sedatonar
Yeni Üye
Karma: 0
Offline
Mesaj Sayısı: 6
|
 |
« : Ocak 24, 2008, 04:24:14 am » |
|
Karadeniz’de dağlar kıyı boyunca hep denize paralel uzanır. Birkaç kilometrede bir de bu dağların arasından Karadeniz’e adeta birer köpük şelalesine benzeyen dereler akar. Kimi dereler Karadeniz’i diğer bölgelerden ayıran sınır hattının dibinden gelen kaynaklardan, kimileri de kıyıya yakın dağların koyaklarındaki kaynaklardan beslenir. Ama ne olursa olsun zümrüt yeşilindeki dereler Karadeniz’in karanlık sularına bir noktada buluşur. Karadeniz sahil yolundan Trabzon’dan Rize’ye doğru giderken Sürmene girişinde Sürmene Deresi karşılar sizi. Yaz kış durmadan akar. Derenin açtığı vadi her daim yeşillikler içindedir. Dereye Köprübaşına kadar onlarca minik dere karışır. Bu vadiye paralel dar bir asfalt yol sizi Sürmene’den Köprübaşı’na kadar eşsiz yeşillikler içerisinde götürür. Bir taraftan yeşilin binbir tonu, diğer taraftan derenin köpükle karışan suları size cennette yaşıyormuşsunuz hissi verir. Yol boyunca dağların yamaçlarına doğru baktığınızda fındık ve çay bahçelerinin içinde birbirinden yüzlece metre uzakta yapılmış, ama bütün yamaçları kaplayan ahşap evler görürsünüz. Yeşillikler içerisinde, rutubete karşı fırınlanmış ağaçların kahverengi ve kızıl renklerinden oluşan bir tablo cümbüşü buraların gerçek değil, adeta tablo yapmak için tasarlanmış birer dekor olduğunu düşündürür size. Erdoğan Özkılıç işte böyle bir tablonun içinde 1976 yılında Trabzon-Köprübaşı’nın Büyük Doğanlı köyünde doğdu. Yıllarca köyünün dışında bir dünya olabileceğini, hatta ağaçsız-yeşilliksiz bir toprak parçasının olabileceğini hayal dahi edemedi. O’na göre yeşil yaşamdı, nefes alıp vermeydi, dünyanın ta kendisiydi. Ömrü boyunca çevresindekilere köyünün, Karadeniz’in yeşilliklerini anlatıp durdu. Hayat şartlarının zorlamasıyla daha çocuk yaşta Bursa’ya taşındılar. Bursa’da da yeşilliklerden uzaklaşamadı. Yeşil bir dünya O’nun kaderiydi sanki. Ta ki, askerliğini yapmak için 1997 yılında Elazığ’a gelene kadar...
Elazığ-Tatvan arasındaki demiryolu aynı Sürmene’den Köprübaşı’na giden ve dereye paralel devam eden karayolunu andırır. Elazığ’dan Muş’un Kale istasyonuna kadar demiryolu ile Murat Nehri birbirine paralel akar. Murat Nehri’nin oyduğu derin vadilerdeki demiryolu yinellikle tüneller veya köprülerden geçiş sağlar. Müthiş coşturucu bir manzara size seyahatinizde eşlik eder. Bu coşkulu tren yolculukları bu bölgelerde terörün artışına paralel olarak zamanla kabusa dönüşmeye başladı. Van Gölü ekspresi seferleri 1990’lı yıllarda iptal edilerek demiryolu sadece yük trenleri tarafından kullanılan bir hat haline dönüştü. Önceleri birkaç yük trenine saldırı olunca, trene zırhlı furgonlar eklenip Jandarma Komando timleri tarafından sefer güvenliği sağlanmaya başlandı. İşte Erdoğan Özkılıç’ın kaderi de Sürmene Deresi ile Murat Nehri’nin akışına benzer şekilde aka aka Elazığ Jandarma Komando Özel Harekat Grubuna kadar geldi. Erdoğan timde makineli tüfek nişancısıydı. Timi ile devamlı Elazığ-Tatvan arasında gidip gelen yük treninin güvenliğini sağlıyordu. Her zaman trene Elazığ’ın Koavancılar ilçesindeki Yarımca istasyonu’ndan biner, Tatvan’a kadar yük trenini götürür, burada bu treni bırakıp, Elazığ’a dönüşe başlayan başka bir yük treni ile geri dönerlerdi. Trendeki zırhlı furgonlardan çevreyi görmek çoğu zaman çok zordu. Her furgonda sadece gözetleme yağmaya ve silahın namlusunu çıkarıp ateş etmeye yarayan küçük mazgal delikleri dışında başka bir pencere yoktu. Erdoğan Karadeniz çocuğu olmasının verdiği bir iç güdüyle devamlı ayakta seyahat ederek, küçücük mazgal deliklerinden Murat Nehrine bakar ve içindeki deniz özlemini gidermeye çalışırdı. 13 Haziran 1997’de Elazığ’dan Tatvan’a başlayan görevin bu çılgın Türk’ün son yolculuğu olduğunu kimse bilmiyordu. Tatvan’a gidildi. Tren değiştirilip, dönüşe geçen diğer trenle 15 Haziran sabahı erken saatlerde Elazığ’a dönüşe geçildi. Güneşin sıcaklığı zırhlı furgonun içini adeta cehenneme çeviriyor. Tim personeli buram buram terliyordu. Erdoğan lokomotiften sonraki ilk furgondaydı. Diğer tim ise trenin son kısmındaydı. Tren Bingöl’ün Genç ilçesi istasyonu’ndan sonra rayların eski olmasından dolayı saatte 30-40 kilometre sürate düştü. Murat Nehri’nin kenarından devam eden demiryolunun seyahat güvenliği işte bu noktadan sonra başlıyordu. Özellikle Akdağ’ın eteklerinden geçen hat çok güvenlikli değildi. Dikkat edilmesi gerekiyordu. Bu noktadan sonra tim personeli devamlı gözetleme yaparak dışarıdan gelecek bir saldırıya karşı elleri tetikte olurdu. Tren Genç’ten Suveren’e kadar sorunsuz ulaştı. Asıl mesele zaten Suveren’den sonrasıydı. Tüneller, yüksek köprüler birbirini takip ederdi. Tren çoğu zaman tünelden çıkıp, Murat Nehri üzerine kurulmuş 20-25 metre yüksekliğindeki köprülerden geçerdi. 15 Haziran 1997 günü saat 17 sıralarında Suveren tren istasyonu geçileli henüz 10 dakika olmamıştı ki, tam bir tünelden çıktıkları sırada büyük bir patlama ile tren sarsıldı. Daha patlamanın tozu yatışmadan yolun kenarındaki mevzilerden yoğun bir terörist ateşi başlamıştı. Öndeki lokomotif raydan çıkarak yan yatmış, lokomotifin arkasındaki Erdoğan’ların zırhlı furgonu ise tünel çıkışında kalakalmıştı. Tünelin ağız kısmına yerleşmiş olan diğer bir grup terörist ise arkadaki zırhlı furgon timleri yardıma gelmesin diye iki makineli tüfekle tünelin karanlığına doğru amansızca atış yapıyorrdu. Erdoğan ilk şoku atlatınca, hemen makineli tüfeğinin namlusunu mazgaldan çıkararak dışarıya doğru ilk şok ateşini açtı. Daha 20 mermi atmadan dışarıdan gelen bir terörist mermisi Erdoğan’ın makineli tüfeğinin namlu kilidine isabet etti. Makineli tüfek ateş edemez hale gelmişti. Erdoğan hemen makineli tüfeği elinden bırakarak diğer arkadaşlarına mermi vermeye başladı. Aynı anda tünelin üst kısmından zırhlı furgonun üzerine atlayan teröristlerden bir kaçı ellerindeki el bombalarının pimlerini çekip mazgal deliklerinden içeri atmaya başladılar. Erdoğan furgonun içine düşen ilk el bombasını görüp cesaretle aldı ve furgonun içerisindeki tahliye deliğinden dışarı attı. Ardından ikinci el bombası, ardından üç, dört, beş... Toplam beş el bombasını tek tek eliyle alıp tahliye deliğinden bırakarak yanında bulunan diğer 14 arkadaşının hayatını kurtarmıştı. Altıncı el bombasının geliş açısı bombanın Erdoğan’ın 3 metre ötesine düşmesine neden olmuştu. Nefes nefese olan Erdoğan bombayı tahliye edemiyeceğini anladı. Hiç düşünmedi. Kendini süratle bombanın üzerine atıp, bombanın üzerine kapandı. Erdoğan’ın bombanın üzerini kapanması ile patlaması arasında bir saniye geçmedi... Trabzonlu Erdoğan ÖZKILIÇ o gün 14 Mehmetçiği kurtardı. Kendi canını kurtarmak için refleksle furgonun diğer köşesine atlayabilirdi. Yapmadı. Erdoğan’da bombanın üzerine atlarken gözünün önünde bir ışık seli oluşmuştu...Erdoğan bombaya değil, o ışık selinin içinbe atlamıştı. Işık selinin içinde Erdoğan’a kendinden önce giden şehitlerin kolları uzanıyordu. Bir an önce Erdoğan’ı alıp rahmet melekleri ile birlikte O yüce makama çıkarmak için... Erdoğan’ın mezarı Bursa’da. Hiç kimse O’nun “Şu Çılgın Türkler”den biri olduğunu biliyor muydu? Bursalılar.. Erdoğan Erkılıç’ın mezarına giderseniz belki sizde mezardan gökyüzüne uzanan ışık selini görürsünüz... Erdoğan en büyük sevdası olan yeşilliklere tam yirmi yaşında kavuştu. Hiçbir zaman ayrılmamak üzere... Ya siz şimdi kaç yaşındasınız?
|