Message Headers kısmına gelin.”Full”ü işaretleyin ve OK’e tıklayın.Şimdi Inbox’a geçin.Gelen Mail’e tıklayın.Mail açıldığında msjların üstünde IP adresini göreceksiniz.. Yahoo Üzerinden Yahoo hesabınızı açın.Inbox’a girin.Sonra da IP sini almak istediğiniz kişinin mailini açın.Şimdi sağ üst köşede Full Headers yazısı olacak.Ona tıklayınca maili yazan kişinin IP adresini öğrenebilirsiniz.. Pop3 Üzerinden Gelen maili farklı kaydedin.Şimdi kaydetmiş olduğunuz mail’in uzantısı .eml dir.Bunu .htm yapın ve dosyayı açın.Mail’in üzerinde IP adresi yazılı olması gerekir.. 3-NETMEETING Yine bir MSN yöntemi daha..MSN de IP sini almak istediğiniz kişiye NetMeeting uygulamasını kabul ettirirseniz karşınıza şöyle bir yazı çıkar.. 84.000.000.00 numaralı kişiden yanıt bekleniyor.. Burada 84.000.000.00 numara’sı IP adresi oluyor yani.. 4-OUTLOOK EXPRESS İki yöntemi var aslında. 1-Gelen Mail’i tutum masaüstüne sürükleyin.Şimdi .eml uzantılı dosyanızın uzantısını .htm yapın.Dosyayı açın ve üstte yazılı olan IP adreslerini görün.. 2-Outlook ta gelen mail üzerine sağ tıklayın ve Options’a girin.Burada birkaç bilgi olur.IP Adresi de bu bilgiler arasınra olabilir.. 5-SNIFFER’LAR Öncelikle Sniffer’ın program olduğunu bilelim.Bu yöntem ile sizinle iletişimde olan herkesin IP Adresini öğrenebilirsiniz.En kücük paylaşımı bile...Örneğin Kazaa’dan bir dosya çekmektesiniz.Sniffer’ınız IP adresini görüntülüyor.Aynı şekilde MSN’deki kişilerinde IP adresini öğrenebilirsiniz.. MSN'DE ÇİFT RENKLİ NİCK nick 12,42 NİCK /nick yazıp boşluk ondan sonra ctrl+K diyorsunuz ve bir renk seçiyorsunuz sonra işte virgül koyup tekrar bir renk seçiyorsunuz sonra bir boşluk daha bırakıp nickinizi yazıyorsunuz bu işlemi ileti yazdığınız yere yazıcaksınız seçeneklerden değiştirmeyi denemeyin normal bi şekilde bunu kodlayıp entera basın karşınızdakine hiçbirşey gitmicektir ama sizin nickiniz değişmiş olucaktır.bu özellik sadece plustadır. MSN İSTEDİĞİNİZ KİŞİYİ DELİ EDİN Bu yöntemi kendim şahsen denedim ve başarılı oldum. Diyelim msn listenizde gıcık olduğunuz biri var. Hatta sizi engellendiğini anladığınız biri var. İntikam almak istiyorsanız. şimdi anlatıcağım yol ile onu çıldırtabilirsiniz.. Msn Messenger dan posta kutunuza yani hotmail hesabına girin... Mail gönderme kısmına gelin ve kime yapıcaksanız onun adresini yazın.. KOnu bölümüne anlamlı bişeyler yazın. (Misal sizi engellemiş ise "Neden engellendin" diye yazabilirsiniz) Msj bölümüne ise istediğinizi yazın... Buraya kadar herşey sanki normal bir mail atarmış gibi.. İşin esas kısmı şimdi başlıyo.. "Gönder" yada "send" tuşuna birer saniye aralıkla istediğinz kadar basın. İçinizden "1001, 1002, 1003" diye sayarak mousenuza tıklayın.Elinizi alıştırdığınız zaman daha kolay olucak. Siz mail gönderdikçe karşı tarafa sürekli "1 yeni e-postanız var" seçeneği arka arkaya hiç durmadan gidecektir ve o kişi bunu messengerinda arka arkaya açılan pencerelerle görücektir. Şimdi buna flood mail diyebilirsiniz. Ama flood mailleri belirli programla yaparsınız. Bu yöntem için programa falan ihtiyaç yok.... Umarım işinize yarar.... MSN DE KIZ ARAMA DETAYLI http://www.rate.ee/search.php buraya girdikten sonRa bazı noktaları işaRetlememiz lazım 1- Naine (kız) üye seçeneğini Seçelim 2- (kasv) seçeneğinden Aradığımız ark boy aralığını yazalım 3-(vanus) Yaş seçeneğinden Yaş aralığını belirleyelim (alates) alt sınır (kuni) üstsınır 4-sayfayı alta doğru indirdikten sonRa MSN OLEMAS işaretini işaRetLiyelim 5-Önünüze 300 Üyelik bi part çıkıcak üzerLerine tıklayıp msn AdresLerini kaYdeTtikten sonRa Gerisi SizE kalıyoR bAŞARILARyinellikle estonya gençliğinin yüzde 95 ingilizce biliyor eğer RUSÇa konusa biliyorsan Şansın 10 Katı artıyoR DMSN HAKKINDA DETAYLI ANLATIM DMSN nedir ? Dmsn java tabanlı bir messenger programıdır. Windows Msn'den daha gelişmiş onun illegal versiyonu da diyebiliriz. DMSN Messenger'ın özellikleri nelerdir ? DMSN dediğim gibi özellikleri bakımından W.Msn’den daha gelişmiştir, kısaca özelliklerini anlatmak gerekirse Mükemmel özellikler : +Avatarınızı İstediğiniz Büyüklükte Karşı tarafa gösterebilme + Sizi listesinden silenleri veya listesine kabul etmeyenleri gösterir. + Sizi BLOCK yapanları hiç bir program veya siteye gerek kalmadan kendi menüsünde tarar ve gösterir. +Birisi sizin nickinizi tıkladığı anda ( kim bu diye bile olsa ) yazmadığı halde sayfayı açar ve bu kişi sizin avatar kontrolünüzü yapıyorr diye uyarır. + Çoklu adres girişi yapabilirsiniz, mesela aynı anda 10 adresinizi girer ve tek bir Msn üzerinden hepsini kontrol edebilirsiniz, 10 tane Msn Messenger kurulu gibi bu adreslerinizi kullanırsınız. + Offline olarak açılış yaparsınız ve oturum açtığınızda sizi kimse göremez. + Engellediğiniz kişiye isterseniz sanki engellememiş gibi yazabilirsiniz, bu arada karşıda ki kullanıcı sizi OFFLINE olarak görecektir. + Sizinle konuşurken sayfayı kapattığını veya aşağıya indirdiğini görebilirsiniz ve kullanıcı sayfayı tekrar açtığında size haber verir. + Bir çok kişi ile ayrı ayrı Msn sayfasından konuşmak yerine,tüm konuştuklarınızı tek sayfada toplar. Yazışmak için sadece yukarıdan nicki tıklamanız yeterli + İisterseniz kullanıcıların AVATAR'larını ( MSN RESMİ ) toplar, resimlerini kayıt eder ve sizin kullanmanızı sağlar. + Size mesaj gönderen kullanıcıya Online olduğunuzda otomatik mesaj yazar,. örnek : Dj Sonsuz şu anda online gibi.. + Konuşmaları kayıt eder ve bir başka bilgisayar kullanıcısının okumaması için isterseniz bu konuşma kayıtlarına şifre koyar + Günlük tutar,kim ne zaman online oldu,ne zaman size yazdı vs. gibi. + Screen Shot yapar, Masa üstünün veya Msn konuşma anının istediğiniz zaman fotoğrafını çeker. + MSN şekillerini kod kullanmadan seri şekilde yapmanız için yan tarafta pencere açar,bir kere tıklamanız yeterli olacaktır. + Kayıtlarınızı ve alınan dosyaları, sizin haricinizde bilgisayarınızı kullanan kişilerin ulaşamayacağı noktalara atar. + MSN butonlarını değiştirir ( Icons özelliği). + Msn listenizi hafızaya alır, bunu doküman olarak çıkarmanızı sağlar. + Konuşma anında ister Türkçe karakter,ister İngilizce karakter kullanmanızı sağlar. + Bug yapmaz, sizi uğraştırmaz ( Outlook Express açıldığında Msn’ninde otomatik açılması gibi ) + Mesajlarınızı istediğiniz renk seçeneğini kullanarak yazarsınız ( beyaz bile yazma özelliği var ) + Konuşmaya kişi davet edebilir ve çoklu görüşme ortamı yapabilirsiniz. + MSN şeklini tamamen değiştirir ( SKINS özelliği). + Kesinlikle reklam yok ( bkz. Msn reklamları ) + Otomatik Avay mesaj özelliği: Karşı kullanıcının görmesini istediğiniz mesajı yazabiliyorsunuz ve hangi konumda yazmasını isterseniz ayarlıyorsunuz ( bkz. MSN Plus2 ) + Listenizdeki kullanıcıların isimlendirme ve guruplaştırma özelliği + DMSN renklerini değiştirme özelliği ( istediğiniz renkte arka plan,istediğiniz renkte kullanıcı isimleri ) + 10 ayrı oto mesaj girme özelliği ve bunları hızlı tuş özelliği ile bütünleştirme ( ctrl+ 1 ,ctrl + 2 gibi ) +Konuşma penceresinin renklerini veya skinslerini degiştirebilirsiniz ( bkz. ICQ programında ki white pages özelligi gibi. **DMSN eksi yönleri : *Kamera açma ve görüşme imkanınız yok maalesef. *Sesli görüşme imkanınız yok. *Java tabanlı olduğu için setup dosyası büyük. *Java tabanlı olduğu için kapladığı alan biraz büyük oluyor. ( ama kesinlikle sistemde yavaşlatma veya sisteme yüklenme söz konusu değil) DMSN Messenger programını nerden download edebilirim ? http://ftp.univie.ac. | | |