
|
Of
İsminin kaynağı nedir?
Of isminin nereden geldiğine dair Yunan ve Türk resmi siyasi tezlerini
yansıtan üç asılsız iddia vardır.
Birinci iddia: Yunanca Ofis (yılan) kelimesinden türediğidir. Bölgenin
parçalı bir arazi yapısına sahip olması nedeniyle solaklı nehrinin tıpkı bir
yılan kıvrımı gibi şekil almasından dolayı bu ismin verildiği
söylenmektedir.
İkinci iddia: Eski çağlarda yörenin Turani(?) kökenli ve silah yapımında
oldukça usta olan boylarla meskun olması dolayısıyla, isminin de Güney
Sibirya Türklerinde silah anlamına gelen "Op" kelimesinin halk arasında "Of"
şeklini aldığı rivayet edilmektedir.
Üçüncü iddia: Kuman menşeli "Ofşin" ya da "Afşin" ( anlamı, hiddetli bir
tavırla vatanını korumak ) kelimesinin giderek halk arasında Of şekliyle
anılmasıyla türemiştir.
Ancak bu ve benzeri yakıştırmalar gerçekçi ve bilimsel değildir, zira bir
nehrin yılan gibi kıvrıldığını, Of kasabasının bulunduğu yerden, yani onun
denize döküldüğü yerden görebilmek mümkün değildir. İkinci ve üçüncü iddiada
adı geçen topluluklar da yöre tarinde hiçbir zaman etkin olmamışlardır.
Bu konudaki uydurma tezlerin kaynağı; 1125 - 1210 yılları arasında
Gürcüstan'dan gelerek Of'a ve Trabzon'un doğu tarafında yoğun oranda
yerleştiği iddia edilen Hrıstıyan Kuman Türkleri(?) tezidir.Tarihin hiçbir
döneminde "Kuman Türkleri" diye bir tabir kullanılmamış olsa da bu yöndeki
iddialar Mehmet Bilgin'nin "Doğu Karadeniz, İnsan ve Kültür" adlı kitabı ile
Haşim Albayrak'ın "Doğu Karadeniz'de Etnik Yapılanmalar ve Pontus" adlı
kitaplarında öne sürülmüştür, ancak bu kitaplarda hiçbir bilimsel, tarihsel
yazılı belge ve referans ortaya konulamamıştır.
"Gerçekte Antik çağ yazılı kaynaklarında Of "OPIUNTE" adıyla geçmektedir ve
eski Lazca "OPUTHE"=(Yerleşim yeri; köy) anlamını ifade eder. Trabzon Of ve
hinterlandında Lazlarin arkaik öncülleri olan Kolkh ve Tzan kabilelerini
yaşadığı tarihsel tanıklıklarla sabittir.
Bir rivayet ise soyledir. Ruslarin rahat rahat ilerledigi bi ortamda of' da
takilmalari ve buyuk kayiplar vermeleri zamanin komutanina of cektirmis ve o
tarihden itibaren of olarak anilmaya baslanmistir.
Tarihçe
Doğu Karadeniz Bölgesinin tarihi ve
özellikle bölgenin en önemli şehri olan Trabzon'un tarihi ele alındığında,
batılı tarihçilerin büyük bir çoğunluğu bölge tarihinin Yunan kolonileriyle
başladığını vurgulamaktadırlar. Halbuki bölgeye Yunan kolonileri gelmeden
önce birçok tarihçinin de belirttiği gibi bölgede yerli kavimler bulunmakta
idi. Bu insanlar muhtemelen en eski çağlardan beri bu toprakların yerlileri
olarak Doğu Karadeniz Bölgesinde yaşamaktaydılar. Bölge muhtelif zamanlarda
Yunanlılar tarafından işgal edilmiş ve kısa süreli koloniler kurulmuştur. Bu
koloni idareleri, yerli halkı kapsamıyordu. Bu koloni devletlerinin en güçlü
oldukları zamanlarda bile hükümranlıkları ancak bulundukları surlar içinde
sınırlı kalmıştır. Sur dışında yaşayan yerli kabileler bağımsız topluluklar
olarak yaşamışlardır.
Bölge, Roma İmparatorluğunun parçalanmasıyla Doğu Roma olarak bilinen
Bizans'ın payına düşer. Bu hakimiyet, 1204 yılında Latinlerin İstanbul'u
işgal etmesine kadar devam eder. Bu tarihten sonra 1461 yılına kadar (Fatih
Sultan Mehmet'in Trabzon'u fethi), yine Bizans İmparatorluğunun uzantısı
olan, Bizans hanedanı Komnenosların kurmuş olduğu Trabzon Rum Devleti'nin
egemenliğinde kalır. 4. yy. başlarında Hıristiyanlığın Roma İmparatorluğu
tarafından resmi din olarak kabul edilmesiyle, bu din halk arasında hızla ve
serbestçe yayılmaya başladı. Daha önce Doğu Karadeniz'de yaşayan kavimler de
Hıristiyanlığa geçmeye başladılar. Hiristiyanlaşan bu kavimler tedrici bir
şekilde Doğu Kilisesi'nin resmi dili olan Yunanca'yı öğrenmek zorunda
kaldılar. Özellikle 10. yy. dan sonra Papazların telkinleriyle bu dili
konuşmak daha da yaygınlaştı. Zira Papazlar "İncil'in dili dışında bir dilde
konuşulan her kelime cehenneme gitmek için işlenen bir günah olarak
hesaplanacaktır" şeklinde telkinlerde bulunmakta idi. Bu durum, yerel halkın
kendi dilleriyle karışık bir Yunanca ya da halk arasında bilinen adıyla
Rumca konuşulmasına neden olmuştur. İzlenen bu Bizans siyaseti, yerel
dillerin, inançların ve geleneklerin büyük bir çoğunluğunun belleklerden
silinmesine, kısaca yerli unsurların asimile olmasına neden olmuştur.
12. asırda Çepni Türkmenleri Doğu Anadolu üzerinden göç ederek Doğu
Karadeniz'e yerleşmiştir. Trabzon'un batı bölgelerine yöresine yerleşen
Çepniler alevi inancına mensuptular ancak hiçbir zaman Trabzon'un doğusuna
ve Of yöresine yerleşmediler. Öz Türkçe isimler kullandıkları Trabzon Rum
devletine ait belgelerden ve Osmanlı arşivlerinden anlaşılmaktadır.
Yönetim
Of Belediyesi 1874 yılında kurulmuş köklü bir belediyedir. Kuruluşundan
bugüne kadar geçen 132 yıllık süreç boyunca Of'un büyük ailelerinde olan
Sarıalioğlu (Saral) Ailesi tarafından yönetilmektedir. Aile, Rus işgaline,
askeri darbelere -ki 12 Eylül 1980 darbesinde tüm belediye başkanları
görevlerinden alınmıştır- ve Türkiye'deki her türlü siyasi değişimlere
karşın iktidarını sürdürmüştür. Of'un en büyük bulvarı olan Atatürk Bulvarı,
Başkan İsmail Sefa Sarıalioğlu tarafından yapılan düzenlemede pek çok
kişinin haklarından feragati sayesinde oluşmuştur. Karadenizin ilk ve tek
bayan belediye başkanı olan Semahat Sarıalioğlu 1998-1999 yılları arasında
şehirde başarıyla görev yapmıştır.1999 yılından itibaren de belediye
başkanlığı görevini Oktay Saral yürütmektedir.
İşgal ve direnişler [değiştir]Ruslar, 24 Şubat 1916'da Rize'yi, 15 Mart
1916'da Of'u, 18 Nisan 1916'da Trabzon'u işgal ettiler. Ruslara karşı ilk
önemli direniş Of ile Rize arasındaki Baltacı Deresinde olmuştur. Bu direniş
yaklaşık bir ay sürmüştür. Of'un işgaliyle Solaklı Vadisinde bir direniş
meydana geldi. Ruslar bu direnişi kırarak Soğanlı ve Demirkapı geçitlerinden
Bayburt'a inmeyi düşünüyordu. Rusların bu tasarısı ilk aşamada pek faydalı
olmadı. Zira bölgenin gerçek sahipleri olan Türkler, Rus kuvvetlerine büyük
kayıplar verdirdiler. Fakat sayıca üstün olan Ruslar bir süre sonra
Çaykara'nın aşağı köylerini işgal etmeye başladılar. Yöre halkı kıyıdan
uzakta olduğu için daha çok dağlık kesime, iç kesimlere doğru çekilmek
zorunda kaldı. Bu çekilme sırasında direnişlerine devam etmişlerdir. Geri
çekilen askerler Of'un bütün köyleri ve yakın kazalardan toplanan gönüllüler
ile Trabzon Hapishanesindeki mahkumların da izin alarak, müfreze halinde
gönüllü olarak katılmalarıyla Baltacı Deresinin batı yanında Ruslara karşı
savunma hattı oluşturuldu.
Savaşın en şiddetli günleri:
07 Mart 1916 : Düşman ilk saldırıya başladı. Düşman Baltacı Deresinden geri
atıldı. 26 şehit verdik.
08 Mart 1916 : İki gün sürdü. Düşman geri püskürtüldü.
10-11 Mart 1916 : Düşman karadan ve denizden saldırdı, her tarafı yaktı. 200
kumandan 380 şehit verdik.
12 Mart 1916 : 11. Alay Sürmene'ye nakledildi. Kelali tepelerinde verilen
mücadelede başarısız olundu. Göç başladı.
13 Mart 1916 : Rus donanması savaşa girdi.
14 Mart 1916 : Düşman 600 ölü, 800 yaralı verdi. Baltacı deresi kana
bulandı.
15 Mart 1916 : Ruslar donanma sayesinde karaya asker çıkarmaya devam etti.
Rus ordusu sivil halkın üzerine yüklenmiş ve 15 Mart 1916'da Of'a girmiştir.
Ruslar Solaklı vadisinden yukarıya doğru giderken Of'lu halk mücadele
ettiyse de; İspir'e asker çıkarılmasıyla Of işgal edilmiş oldu. 20 Nisan
1916'da Ruslar Madur Dağı'nın güneyinde Leman Suyu ve Öküzlü Yaylası'na
kadar ilerledi. Bayburt'taki 3. Ordu, karşı taarruza geçerek Sürmene-Of
istikametinde denize ulaşmayı, Rus ordusunu imha etmeyi ve Trabzon'u
kurtarmayı planlıyordu. Hazırlıklarını tamamlayarak 1916 yılının Haziran
ayında harekete geçti. 22 Haziran'da Sultan Murat-Pistoklu Hanları
arasındaki 60 km'lik mesafede gece baskınları düzenlendi. 23 Haziran 1916'da
çoğu Çanakkale'den dönen Miralay Kazım komutasındaki birliği Rusların keşif
kolunu Yurt Yaylası'nda süngüden geçirmiştir. İkinci büyük taarruz Sultan
Murat Tepesinde başladı. Topçu ateşi desteğiyle Rusların bütün siperleri ele
geçirildi. Burada Ruslara büyük zayiat verdirildi. Rusların kayıpları
1000'den fazla ölü ve çok sayıda esirdi. Daha önce birliği ile birlikte
burada şehit olacağını rüyasında gören Seyfeddin Bey ve kahraman
Mehmetçiklerimiz Şüheda tepesini Ruslardan almıştır. Fakat bir subay, bir
astsubay ve 70 er şehit verdik. Haziran ayının 27'sinde Harmantepe-Kabanbaşı
hattında 36 saat devam eden mücadelede 60. Alayımız 7 zabıt ve 150 er şehit
vererek Rusları geri püskürtmüştür. 12 Şubat 1918'de, Vehip Paşa
komutasındaki 3. Kafkas Ordusu ileri harekata girişti. Trabzonlu Albay Hacı
Hamdi Bey komutasındaki 37. Tümen, Giresun'daki 123. Alay ile takviye
edilerek Trabzon üzerine yola çıktı. Bölgedeki çeteleri temizleyerek
ilerleyen birlikler, 15 Şubat 1918'de Vakfıkebir'i, 17 Şubat 1918'de
Akçaabat'ı geri aldılar. Birkaç gün içinde çevreyi temizleyerek Trabzon'a
girdiler. 24 Şubat 1918'de Trabzon Ruslardan geri alındı. Doğuya doğru
ilerleyen Türk birlikleri 28 Şubat 1918'de Of'u düşmandan geri aldı.
Karadeniz Türkmenleri
1057 yılında da Türkmenlerin öncüleri Doğu Karadeniz'e ulaşmışlar ve
akınlarını kıyılara yoğunlaştırmışlardır. Sonuçta da 1072 yılında Trabzon
Türkler tarafından fethedilmiştir. 3 yıl süren bu yerleşimden sonra Trabzon,
yeniden Theodor Gavras tarafından geri alınır. 1280'li yıllarda Çepni
Türkleri büyük bir kitle olarak Doğu Karadeniz Bölgesi'ne yerleştiler.
Türklerin bu yoğun akınları Rumları kalelere çekilip sığınma zorunda
bıraktı. Zaten buralarda yoğun Rum kitleleri yoktu. Bölge ağırlıklı olarak
Hıristiyan yerlilerden oluşmakta idi. Bunu Trabzon Rum Devletinin resmi
Kilise kayıtlarındaki yerli kişi isimleri ve bölgede yer alan bazı yerli
kökenli yer adları kanıtlar niteliktedir.
Günden güne büyüyen ve gelişen şehri, tarih boyunca Trabzon'a bir geçit ve
Trabzon'un en önemli ilçelerinden biri olmuştur.
Coğrafya
İlçe; toplam alanı 330 km², ortalama rakımı 10 metre olan, tabiatın bütün
özelliklerini sergileyen, deniz ve karanın bütünleştiği eşsiz doğal
güzelliklere sahip bir alan üzerinde kurulmuş şirin bir ilçedir.
Trabzon'un yaklaşık 52 km doğusunda olan ilçenin, doğusunda Rize ili,
batısında Sürmene ilçesi, güneyinde Hayrat ve Dernekpazarı ilçeleri,
kuzeyinde Karadeniz bulunmaktadır.
Yörenin en büyük akarsularından Solaklı Irmağı'nın taşımış olduğu alüvıyal
yığıntıları kıyıda biriktirerek meydana getirdiği düz ve fazla geniş olmayan
bir alan üzerine kurulmuş bir sahil yerleşim birimidir. Çaykara ve Of
ilçelerini birbirine bağlayan karayolu ilçeyi ikiye ayırır.
Daha eski yerleşim yeri olan Solaklı Deresi'nin doğusundaki merkez, genel
olarak ilçedeki idari birimlerin yer aldığı alandır. Yeni yapılanmalarla
Solaklı Deresi'nin batısındaki alan da gelişmiştir. Bu alan ilçe
sakinlerince Kalyon Mevkii diye adlandırılmaktadır.
İlçenin yerleşim yerinin kuruluş alanı dar ve düz biçimde devam ettiği
halde, hemen arka kısmında dağlar birden bire yükselmekte, geçişi ve
yükselmeyi engelleyici çok eğimli bir dağ sisteminin geldiği dikkat
çekmektedir. Bu heybetli yükselişle dağlar, yeşilin tonlarının hepsini
sergileyen bir güzelliğe sahiptir. Güneye doğru gidildikçe bu renk armonisi
çok daha dikkat çekmektedir.
İklim
Doğu Karadeniz Bölgesi'nin iklim tipi özelliklerine sahiptir. Yağışların her
mevsimde bol olması ve sürekliliği, yöre iklimini etkiler. Yağışın en fazla
olduğu dönem Sonbahar mevsimidir.
Denizin düzenleyici etkisi termostat görevi gördüğünden, hem günlük, hem
yıllık sıcaklık farklılıklarının fazla olması önlenir. Yaz aylarında fazla
sıcak olmadığı gibi, kış aylarında da dondurucu soğuklar görülmez. Her
mevsim yağışlı, yazları serin, kışları ılık geçer.
Ardındaki dağların birden yükselmesi dolayısıyla yamaç yağışları
gerçekleşir.
Rüzgarların esiş yönleri ve şiddet dereceleri mevsim özelliklerine bağlı
değişiklikler gösterir. Genel olarak Lodos, Poyraz ve Kıble rüzgarları
görülür.
Akarsular
İlçe yerüstü kaynakları bakımından zengin bir yöre özelliğindedir. Dağların
denize paralel olarak uzanması yüzünden akarsular, sadece kuzeye bakan
yamaçlardan denize doğru akar.
Güneyde bulunan yüksek dağların yamaçlarından çıkan akarsular, sert akışlı,
dar boğazlar içinden geçerek, derin vadiler boyunca denize ulaşırlar.
Başlıca akarsular;
Solaklı Deresi
Baltacı Deresi
İkizdere
İvyan(gelincik) Deresi
Bitki örtüsü
Yörede bol yağış olmasından dolayı gür orman alanları mevcuttur. Yöredeki
orman örtüsünün kendi kendini yenileyebilme özelliği vardır. Kesilen
ağaçların yerine yenileri dikilmeden orman örtüsü kendi kendine büyüyüp
gelişebilmektedir.
Kıyı şeridinde orman yerine küçük ağaç toplulukları göze çarpar. Burada en
yaygın çeşit olarak fındık, taflan, kızılcık, üzüm, muşmula, defne gibi
küçük ağaçlar ile çalı ve sarmaşıklar yetişir. Bunun yanında narenciye
ürünlerine rastlamak da mümkündür. Kıyı şeridinde nüfus yoğunluluğunun çok
olmasından dolayı doğal bitki örtüsü tahrip edilmektedir.
Denizden 300-400 m yüksekliğe kadar olan yerlerde kızılağaç, meşe, kestane,
ceviz vb. olan orman tiplerine rastlanır. Daha yükseklerde ormanlar alan ve
büyüklük olarak birleşir. Dağların denize bakan ve daha nemli olan kuzey
yamaçları daha yeşildir. Yükselti 600-800 m.yi aşınca yüksek dağların etek
ormanları gözükmeye başlar. Bu ormanlarda en yaygın olan türler; kışın
yapraklarını döken meşe, gürgen gibi ağaçlardır. Ancak bu tür ormanların
önemli bir kısmı orman kazanmak amacıyla insanlar tarafından tahrip
edilmiştir.
Yükseklik arttıkça dağ ormanları ortaya çıkmaya başlar. Bu yükseklik 1200
m.ye gelene kadar yapraklı ağaç çeşitleri ormanları meydana getirir. Bunlar
arasında en çok meşe, kestane, şimşir, kızılağaç ve ıhlamur ağaçları göze
çarpar. 1200-1600 m. arasında orman çeşitleri yapraklı ve iğneli ağaçlardan
oluşan karışık ormanlardır. 1600 m.den sonraki yükseklik kuşağında çam,
ladin ve köknar gibi ağaçlardan meydana gelen iğneli ormanlar göze çarpar.
Bu ormanlar 2000-2300 m.ye kadar uzanır. Daha yüksek yerlerde ormanlar
kaybolur yerini çayırlar ve dağ otlakları alır.
Genellikle sık ormanlar 1200-1600 m. aralarında yer alır. 1600 m.den yüksek
olan yerlerde en çok çam ormanları görülür.
Arazi durumu
İlçenin yüzölçümü 330 km² olup, ortalama rakımı 10 m.dir. İlçenin önemli
akarsuları Doğu Karadeniz Dağları'nın kuzey istikametinde doğup ilerledikçe
yan kollar alarak büyüyen Solaklı, Baltacı ve İkizdere birbirlerine paralel
olarak Karadeniz'e dökülür. Bu dereler ve yan kolları Karadeniz Dağları'nın
ilçe sınırları içinde kalan bölümünü yine birbirlerine paralel şekilde
bölmüştür.
Böylece ilçe arazisi, sahilden güneye doğru giderek yükselen fakat doğu-batı
yönünde birbirine hemen hemen paralel derin vadiler şeklinde engebeli bir
konum içerisinde bulunmaktadır. Bu vadiler arasında yanyana uzanan sırtlar
ya da yöre ağzıyla "Kıran"lar sıralanır.
İlçe güneyindeki bu dağlık bölgenin eteklerinde çeşitli yüksekliklerde plato
ve yaylalar bulunur. Bu platoların kuzey yönlerinde denize doğru alçalan ve
özellikle vadi yamaçlarında ormanlar yer almaktadır. Esasen bol yağış alan
yöre, bitki örtüsü bakımından da zengindir. Hemen her çeşit ağaç, çoğunlukla
da kendiliğinden yetişerek, bölgeye orman görünümü vermektedir.
Tarım
İlçede, nüfusun önemli bir kısmı tarım sektöründe çalışmaktadır.
Elde edilen başlıca tarım ürünü çaydır. Çay, ayrıca bölgenin başlıca geçim
kaynağıdır. İlçe arazisinin engebeli oluşu ( % 75 ) bölgede modern tarımın
yapılmasını engellemektedir. Bu da, toprağın ve iklimin elvermesiyle, çay
tarımının önünü açmaktadır. Ayrıca fındık tarımı da bölgenin geçimini
sağlayan tarım ürünleri arasındadır. Diğer üretilen ürünlerinin çoğu ticari
amaçla değil, kendi aile ihtiyacını karşılayacak şekilde üretilmektedir.
Başlıca ürünler: Çay, fındık, mısır, patates, kara lahana, fasulye, kabak,
elma, armut, erik, üzüm, incir, kiraz, kestane, karayemiş, narenciye ve
kivi'dir.
Son zamanlarda özellikle kivi üretimine özen gösterilmekte, üreticiler
devlet tarafından teşvik edilmekte ve desteklenmektedir. Kivi, çaya
alternatif ürün olarak yetiştirilmektedir.
Hayvancılık
Bölgede;
Sürü hayvancılığı olmamakla birlikte, ahır hayvancılığı şeklinde büyükbaş
hayvancılık,
İç kesimlerde küçükbaş hayvancılığı, koyun ve kıl keçisi yetiştiriciliği,
Kümes hayvancılığı, tavuk, kaz, ördek, tavşan yetiştiriciliği,
Denize komşu olması ve Karadeniz'in verimliliği, ayrıca akarsularda yetişen
tatlı su balığı avcılığı ile, balıkçılık,
Bitki çeşitliliği, çiçeklerin bol olması, çok sayıda meyve ağaçları
bulunması dolayısıyla, arıcılık bölgede yapılan başlıca hayvancılıktır.
Yaylacılık
Yazları sıcaklıklardan kurtulmak ve hayvanlara gür otlaklar bulmak amacıyla
yaylacılık yapılmaktadır. Günümüzde bu faaliyet yerini turizm amacına
bırakmaya yönelmiştir.Hayrat Of'dan ayrıldıktan sonra,her ne kadar yaylası
kalmadıysa da eski yaylalıları kendilerini halen Of'lu olarak
tanımlamaktadır.Bunlar başlıca (BÜYÜK MESORAŞ)-SARMAŞIK,(KÜÇÜK
MESORAŞ)-GÖKSEL,(HALNUT)YENİKÖY lerdir.bunlar köy statüsünde olup bunlara
bağlı ayrıca yaylalar da vardır.Mesela Büyük harman,Kadınlar,Çunis yaylaları
gibi.
of, OF, Of, Oflu, tarih, tarihçesi , ilçe, ilçesi,
resimleri, belediye, trabzon, fotoğraflar, fotoğrafları
|
Yukarı |