Bu manastıra Maçka'yı
14 km geçtikten sonra iki yolla gidilmektedir. Birinci yol; Kiremitli
kahvelerinden yaklaşık 500 m . sonra sağa ayrılan, yeni yapılmış
stabilizedir. Diğeri ise; Kiremitli köyünden vadiye inip, vadiden 2,5-3
saatlik yaya gidilmesi gereken yoldur. Fakat bu yol zahmetli ve daha uzun
olduğu için tercih edilmez. Birinci yol daha iyi ve emindir. Manastıra giden
yol dik olmasına karşın, çam ormanlarının içinden geçip, güzel çiçek
kokularını teneffüs ederek bakir manzarayı görünce, bu zahmete gerçekten
değdiğini anlarız. Yolun sonunda manastır binası karşıdan bütün ihtişamıyla
gözükür.
Yapının, Vazelon
ismini kurulmuş olduğu “Zabulon Dağı” ndan aldığı görüşü kuvvetli
ihtimaldir. Manastır ıssız, sakin yerde seçilmesi, ona daha kutsal bir hava
vermek istenmesindendir. (bu gibi yapıların Trabzon ve çevresinde, evvelce
Hıristiyan Halk tarafından içinde kutsal bir suyun bulunduğu “Ayazma”
etrafında yahut yakınında kurulması önemli etkenlerden birisi olmuştur).
Çoğu araştırmacı
yapının tarihini kesin olarak vermemekle birlikte; bazıları ilk inşa
tarihini MS. 270 , bazıları MS. 317 olarak belirtir.
Manastır, Yahya
Peygamber'e adanmıştır. Fakat ilk kuruluşu ile bugüne kadar çeşitli
değişiklikler geçirdiği kesindir. (527-565) yılları arasında Justinyen
tarafından tamir ettirilmiştir. 644 yılının Şubat ayında hücreler tamamen
tamir edilip, kütüphanesi zenginleştirilmiştir. 702 yılı ile onu izleyen
yıllar içinde esaslı şekilde yenilenmiştir. Vazelon Manastırı, 13. yüzyıldan
20. yüzyıla kadar Maçka'nın ekonomik, sosyal ve kültürel hayatında
etkinliğini sürdürmüştür. 14. yüzyılda sahip olduğu arazi ve geliri 1890
yılına kadar yirmi köyde devam etmiştir.. Vazelon Manastırı vaktiyle bölgede
bulunan manastırların en yetkilisi ve zengini durumundaymış. Bir rivayete
göre; Vazelon geliri ile bir Sumela Manastırı daha yapılabilirmiş. Manastır
19. yüzyılda etraflıca onarılmıştır. Binayı batı kısmındaki merdivenle
girilmektedir. Merdiven basamakları kırık olduğundan, yukarı çıkarken
dikkatli olmak gerekir.
Bugün zemin kat kısmı
sağır kapı ve pencereler ile kapalıdır. Fakat birince kata bahsedilen
merdivenle çıkıldığında, küçük bir antre ile karşılaşırız. Bu kısmın sağında
ve solunda iki dar koridor vardır. Bu koridorlara sağdan ve soldan üçer
olmak üzere toplam altı oda açılmaktadır. Odaların tavan kısımları ahşap
olduğundan günümüze gelememiştir. Girişteki ek kısmın 19. yüzyılda yapıldığı
sanılmaktadır. Çok pencereli çok pencereli bir karaktere sahip, sert
taşlardan ibarettir.
Manastırın asıl eski
bölümüne evvelce ahşap bir merdivenle çıkıldığı için, bu merdiven halen
yoktur. Diğer kata geçmek için tırmanarak, yahut alt katta bulunan gizli
dehlizlerden sürünerek varılabilir. Tournefort, bu manastırı ziyaret
sırasında bahsettiği merdiven bu kısımda olsa gerek. “Buradaki keşişler,
manastıra ilkel olarak yapılan bir merdivenle çıkarlar. Bu merdiven; gemi
direği büyüklüğünde, iki meşe ağacı gövdesinden ibarettir. Bunlar duvara
yaslanır. Bunların yardımı olmaksızın, ben binaya çıkabilmek için iyi bir ip
cambazı olmalıydım” diyor.
Eski manastır bölümüne
çıkıldığında, bazı bina kalıntılarına rastlanır. Soldaki büyük kısmın yemek
salonu, ona bitişik olanın ise manastır görevlilerine ait olduğu
sanılmaktadır. Sağdaki binalar ise; su kanallarından anlaşıldığına göre
mutfak ve yemekhane idi. Bunların yukarısında üzeri tonozla örtülü büyük bir
su sarnıcı bulunmaktadır. Bunun yanıbaşında ise üç nefli bir Bizans kilisesi
bulunmaktaydı. Kilisenin apsis kısmında nişler halen mevcut olup, girişi
kuzeydendir. Batısında bulunan iki kapının açıldığı mağara hücresi,
manastırın ilk kiliseciği için uygun yerdir. Kilisenin kuzey dış duvarındaki
freskler, son hüküm (mahşer günü) , İsa'nın bin yıllık denilen kürsüsünün
hazırlanışını, cennet-cehennemi tasvir ederler.
Manastır ve
bölümlerinin üzerleri ahşap olduğundan bugün çürümüş ve yıkılmıştır. Bina
1923 yılında terkedilmiştir.

