Trabzon Forum | resim, fotoğraf, müzik, video, rehber, rapidshare, mp3
Kasım 22, 2008, 06:37:21 pm *
Merhaba, Ziyaretçi. Lütfen giriş yapın veya üye olun.
Aktivasyon mailiniz gelmediyse buraya tıklayın.

Kullanıcı adınızı, parolanızı ve aktif kalma süresini giriniz
Duyurular: Forumumuza üye değilseniz,mesaj gönderemez, mesaj eklerinde yer alan resim ve müzik dosyalarını açamazsınız. Lütfen üye olurken sizi doğru tanıyabilmemiz için profil bölümünü tam doldurunuz.
 
   Ana Sayfa   Yardım Ara Takvim Giriş Yap Kayıt  

Sayfa: [1]   Aşağı git
  Yazdır  
Gönderen Konu: Trabzon'da bir düğün  (Okunma Sayısı 357 defa)
boncuk
Yeni Üye
*

Karma: 0
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 16

Avatar Yok

Üyelik Bilgileri E-Posta
« : Mayıs 10, 2008, 02:17:21 am »

          Trabzon’da bir düğün
Amcaoğlu recep abi Trabzon’dan evleniyordu. Düğüne  Pala Seyit’in Commer marka otobüsü  ile gidilecekti. Otobüs komple tutulmuştu fakat düğüncü tayfası çok kalabalıktı. Bu yüzden *** tek tek indirdiler. Muavinimiz Rahmetli Mehmet Güvercin (Sevgili Cemal başkanımızın amcası) bizide indirmek istedi.   fakat yalvarmamıza dayanamamış olacak ki
 –“Şamata etman sinun bi gıyıya yoksa atarım aşağa”  diye tembihledi, İlk kez şehre gitme şansı bulmuştuk. Deniz nasıl bir yerdi? Bu kadar dereler denize  akıyor, nasıl oluyordu da taşmıyordu!  Kafamızda böyle bir  yığın soru içimizde müthiş bir heyecan.  İki kafadar şehre indik. Otobüs bizi Çömlekçi ’de bıraktı. Trabzon’u ilk defa görüyorduk Kıyıya yanaşmakta olan
 balıkçı teknesine, çığlık çığlığa  martılara, Limandaki  uzuun halatlarla bağlı devasa  gemiye, mendireğe,  karayolu tüneline  , üzerinde TMO yazan kocaman silindirik    binaya , Otel Hitit e o ucu bucağı görünmeyen Karadeniz’e  hayranlıkla  baka baka kalabalık la beraber  Taşbaşı’ndan yukarı doğru yürüdük meydan dedikleri  taş döşeli alana geldik
         Amcaoğulları  Erol ve Yılmaz ağabey  Trabzon’u,  sinemaları biliyorlardı. İzzet  emicem le muavin olarak çok defalar buraya gelmişler  hangi sokakta hangi sinema  var matine saatleri kaçta  ezber biliyorlardı. Ben ortaokul 1 , dayıoğlu Ahmet’se 5. sınıf öğrencileriydik.

      Meydan da  şimdi anımsayamadığım bir yerde  sinema afişlerinin yapıştırıldığı kocaman panolar vardı. Karate filmleri  Yılmaz Güney filmleri , Cilalı İbo filmleri. ..Kafile ikiye bölündü. Düğün evine gidenler Maraş Caddesine doğru yöneldi Sinemaya gitmek isteyenler  Uzun sokağa daldılar. Ahmet’le ben de sinemalara yöneldik. Cebimizde toplam 150 kuruş  harçlıkla sinemaya giremedik.  Paramız yetmedi. Düğün tayfasını da kaybettik  Kalakaldık orta yerde  .Okulumuzda,   ben filan artisin filmine gittim diye hava atan arkadaşlarımıza mahcup düşmemek için bizde,  o boy  boy  afişlerden bol bol  artist isimleri ezberledik.  Sonra,  şehri gezmeye karar verdik.

      Daracık sokaklardan,  yüksek köprülerden yürüdük.  Kemer köprülerin altlarından geçtik, yürüdük, yürüdük, yürüdük. Bir balıkçı pazarına düştük. O zamana kadar yediğimiz hamsi ve istavritin dışındaki balıkların sadece isimlerini biliyorduk,  okul kitaplarından. Zargana mezgit, lüfer, barbunya, palamut daha birçok balığı ve orta yere kalın misinalarla yüzgeçlerinden astıkları o kocaman kılıç balığını hayranlıkla seyrettik balıkhanede.

      Sırtlarında semerle dolaşan şehir hamallarını görünce şehirde yaşamanın zorluğunu iliklerimize kadar hissettik. Elleri nasırlı,  ayakkabı boyayan ***n giyimleri kuşamları çok perişandı. Belli ki biz köyde yaşayanlardan daha fakirdiler. Çöplüklerden  kağıt ve boş meyve kasası toplayan gariban kadınlar gördük.”Uşuğum  bir ekmek parası “ diye dilenirken bazen horlanan yaşlı adamlar, gencecik ruhumuzda derin izler bırakmıştır. Şehrin bu yüzünü gördükten sonra köyümüzün daha medeni olduğunu insanlarmızın daha saygılı ve  daha bilgili olduğunu keşfettiğimi söylesem abartmış olmam. .
      Yazımın burasında sizleri sıkmama adına, İstanbula geldiğim ilk yıllarda (1976) Yazko edebiyat dergisinden ezberlediğim bir şiirden aklımda kalanları paylaşayım sizlerle;
                             “ Şaşkınlığın toprağına uzanan
                              Tek dallı bir ağaçtan
                               Sanki döne döne düşen yapraktım
                               Vapurdaki İstanbullu söylemeseydi
                               Martıyı deniz seven güvercin sanacaktım

                               Mavilik te beyaz çiçek açarmış
                               Köpük biçiminde öyle kocaman diye
                               Çığlık attığımda gülmüştü kızlar
                               İnce beyaz giysilerin içinde”                                     Devamı var



   
Logged
Sayfa: [1]   Yukarı git
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

Powered by SMF 1.1.7 | SMF © 2006, Simple Machines LLC
Seo4Smf v0.2 © Webmaster's Talks