Trabzon Forum | resim, fotoğraf, müzik, video, rehber, rapidshare, mp3
Kasım 22, 2008, 07:47:01 pm *
Merhaba, Ziyaretçi. Lütfen giriş yapın veya üye olun.
Aktivasyon mailiniz gelmediyse buraya tıklayın.

Kullanıcı adınızı, parolanızı ve aktif kalma süresini giriniz
Duyurular: Foruma üye değilseniz,Lütfen üye olunuz.Üyelik için tıklayın
 
   Ana Sayfa   Yardım Ara Takvim Giriş Yap Kayıt  

Sayfa: [1]   Aşağı git
  Yazdır  
Gönderen Konu: TRABZON BÖLGESİNİN FETİH AŞAMALARI VE TORUL’UN FETHİ  (Okunma Sayısı 525 defa)
rdm
trabzon.org
Administrator
Hero Member
*****

Karma: 0
Offline Offline

Cinsiyet: Bay
Mesaj Sayısı: 851

401213 esergun@msn.com
Üyelik Bilgileri WWW E-Posta
« : Nisan 25, 2007, 04:53:15 am »

Osmanlılar’ın uyguladıkları fetih yöntemlerine[1] yinel olarak bir göz attığımız zaman fethedilecek sınırdaş ülkenin ilk olarak vergiye bağlandığını ve bu yolla o ülke  üzerinde bir çeşit hükümranlık tesis edilmiş olduğunu görürüz. İkinci aşamada ise  yerli hanedan tasfiye edilmekte ve toprakların denetimi doğrudan ele geçirilmekteydi.

 

1456 yılında Safevi Şeyhi Cüneyd’in[2]  etrafına topladığı Türkmen müridleri ile birlikte batı yönünden gelerek Trabzon üzerine yürümesi üzerine Fatih, Amasya Valisi Hızır Paşa’ya harekete geçmesi emrini vermişti.   Osmanlı kuvvetlerinin geldiğini duyan Şeyh Cüneyd ise Trabzon önlerinden Torul istikametine doğru çekilmişti. Bu olay nedeni ile Trabzon önlerine gelen Hızır Paşa, Trabzon Kralı  Kalo Ioannes ( 14476-1458)  ile  yıllık 2000 altın vergi ödemesi şartı ile bir anlaşma imzaladı. Kalo Ioannes bu anlaşmayı onaylatmak üzere yeğeni David’i İstanbul’a gönderdiğinde  Fatih, bu meblağı 3000 altına çıkartarak onaylamıştır. Trabzon Rum İmparatorluğu tarihi yazarı olan Fallmerayer kitabında,  imparatorluk ailesi katibinin, Kalo Ioannes’in  Fatih’in babası  II. Murat’a yıllık 3000 altın vergiyi daha önce de  ödediğini yazdığını, bunu okuyan Fatih’in,  Hızır Paşa’nın koyduğu 2000 altınlık vergiyi 3000 altına bu nedenle yükseltiğini anlatır[3]. Bu, Osmanlıların komşu olduktan sonra II.Murat döneminden itibaren Trabzon Rum Devleti’ni vergiye bağladığını göstermesi bakımından önemli bir kayıttır.

 

Anadolu’da en son fethedilen Rum toprağı olan Trabzon’un doğrudan Osmanlı denetimine girmesi ise Fatih’in 1461 yılında düzenlediği Anadolu seferinin sonlarında olmuştur. Bu seferde Sinop ve Koyulhisar’ın fethinden sonra donanma  ile birlikte Trabzon’u kuşatan Fatih’in ordusu şehir[4]  ve Trabzon Krallığına bağlı topraklar  üzerinde  denetimi doğrudan ele geçirmişti.

 

Trabzon’un fethinin ikinci aşaması ile ilgili  Osmanlı [5] ve Rum  kroniklerini[6] izlersek  şehrin fethini ve  fetihten hemen sonra yapılan işleri şöyle özetleyebiliriz: Daha önce Sinop’tan hareket ederek Trabzon önlerinde demir atan Osmanlı donanması şehri kuşatmış fakat bu kuvvetlere karşı direnen Trabzon Rumları , Sadrazam  Mahmut Paşa’nın    beklenmedik bir şekilde şehrin güneyinden gelerek kuşatmaya katılması ile şaşırmışlardı. Mahmut Paşa Trabzon önlerine varır varmaz şehre elçi göndermiş  ve  teslim olmalarını   istemişti.Direnmenin imkansızlığını anlayan Kral David Komnenos kendisine Rumeli’de verilecek timarlar karşılığı şehri teslim etmeye razı olmuştu. Fakat bunun için  Fatih’in Trabzon önlerine gelmesi beklenmişti.

 

Fatih’in Mahmut Paşa’dan  bir gün sonra  gelerek şehrin yanında  otağ kurmasından sonra Kral, aile efradı  ve maiyeti ile birlikte  huzuruna çıkıp, şehri ve bağlı bulunduğu toprakları teslim etti ve  Fatih tarafından iltifat gördü.  Mahmut  Paşa’nın kuvvetlerinin  şehre girerek emniyeti sağlamasından sonra  Krallık  ailesi , İmparatorluk yüksek memurları ve şehrin ileri gelen bazı aileleri ile  birlikte gemilere bindirilerek İstanbul’a gönderildi[7].

 

Donanma Komutanı ve Gelibolu Sancakbeyi  Kasım Bey,   bu şekilde ele geçirilen Trabzon’un valiliğine  atandı. Şehre kadı, dizdar  tayin edildi ve kaleye  muhafızlar  yerleştirildi. Şehir ve civarından  bin beşyüz kadar  genç  erkek ve kız seçilip bunlardan   800 kadar genç erkek Yeniçeri olmak üzere ayrıldı, kalanı da  Fatih’in özel hizmetinde kullanılmak üzere İstanbul’a gönderildi. Trabzon topraklarında uygulanacak olan esaslar ,  alınacak cizye-i şer’i ve rüsûm-i örfi vergileri belirlenmesi için kanun hazırlandıktan  sonra, Ortahisar’da bulunan ve Trabzon’un Katedral Manastırı olan  Theotokos Chrysokephalos/Khrisokefal Manastırı (Altınbaş Kilisesi) camiye(Fatih Cami) çevrildi[8] ve  burada ilk cuma namazı kılındı. Şehirde bundan başka  bazı küçük mescitler de  açılmıştı.

 

            Bundan bir kaç gün sonra Fatih, kuvvetleri ile birlikte  batıya doğru sahil yolunu takip ederek şehirden ayrıldı ve Canik dağlarından aşarak Tokat’a ulaştı. Geçtiği bölgelerde  bulunan kazaların kadılarına da yazarak Trabzon şehrinin içine yerleştirilmek üzere meslek sahibi, ahlaklı ve eğitimli müslüman ailelerinin seçilmesini istedi. Bu aileler, şehirden gönderilen hıristiyanların  boş evlerine, gelmiş oldukları yerlere göre mahallelere bölünerek yerleştirildi[9].

 

Trabzon  halkının önemli bir bölümü  taşınabilir değerli eşyaları ile gemilere bindirilerek iskan edilmek üzere gemilerle  İstanbul’a gönderildi. Başbakanlık Osmanlı Arşivinde Tapu Tahrir 210 numarada( BOATT 210 ) mevcut 1540 tarihli ve İstanbul’a ait bir Tapu Tahrir Defterinde İstanbul Rumları arasında        “ Cema’at-ı Trabzonluyan “[10]  başlığı  altında toplam 279 hane kayıtlıdır. Bunların 55’i “Mahalle-i Aya Trabzon “ [11], 42’si “Mahalle-i Fenar-ı Trabzon” [12] , 138’i “ Cema’at-i Balıkçıyan-i İstanbul”[13] ,18’i “Cema’at-i  Iğripçiyan”[14],26’sı “Cema’at-ı Talyancıyan”[15] (15)  başlığı altında kaydedilmiştir. Ayrıca İstanbul Ermenileri arasında “Cema’at-i Ermeniyan-ı Trabzon” olarak 18 hane kayıtlıdır[16].

 

Değişik mahallelere yerleştirilmiş  toplam 297  Trabzon menşeli hanenin  varlığını tespit edebildiğimiz bu kayıtlardan hareket ederek  Trabzon’dan gönderilen ailelerin Haliç kenarına yerleştirildiğini ve bir kısmının İstanbul’un balık ve deniz ürünleri ihtiyacını karşılamak ve kayıklarla nakliye işini görmekle görevlendirildiğini söyleyebiliriz. Zaten Trabzon’a ait Tapu Tahrir Defterleri’nde bazı  rumların Trabzon-İstanbul arasında kayıklarla ulaşım ve haberleşmeyi sağlamakla görevlendirildiklerini ve bu nedenle bazı gümrük ve vergilerden muaf tutulduklarına işaret  eden kayıtlar da bulunmaktadır.

 

Şehri muhafaza etmek ve çevrede bulunan kaleleri fethederek,  bu kalelere yerleştirilmek üzere bir kısım kuvvetler Trabzon’da bırakılmıştı. Nitekim  fethedilen bu kalelere daha sonra hisarerleri yerleştirildi. Sipahilerden bazılarına  ve  bölgede görevli olarak bırakılanlara  da tımarlar verildi.

Denetimi ele geçirilen toprakların, nüfus dahil vergilendirilebilecek kaynaklarının tespit ve kaydedilmesi demek olan tahrirler  fethin son aşamasını teşkil ettikleri gibi, bu tahrirlerin kaydedildiği defterler de o bölgedeki Osmanlı yönetiminin temel araçlarından biri idi.

Tahriri yapılan toprakların fethi tamamlanmış olduğu için bu topraklara ait en eski tahrir defterleri bize o bölgedeki Osmanlı yönetimi, bölgenin nüfus yapısı ve  bölgenin vergilendirilebilir kaynakları hakkında bilgi verdiği gibi uygulanan fetih yöntemlerini izleyebilmemiz için  de oldukça ayrıntılı bilgiler  verir.

 

            Bu çalışmamızda, Osmanlı devletinin Trabzon  Sancağında uyguladığı ve yukarıda bazı kroniklerden aktardığımız  bilgilerle ortaya koyduğumuz fetihin aşamalarından başka kroniklerde pek değinilmeyen ancak  Tapu Tahrir Defterleri’nde yer alan  bazı kayıtların  değerlendirmesi yapılarak ortaya konulabilecek, fethin üçüncü aşamasını da açıklamaya çalışacağız. Bunun için  Trabzon sancağına ait mevcut en eski Mufassal Tahrir Defteri Başbakanlık Osmanlı Arşivi’nde Maliyeden Müdevver 828 (BOAMM828) numarada kayıtlı ve 1486 olarak tarihlenen  ve yine aynı yerde Tapu Tahrir  52 (BOATT 52) numarada kayıtlı 1515-16  tarihli Trabzon Sancağı Mufassal Tapu Tahrir Defterleri’ndeki bazı kayıtlardan hareket edeceğiz.

 

Defterleri bu açıdan incelediğimiz zaman Osmanlılar’ın fetih öncesi bölgede yaşayan hıristiyan nüfustan, fetihten sonra askeri hizmetlerde yararlandığını görürüz. Defterlerdeki bilgilere göre bu yararlanma, timar vererek veya  bazı muafiyetler tanıyarak bir yardımcı askeri  sınıf olan Müsellem Ocaklarına kaydetme şeklindedir. Halil İnalcık, Anthony Bryer ve Heath Lowry[17]  kitaplarında Osmanlılar’ın fetihten sonra Trabzon’da  timar vererek ya da müsellem olarak kaydettiği hıristiyanların Osmanlı’nın fethinden önce de  askeri görevler üstlenmiş kimseler olduğunu belirtmektedirler. Bu açıklama Osmanlı’nın kılıç zoru ve katliamlarla  bölge halkını sindirip müslümanlaştırdığı tezinin tarihi gerçeklerle uyuşmadığının bir göstergesidir.

 

BOAMM 828’in 695-711 sayfalarında 1486 tarihinde Müsellem Ocaklarına kaydedilen kişilerin ve yamaklarının bilgileri bulunmaktadır. Kayıtların ayrıntılarına baktığımızda burada kaydedilenlerin daha önce Defter-i Sultani’ de yer alan müsellemler olduğunu, bir kısmının da Sancak Beyi’nin mektubu ile müsellem yapıldığı[18] ,Sancak Beyi’nin mektubu ile müsellem yazılanlardan bazılarının elinde Sultan’dan mektup bulunduğunu[19], Trabzon, Akçaabat, Maçka, Sürmene, Of, Rize, Atina /Pazar, Lazmağal nahiyelerinden  toplam 284 müsellem ve 332 yamak kaydedildiğini görüyoruz. Bunlardan 13 tanesi  Pazar bölgesine Gürcü saldırısı olduğu zaman, bölgedeki kalelerde hizmet ettiği için, iki tanesi timar sahibinin yerine gelerek  hizmet edip savaştığı     (gereği gibi yoldaşlık edüb baş kesmiş) için, bir tanesi de casus olarak hizmet verdiği( düşman tarafından haber bulup getirdiği) için  Sancak Beyi’nin mektubu ile müsellem yapılmış,  bazı vergi ve hizmetlerden muaf tutulmuşlardır[20].   

 

Müsellem ve yamak yazılanların arasında yeni müslüman (nev müslüman) olarak kaydedilenler de vardır . Kayıtları bu açıdan gözden geçirdiğimizde Of Nahiyesi’nde  1 müsellem ve 2 yamağın, Rize’de 3 yamağın Pazar’da da 2 müsellem ve 2 yamağın  Müslüman olduğunu görürüz . Rize’ye ait müsellem kayıtları arasında yamak Ahmet’in Hıristiyan olan kardeşinin müsellem [21] , Pazar’daki Müsellem Yusuf’un Müslüman olan  bekar iki oğlu İskender ve Mustafa’nın ise yamak olarak kaydedildiğini görürüz[22]. Buradan da görev verilirken sadece ‘Askeri vasıfta olmak ve  rıza ile  hizmet etmek’ ilkesinin  öne çıktığı, yardımcı askeri hizmetler için müsellem ya da yamak olarak kaydedilen kişinin  mensup olduğu dinin önemi olmadığı  açıkça görülmektedir.

 

Yerel nüfustan oluşan  müsellem ve yamakların, bu görevleri ve görevlerinden dolayı sahip oldukları vergi muafiyetleri ve özel imtiyazlar sürekli değildi. Geri alınabilirdi. Nitekim BOAMM 828’den 29 yıl sonrasına ait BOATT 52’de  bir çok müsellemin çeşitli yöneticiler tarafından imtiyazlarının geri alınıp, reaya durumuna düşürüldüğünü görüyoruz.BOATT 52 de yer alan  Cema’at-i müselleman-i kadim ki raiyyet şodand[23] Cema’at-i müselleman-i kadim ki bi mağrifet-i Şadi Beğ raiyyet şodand[24] ,Cema’at-i müselleman-i kadim ki  bi mağrifet-i Pervane Beğ raiyyet şodand[25] , Cema’at-i Müselleman-i kadim ki haraç va’z olmuş[26]   şeklindeki kayıtlar Trabzon Sancağı’nın fethinden sonra müsellem yapılmış kadim (eski ) müsellemlerin daha sonra Pervane Bey, Şadi Bey ve ismi belirtilmeyen  yöneticiler tarafından ‘raiyyet’ yapıldıklarını göstermektedir.

 

Aynı defterde yer alan “Cema’at-i müselleman-i cedid bi mağrifet-i Şadi Beğ raiyyet Şodand” [27] ve” Cema’at-i müselleman-i cedid bi mağrifet-i Pervane Beğ raiyyet şodand”[28] Cema’at-i müselleman-i cedid bi mağrifet-i Mehmet Beğ mektubu raiyyet şodand [29]) Cema’at-i müselleman-i cedid raiyyet şodand [30] şeklindeki kayıtlar ise  kadim(eski) müsellemlerden sonra cedid (yeni) müsellem yapılanların da Şadi Bey , Pervane Bey , Mehmet Bey ve ismi belirtilmeyen  yöneticiler  tarafından görev ve imtiyazlarının kaldırıp ‘raiyyet’ yapıldığına işaret etmektedir. Yine defterdeki “Cema’at-i müselleman-i cedid  ber mevcub-i  hükm-i  ki raiyyet şodand”[31] şeklindeki kayıt, mahkeme onayı ile “Cema’at-i müselleman ki raiyyet şodand” [32]  şeklindeki kayıt da doğrudan  raiyyet sınıfına indirilen  müsellemlerin varlığını ortaya koymaktadır.

 

Lowry, Trabzon’a bağlı Maçka Nahiyesi ile ilgili çalışmasında[33], 1486 tarihli defterde Maçka Vadisi’nde oturan 80 müsellem ve yamağın, 1515 tarihli defterdeki kayıtlarda  241’e ulaştığını , fetihten itibaren yinellikle yerli halktan toplanmış olan müsellemlerden giderek  daha fazla ve yaygın olarak yararlanıldığını belirtir.

 

Tapu Tahrir Defterleri’nde Trabzon’un yerlisi olan hıristiyanlardan askeri hizmetlerde  sadece  müsellem olarak yararlanılmadığını, onların timar sistemi içine de dahil edildiklerini görüyoruz. Fetihten önce bölgede bulunan eski savunma sistemine ait unsurların Osmanlı Timar sistemi içine alınarak değerlendirilmesi hususu daha önce Balkanlarda  da  görülebilen bir uygulama[34]olduğu için, bu durumla Trabzon topraklarında da karşılaşmamız şaşırtıcı değildir.

 

Timar verilen hıristiyanlar, sıradan raiyyet/köylü olmayan askeri sınıfın vecibelerini yerine getirebilecek kimselerdi. Bunların ya  kendileri ya da babaları Trabzon Rum Devleti’nde askeri sınıfta hizmet vermiş kişilerdi[35].Özellikle 1515-16 tarihli  TT 52’de fetihten önce Trabzon’da hüküm süren  Kommenos Sülalesi’ne mensup iki kişiye ortak olarak verilmiş bir timara işaret eden “an tahvil-i Vasil Kominos ve Yani Kominos an ru’yan-i kariye-i Maçuka”  şeklindeki kayıt[36] düşüncemizin doğruluğunu göstermesi bakımından oldukça ilginçtir. Yine defterlerdeki bilgilere göre, yerli hıristiyanlara verilen timarların küçük ve müşterek tasarruf edilen timarlar olduğunu ,bir kısmının boş olan köyleri şenletmek amacıyla verildiğini[37] ve daha sonraki yıllarda bu timarların müslüman sipahilere geçtiğini söyleyebiliriz.

 

Osmanlılar’ın bölgenin fethini tamamlamak amacıyla eski dönemde hizmet etmiş hıristiyan sipahilerden nasıl yararlandığını açıklamak istersek  Trabzon sancağına ait Tapu Tahrir Defterleri’nde bu tür uygulamalara ait kayıtların da bulunduğunu görürüz. Kaynağımız olan  1486 tarihli BOAMM 828 fetihten 25 yıl sonrasına ait olduğu için fethi  takip eden bir-iki nesillik dönem için bazı ipuçları içermekle beraber  burada yer alan kayıtların tamamının değerlendirilmesi  daha uzun süreli ve geniş kapsamlı bir çalışma ile mümkündür. Bu çalışmamızda sadece Torul bölgesinin kayıtlarını inceleyerek   tüm Trabzon Sancağı’ndaki uygulamaya açıklık getirmeye çalışacağız.

 

Trabzon Sancağı’na ait defterler üzerinde çalışanların fark edeceği gibi Torul, Trabzon’un diğer bölgelerine  göre özel bir durum arzetmektedir. Torul’u Trabzon’a bağlı diğer bölgelerden farklı kılan  en önemli neden  hiç şüphesiz fethi ile ilgilidir.

 

İbn  Kemal, Solak-zâde ve Hoca Sadettin Efendi’nin Osmanlı kroniklerinde Torul’un  1479 yılında fethedildiği belirtilmektedir[38]. Bu tarih, Trabzon’un fethinden 18 yıl sonrası , elimizdeki en eski tapu Tahrir Defteri olan BOAMM 828 ‘in ise 7 yıl öncesidir. Bu  durum 1486 tarihli BOAMM 828’deki kayıtların[39]  konumuz bakımından önemini artırdığı gibi bu kayıtlardan  ve diğer kaynaklarda yer alan bilgilerden hareketle  Osmanlı kroniklerinde yer alan bilgileri de yeniden değerlendirmemize imkan tanımaktadır.

 

Solak-zâde ve Tacü’t-Tevarih’te ismi belirtilmeyen Torul Hakimi’nin Uzun Hasan’la ayakdaş olduğu belirtilerek Fatih’in gönderdiği Hükm-i hümayunla Rum Valisi olan büyük oğlu II. Bayezit’in harekete geçtiği, vezirleri Rakkas Sinan  Bey  serdarlığındaki kuvvetleri Torul üzerine gönderdiği anlatılır. Torul Beyi gelen kuvvetlerle baş edemeyeceğini anlayıp, Erzincan taraflarına kaçarak  bölgeyi terk etmiş ve böylece Torul fethedilmişti. İbn Kemal  ise biraz daha farklı anlatır: İran’dan gelen kervanların Torul bölgesinde soyulması üzerine Rum Valisi  Bayezit’ın, babasına bölgedeki durumu bildirerek  icazet aldıktan sonra, Hızır Paşa oğlu Mehmet Paşa serdarlığındaki kuvvetlerle Torul üzerine gittiğini,  kaleyi kuşattığını ve civarda bulunan iki kale ile birlikte fethettiğini yazar. İbn Kemal’in bu kaydına rağmen Torul’un Rakkas Sinan Bey tarafından fethedildiği hususu daha yaygın bir kabul görür.

 

Konu Osmanlı kroniklerinde bu şekilde geçmesine rağmen Torul’un fethi tam açıklığa kavuşmuş değildir. Zira  Tapu Tahrir Defterlerindeki bazı kayıtlar bize Torul için verilen fetih tarihini sorgulamamızı gerektirir.

BOAMM 828’de Torul Nahiyesi başlığı altındaki kayıtları yinel olarak değerlendirdiğimiz zaman  Torul zaimi Yusuf ve Torul Seraskeri  Sofyalı İsmail’in dışındaki 20 timarı  Hıristiyan sipahilerin tasarruf etmekte olduklarını görürüz.  4 timar 2’şer sipahi tarafından ortak ,diğerleri birer sipahi tarafından  olmak üzere toplam 24 sipahi  tarafından tasarruf edilen Torul timarlarından 14 timarı tasarruf eden  16  Hıristiyan sipahinin  ‘kadimden Torul kafirlerinden’  olduğu[40]bunlardan 10 tanesinin geri gelip, af dileyerek Osmanlı’ya  sığındıkları (İstimaletle geldikleri ) kaydedilmektedir.Çoğu  az gelirleri olan  küçük timarlardan 4 timar da hıristiyan sipahilere  çevreden köylü toplayıp timara kaydetme görevi için ‘şenlendirmeğe mültezim’ olarak  verilmiştir[41].Bütün bunlar bize BOAMM 828  tahririnin yapılmasından önce  bölgede geniş boyutlu bir  kargaşalıktan sonra ortalığın yatıştırıldığını ve düzenin yeniden kurulmaya bölgenin canlandırılmaya çalışıldığını düşündürmektedir.

Torul’un fethinden 7 yıl sonrasına ait olan BOAMM 828’de toplam 207 kadar timardan    21’inin Torul’un eski beyleri( kadimden Torul kafirleri)’ne ait[42] olması  Osmanlıların  bir huzursuzluk yaşanmış olan bölgeyi tıpkı Arnavutluk’ta  yaşanan  daha büyük boyutlardaki isyanları bastırmak için uygulanan metotlarla kontrol altına almaya çalıştığını gösterir.

Olayları  defterlerdeki kayıtlardan izlemeye çalıştığımız zaman Akçaabat Nahiyesi timarları arasında yer alan ve Sidiksa köyü ile Makruyalu[43] da gelirleri bulunan  Merne’ye ait timar kaydı bizim için aydınlatıcı olmaktadır.”Timar-i Merne nam zimmi ki Torul Kal’asını ol virmiş”[44] şeklindeki kayıt  Torul kalesinin, Osmanlı kuvvetlerine  bizzat komutanı tarafından teslim edildiğini  ve buna karşılık  devletin hizmetine giren  bu şahsa oldukça iyi gelirli bir timar verildiğini göstermektedir.

Torul bölgesinde yaşanan  olaylar hakkında bize  fikir verebilecek başka kayıtlar da vardır. Bunlar Torul zeametine  gelir olarak kaydedilmiş  Karye-i Coloşana tabi’i Torul (7 Hane) , Karye-i Etre tabi’i Torul(8 Hane),Karye-i  Gudune tabi’i  Canca[45](1 Hane),Karye-i Harne tabir Torul(2 Hane) için yapılan  “Mezkürler kadimden Torul kafirlerinden idi. Kavazid gelüb cebr ile sürüb alub gitmiş idi. Şimdikihalde istimaletle gelmişlerdir”[46] şeklindeki açıklamalardır.

Bu açıklamadan, Trabzon Krallığı döneminde Mesohaldiya’yı (Gümüşhane-Torul bölgesi)  elinde bulunduran  ve bazı fertleri Trabzon Krallığında önemli idari ve askeri görevleri elinde tutmuş bulunan ünlü Kabasites/Kavazit ailesine  mensup birisinin Gümüşhane/Canca ve Torul bölgesine gelerek eskiden ailesinin hüküm sürdüğü bu topraklarda  kendilerine bağlı olarak yaşayan köylüleri zorla buradan alıp gittiğini fakat  daha sonra  bunlardan bir kısmının  geri dönüp  af dileyerek Osmanlı’ya sığındığını anlıyoruz.

İspanya Kralı’nın Timur’a elçi olarak gönderdiği Klavijo, 1404 yılının 27 Nisan’ında Trabzon’dan Erzincan’a olan seyahatini anlatırken, Trabzon’dan çıktıktan 2 gün sonra Zegan  (Zigana olmalı) kalesine vardıklarını ve bu kalenin Kiril Kabasita namında bir Rum asilzadesinin adamlarının elinde olduğunu belirtir.Daha sonra yollarının üzerindeki Kavaka,Orila (Dorila/Torul) ve ismini belirtmediği bir diğer kalenin de Kabasita’ya ait olduğunu yazan Klavijo, Orila kalesinde oturan  Kabasita’nın bölgeyi bu küçük kalelerle Türklerin saldırılarından koruduğunu, buna karşılık  bölge halkının yanı sıra, buradan gelip geçen kervan ve yolculardan  da vergi aldığını yazmaktadır[47]

Osmanlı kayıtları Kabasites/Kavazid ailesine mensup olanların sadece Torul bölgesinde değil sahil bölgelerinde de mülkleri olduğunu göstermektedir[48].Bunun nedeni ise Kabasites ailesi mensuplarının Trabzon Rum Krallığında bazı askeri ve idari görevleri ellerinde bulundurmuş olmalarıdır.Trabzon Rum Krallığına ait bilgiler John Kabasites’in 1439’da Grandük,George Kabasites’in 1451’de Protokatechetas (Trabzon sarayı tarihçisi Panaretos’un tarihinde bu ünvan  Türkçe olarak Amyrtzantarios/Emircandar  şeklinde kayıtlıdır) olduğunu gösterir[49].Ayrıca Safevi Şeyh’i Cüneyt Trabzon’a olan akını esnasında  Akçabat-Kordile’deki savaşta[50] Aleksandr Kabasites ve oğlunu öldürmüştü[51].Fetihten sonra sürgün edilenler arasında  Trabzon Kralı ile birlikte bu aileye mensup Liyos Kavazid de bulunmaktaydı[52]. Kavazid ailesinden bazıları fetihten sonra sürgün edilmiş[53], bir kısmı da  Torul ve sahil bölgesinde kalmış ve  mülklerini muhafaza etmişlerdir.Torul bölgesinde  yaşayan Kabasitesler  1461’de Osmanlı hakimiyetini kabul edenler arasındaydılar.

Defterlerde  Kavazid’in Gümüşhane-Torul bölgesindeki köylüleri zorla alıp gittiği tarih konusunda her hangi bir açıklama bulunmuyor. Fakat bu kaydın işaret ettiği olayın, Osmanlı kroniklerinde  bahsi  geçen ve 1479’da Amasya’dan   Torul bölgesine sevk edilen Osmanlı kuvvetleri ile kontrol altına  alınan olaylarla aynı olduğunu söylemekte haklı olduğumuzu gösteren başka kayıtlar da vardır.

1479’daki  bu olayla karıştırılabilecek bir başka olay, Uzun Hasan’ın hanımı ve Trabzon’lu bir prenses olan   Thedora Kommen’ın (Despina Hatun) desteği ile Trabzon Kralı David Komnen’in bir  yeğeninin  Trabzon topraklarına 1472 yılında yapmış olduğu başarısız  saldırıdır. Fetihten sonra Osmanlı’ya tabi olup  Trabzon bölgesindeki topraklarını ellerinde bulunduran  Trabzon Rum Krallığının  askeri sınıfının eski mensuplarından bazıları da  bu  saldırıya destek vermişlerdi.Bu olay bertaraf edildikten  sonra destek verenlerin mülklerine  el konulmuş ve bu el koymaya sebep olarak  defterlerde   “hayin olmuştur”[54]  şeklinde açıklama yapılmıştır.

 

Defterlerde “ hayin olmuştur” şeklindeki açıklamaların 1472 yılında Uzun Hasan’ın da desteklediği saldırı esnasında yaşanan olaylara işaret ettiğini düşünmemizin nedeni ise BOAMM 828’in 380. sayfasında yer alan .”Mülk-i Kavazid ki hayin olub Uzun Hasan’a gitmiştir hariç ez defter.” şeklindeki kayıttır. Rize nahiyesine bağlı Çikara köyündeki bu mülkün sahibi de  Kavazit/Kabasites ailesinin mensuplarından biri idi. Fakat  Uzun Hasan 1473 yılında Otlukbeli savaşından sonra Azarbeycan taraflarına çekilip,1478 yılında Tebriz’de öldüğüne göre bu kayıt 1479 yılındaki olaydan farklı bir olaya 1472 yılındaki olaya işaret etmektedir.

1515-16 tarihli TT 52’de Torul’a bağlı  Coloşana köyüne ait kayıtlar arasında  Padişah emri ile el konulmuş [55], her birininin 50’şer akçelik gelirleri olan toplam 11 adet çayırlığın  sahibi olarak zikredilen  Kavazidoğlu ,Trabzon Rum Krallığı döneminde bölgenin hakimi olan  ve o dönem Torul’un merkezi durumunda olan Coloşana köyünde önemli mülkleri bulunan Kavazid /Kabasites  ailesinin mensubuydu. Mülklerine el konulmasının nedeni ise 1479 yılındaki olayda oynamış olduğu roldür.

BOAMM 828’de  Torul ile ilgili bazı kayıtlar “hariç ez defter”[56] (56)kaydı ile verilmektedir.    Kayıtlarda  ‘der kenar’ olarak bulunan bu ifade söz konusu kaydın bu deftere kaynak olan bir önceki defterde olmadığına işaret etmektedir. Şu anda elimizde olmayan bu defterin tarihinin 1479’dan önce olduğu şüphesizdir. Ayrıca Torul bölgesinde ‘istimaletle gelip’  timara tasarruf eden ve Torul’un eski hıristiyanlarından olduğu belirtilen bazı sipahilerin daha önce Trabzon nahiyesinde de timarlarının  bulunması  Torul’un 1461 tarihinden itibaren Osmanlı hakimiyetinde olduğunu  göstermektedir.Bütün bunların bir değerlendirmesi olarak Torul’un 1461’de Osmanlı idaresine geçtiğini [57]ve gerek  stratejik durumu, gerekse Uzun Hasan’ın Trabzon Rumları ile olan bağlarından dolayı yaşanan 1472 olayları ve 1479 tarihinde yaşanan  olay nedeni ile  bölgedeki Osmanlı idaresinin sarsıntılar geçirdiğini söyleyebiliriz.

Osmanlıların, fethedilen toprakların önceki sipahileri, beyleri veya idarecilerinden  bazılarını, yerli halkla olumlu diyalog kurmalarını ve bölgeyi savunmalarını sağlamaları için kendi sistemleri içine katarak   yararlandıklarını biliyoruz. Bu da Osmanlı’nın uyguladığı bir diğer önemli  fetih yöntemidir.

Osmanlılar, Balkanlar’dan elde ettikleri tecrübelerden de yararlanarak bölgede meydana gelen  kargaşalıkları bertaraf ettikten sonra  buradaki yangını soğutma tedbirlerine devam etmiş,dağılan köyleri toparlamak  ve bozulan üretim düzenini  yeniden kurabilmek için burada eskiden beri söz  sahibi olmuş olan hıristiyan sipahilerinden daha önce Osmanlı’ya karşı olan hareketlerin içinde bulunanlardan  sığınıp af dileyenlere bile küçük timarlar vererek ve köyleri ‘şenlendirmeğe mültezim’ ederek bölgeyi tekrar canlandırmaya çalışmıştır.Böylece bölgedeki istikrarın temelini teşkil edecek yeterli tarımsal üretimi sağlayarak, tekrarlanma ihtimali söz konusu olan ayaklanmaların önüne geçmiştir.

Osmanlı’nın fethedilen bölgenin denetimini ele geçirdikten sonra karşılaştığı direnişlere rağmen yaptığı bu uygulamalar hıristiyan halkın  Osmanlı  idaresini daha kolay benimsemesine vesile olmuştur. Ayrıca Defterlerdeki bilgilerin değerlendirmleri doğru bir şekilde yapıldığı zaman,  Osmanlı’nın fetih üslubunun,  kılıç zoru ile denetimi ele geçirilen ülkelerde olduğu gibi, halkın bir bölümünün katledilip, kalanların da  din değiştirmeye zorlanması şeklinde olmadığı  görülecektir. 

Logged

"Bizim başka milletlerden hiç bir eksiğimiz yok. Cesuruz, zekiyiz, çalışkanız, Yüksek amaçlar uğrunda ölmesini biliriz."

Gazi Mustafa Kemal Atatürk
Sayfa: [1]   Yukarı git
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

Powered by SMF 1.1.7 | SMF © 2006, Simple Machines LLC
Seo4Smf v0.2 © Webmaster's Talks